26 Şubat 2016 Cuma

Gianni Maccheroni

Cuma akşamı keyifli yemek yiyelim dedik, yakın zamanda methini duyduğumuz nefis makarnaları denemeye karar verdik. Yeri Turan Güneş'in arka sokağında, Adana Sofrası'nın tam karşısında. Bambino fırın ile iç içe bir İtalyan restoranı: Gianni Maccheroni.

Mekan orta büyüklükte, fırın ile restoran birleşik, Avrupa'daki yerleri anımsatıyor. Fırın ve fırının girişindeki tatlı büfesi daha girer girmez insanın aklını başından alıyor. Bir iki basamak indiğinizde, restoran bölümüne geçmiş oluyorsunuz. Fırının adı Bambino, restoranın adı Gianni Maccheroni. Makarnacı, kendi makarnalarını kendileri yapıyorlar. Her şey taze üretildiği için, masalarda biraz gecikebilir diye ufak notlar var. Baştan sonra makarnanın yapıldığı yerde, biraz bekleme bence normal. Kaldı ki bizim gittiğimizde de alakart restoran seviyesinde siparişlerimiz geldi ne çok hızlı ne çok yavaş....

Başlangıç olarak en başta kum midye söyledik ama mevsimi değilmiş, Mart ayı itibariyle bulabilirmişiz. Biz de onun yerine mozarella tabağı söyledik. Üzerindeki sosla güzel bir uyum yakalamıştı. Oturur oturmaz ikram olarak sıcak ekmek ve zeytinyağlı zeytin geldi. Açılışımızı yapmış olduk. Önerileri dikkate alıp, lazanya ve sicilya soslu fusilli söyledik. Lazanya kendilerine has yorumla iki kere fırınlanmış. Sicilya sosu ise hissedilir derecede sarımsak, krema ve köz patlıcandan oluyor. İkisini de çok sevdik. Menüde sos ile makarnanızı kendiniz seçebiliyorsunuz. Dolayısıyla, denenecek çok şey var. Makarna fiyatları 14-20 TL arası. Porsiyonları doyurucu. Akşam yemeğiniz için salata ve başlangıç çeşitleri var. Sabahları için de kahvaltı ve tost seçenekleri mevcut.




Güler yüzlü bir hizmet aldık ve keyifli bir akşam yemeği yemiş olduk. Bu restoranı iki kardeş işletiyormuş, Ankara'da bence isimlerini önümüzdeki yıllarda daha sık duyacağız:)



Adres: Yıldızevler Mah. 713.Sk 7/A (Turan Güneş), 06610 Ankara, Türkiye

22 Şubat 2016 Pazartesi

Ankaralı Hamileler Toplandık

Bu hafta sonu çok keyifli bir etkinliğe katıldım. Yeni hamileler ile yeni doğum yapmışlar bir araya gelince, zaman nasıl geçti hiç anlamadım. Etkinliğimiz Bal Mantı'da gerçekleşti. Hem bizler için hazırlanmış güzel kahvaltı sofrasında kahvaltımızı yaptık, hem de birbirimizle sohbet etme imkanımız oldu.

Etkinliğimize Koru Hastanesi'nden Dr. Ahmet Özek katıldı. Sorularımızı içtenlikle cevapladı. Eğer hamileyseniz, bazen aklınıza normalde ne saçma soru diye düşüneceğiz sorular gelebiliyor, sonuçta içinizde büyüyen canlıdan tamamen bizler sorumluyuz. Benim de aklımda böyle sorular vardı, internete girip kendi kendimize cevap aramaktansa, işi bilen kişiden dinlemek daha iyi oldu, sağ olsun Ahmet Bey de her sorumuza içtenlikle cevap verdi. Kendisi normal doğumdan yana bir izlenim bıraktı,bu konu da benim için fazlasıyla artı puan. Hatta o günün sabahında 03:00 ile 05:00 arası doğum için hastanedeymiş. Doğumum muhtemelen başka bir hastanede olacak ama Koru Hastanesi hakkında da çok olumlu düşüncelerim oldu Ahmet Bey sayesinde.

Doktorumuzun ardından Eda Hanım da Mustela ürünleri ile ilgili bizleri bilgilendirdi ve etkinliğin sponsoru olarak, bizlere tam da ihtiyacımıza yönelik hediyeler verdi. Mustela ürünlerini çok duyuyordum, özellikle çatlak kremlerini merak ediyordum, şimdi çatlak kremini kullanmaya başladım. Bacaklarını rahatlatan jeli ise, ilerleyen aylara saklıyorum, vücudum iyice ödem tutmaya başlayınca çok ihtiyacım olacak biliyorum:)

Nazlı Hanım ile tanıştığıma da çok memnun oldum, biz sohbet ederken, bol bol fotoğrafımızı çekti. Kendisinin instagram profiline bakarsanız, birbirinden güzel fotoğrafları olduğunu görürsünüz. (Nazlibelenliphotography)

Etkinlikte hepimizi şirin kız çocuğu gibi hissettirecek, kafalarımıza şirin pembiş tokaları yapan Gonca Göçmen de sağ olsun yüzümüzü güldürdü hem de yaptığı tokalar günün hatırası olarak kaldı.


Happymilktr'de karnımızda gebelik haftalarımızı gösteren yazıları göndermiş. Esasında bu etiketler tüm hamilelere lazım. Evde fotoğraf çekilmeyi bazen atlıyorum bir de elime şu hafta, bu hafta diye yazmadığım için, haftalar karışıyor. Bu etiketler sanırım hem kolay hem de güzel bir çözüm olur:)

Bu etkinlik benim bugüne kadar katıldığım etkinliklerden en keyif aldıklarımdan oldu. Hem samimi bir şekilde sohbet edebildik, hem de aynı durumları yaşayan çok tatlı bloggerlarla tanıştım. Bu etkinliği düzenleyen ve her ayrıntının güzel olmasını sağlayan Gülsen Doğan'a ise teşekkürü ayrı borç bilirim. Kendisi hem tecrübeli bