25 Temmuz 2014 Cuma

Hindiba Pansiyon

 
Bazen şehirden uzaklaşayım, biraz oksijen havası alayım hatta mümkünse deniz de olsun diyor insan. Ama Ankara gibi ortada bir yerde yaşıyorsanız, haftasonu için deniz kaçamakları Amasra, Bartın bölgesi haricinde çok mümkün olmuyor. Birkaç ay önce, yine bana köy havaları lazım moduna geçtiğimde Ankara'ya yakın yerler arayışına girdim. Uzun zamandır adını duyduğum Hindiba pansiyona gitmeye karar verdik Son anda karar verdiğimiz için zaten odalar doluydu. Biz de en azından orman içinde biraz kitap okuruz, biraz yemek yeriz diye çıktık yola....

Hindiba pansiyon Mengen'e yakın bir yer. Ağaçlar arasına serpiştirilmiş evler, tahta masalar. Doğa içinde kalmak için güzel. Her yerden kedi ve köpek çıkıyor. Oranın yerleşik hayatına ayak uydurmuşlar. Yürüyüş parkurları var. Özellikle etrafta Yedigöller'i de gezmek güzel bir alternatif olabilir.

Gel gelelim yemek kısmına. Bolu civarına gittiğimizde, özellikle yol kenarında Filiz Makarna'nın restoranında yemek yeriz ve yediklerimizden çok keyif alırız. Eşim bu sefer de bildiğimiz yerde yiyelim, risk almayalım demişti. Ben de doğa içinde olsun, değişiklik olsun deyip, Hindiba'da ısrar etmiştim. Açıkçası yemeklerini sevmedik. Gelen pilav vs soğuktu, köftesi iyi değildi. Israrcı olduğuma pişman oldum, sonra yemekten keyif almayınca, kürkçü dükkanı misali adam gibi yemek yiyelim diyerek Filiz Makarna'ya gittik. Ayıla bayıla yemeğimizi yedik.

Olumsuz yorumlarım sadece yemek kısmını kapsıyor, yoksa ortam güzel, doğa içinde evler, bir odayı gördüğüm kadarıyla gayet hoş dekore edilmiş. Yemekten beklentisi olmayanlar ve doğa içinde kalayım diyenler deneyebilir diye düşünüyorum.


2 Temmuz 2014 Çarşamba

Ayvalık Yeme İçme Rehberi

Ayvalık yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Ayvalık tatilini özellikle keyif tatili diye düşünüp gittiğim için, öncesinde bloglardan nerede ne yenir diye araştırmıştım. Bu yazımda da bu araştırmaların birleştirilmesi sonucu denediğim yerleri bahsedeceğim.

Ayvalık denilince özellikle akla damla sakızlı kurabiyeler geliyor. İmren Pastanesi ve Güler Tatlıhanesi. Zaten neredeyse yan yana sayılabilecek iki dükkan. Talatpaşa Caddesi'nde yer alıyor. ikisinin de hatrı kalmasın diye ikisine de uğradım, Ayvalık'ta sürekli bu güzel lezzetler bir daha bulunmaz diye sürekli tok olmamıza rağmen yediğimiz için, kurabiyeleri hediyelik olarak aldım. Buraya kadar gelmişken meşhur lor tatlısını yedim, yaz aylarında şerbetli tatlı bana ağır geldiği için, özellikle dondurmalı istedim, dondurmayla çok güzel oldu.


Ayvalık denilince akla tabi her şehirde artık karşımıza çıkan Ayvalık tostunu yemeden dönmek olmazdı. Özellikle internetteki yorumlarda tulum peynirli olarak denenmesi gerektiği yazıyordu. Ayvalık tostçuları çarşısında Mesut Büfe'ye oturduk, hevesli bir şekilde tulum peynirli istediğimi söyledim, tulum peyniri olmadığını söylediler. Normalde salam tarzı şeyleri yoğun bir şekilde yemeyi sevmediğimden herhalde yaz günü Ayvalık tostu ağır geldi, yarısını bıraktım. Tadı bence başka şehirlerde yediğimiz ortalama Ayvalık tostlarından farkı yoktu. Belki başka büfeler denenebilir.




Tabi Ege kıyılarına gelmişken olmazsa olmazımız rakı, balık, Ayvalık üçlemesini yapmaktı, ama o kadar çok meze yedik ki biz rakı, meze, Ayvalık üçlemesi olarak bitirdik. Ayvalık'ta yıllar önce tavsiye üzerine gidip de, tatil dönüşü sırf bir kez daha yiyebilmek adına yolumuzu değiştirip, adamların dükkanı açıp temizlik yaptığı sırada biz şurada oturup, iki meze yesek de olur diye parmaklarımızı yediğimiz yere, Ayvalık Şehir Kulübü'ne diğer adıyla Yörük Mehmet'in Yeri'ne uğramadan olmazdı. Yine mezeler güzeldi, ama önceden geldiğimde daha çok iz bırakmıştı. Buraya gelmeden rezervasyon yaptırmanızda fayda var, akşama doğru boş masa kalmayabiliyor. Denizin kenarında, uygun fiyatlı, mis gibi bir yer....

Karışık kızartma, kabak çiçeği dolması, otlu börek, güveçte sıcak ot güzeldi. Karides ise bence baya kötüydü, dondurulmuş karidesti sanırım, Ege gibi bir yerde eminim çok daha iyisi yapılabilirdi.









Vedat Milor'un deneyip beğendiği "Deniz Kestanesi" nde akşam yemeğimizi yiyelim dedik, özel bir grup varmış, rezervasyonumuz olmadığı için yiyemedik, artık başka sefere...

Cunda'nın mezeleri meşhur olsa da bu sefer değişiklik yapalım dedik ve yeni açılan ve foursquare'de iyi yorumları bulunan Uno Pizza'yı denedik. İnce hamur pizza seven birisi olarak, bu pizzayı nedense sevmedim, evde yaptığımız pizzalardan farkı yoktu. Pizzacı diye illa pizza siparişi verdim, ama menü zengindi. Bence başka şeyler denenebilir, özellikle makarnalarda aklım kaldı. Limonatası da çok güzeldi. Ayrıca, servis kısmında görevli kişileri yazlık yer olmasına rağmen, özenli davranışlarından dolayı takdir ettim.


Ayvalık'ta son tavsiyem sokak lezzetlerinden midye dolma yemeniz, burada sabahtan akşama kadar midye dolma yiyebilirim, inanılmaz lezzetliler. Şimdilik Ayvalık yeme-içme kısmı bu kadar. Bir daha gidersem, yeni yerler keşfedersem yazıların devamı gelir:)




1 Temmuz 2014 Salı

Ruh hallerim...

Esasında bu sene çok sık yazı yazmaz oldum, blogu açtığım ilk günlerde her gün bir post yazarken, her yorumu anında cevaplarken şimdi ayda yılda bir yazar oldum. Arada bir takip ettiğim kişiler neler yazmış diye bakıyorum, önceden blogları okumak çok uzun zamanımı alırdı, şimdi hızlı hızlı bakıp çıkıyorum. Galiba ilk blogu açtığım dönemlerdeki sosyal medya ile şimdikinin aynı olmamasından kaynaklanıyor. Takip ettiğim insanlardan bir şekilde haberdarım, twitterdan, facebooktan, instagramdan,foursquareden....Bla bla blaaaa...Bazen başka bloggerların da aynı ruh hali ile yazdıklarını görüyorum. Instagramdan takip edin beni, blog yazmak içimden gelmiyor diye.... Galiba ben de bu moddayım, hızlı tüketme sendromu, az yazı, güncel bilgi, göz at, kapa.. oldu işte...

Kış uykusu benimki galiba...Bugüne kadar yazmama dönemindeydim yine...Bugün farklı bir şekilde yazılarımın çok farklı kişilere ulaştığını farklı kişilerden ve tesadüfen aynı günde öğrendim. Hepimiz esasında birileri okusun, hoş bir seda kalsın diye yazıyoruz. Bazen bir yorum, geri dönüş vs olmayınca sanki yazıp, boşluğa yolluyormuşuz hissi de oluyor. Bazen de böyle takip edildiğini bilince, yazdıklarının özenle okunduğunu öğrenince insan bir acayip mutlu oluyor işte:)

Bu aralar ne yaptım biraz özetleyeyim, Mayıs ayını kendini bırakma ayı seçtim adeta, acayip gazla başladığım spora gitmedim, bol bol yedim. Verdiğim kiloları aldım hem de yağdan... O kadar yeme içme ve kilo almanın üzerine yeni mekan postları gelsin değil mi? Bari bir işe yarasın:) Film izledim, özellikle hayatımın bir numaralı filmi olan "Cinema Paradiso" yu herkese öneririm, her zaman tekrar tekrar izleyebilirim. Bu aralar izlediğim Grand Budapest Hotel adlı filmi de beğendim. Bol bol "uno" denilen oyunu oynadım. Düzenli kitap okudum. Bu iki ayın kitapları "Ayn Rand"ın kitapları. Kitapların neredeyse sekiz yüz sayfa olduğu düşünülürse iki ayda ilerleyemem normal diyorum, çünkü kitaba başladığımda her seferinde koltukta uyuya kalıyorum.

Bugün yeni başlangıçlar olsun. Uzun zaman sonra ilk defa eskisi gibi programıma sadık kalarak spor yaptım, hatta pilates dersine de girdim. Missss:)

Fotoğraf ne alaka demeyin, Bozcaada'dan çektiğim eski fotoğraflardan...Basit bir sandalyeyi bile, bir dokunuşla ne kadar güzelleştirilebileceğini gösteriyor...Hayatımızı güzelleştirmenin, güzel bakmanın bizim elimizde olduğunu anımsatıyor.

Neyse işte efendim uzatmayayım, birazcık çalışkan olayım yeni postlar yazmaya başlayayım.... Takipte kalın....

Diğer mecralarda da takip etmek isterseniz:
Facebook: www.facebook.com/lulu.lulu
Twitter: https://twitter.com/birazhayatlulu
İnstagram: http://instagram.com/birazhayatlulu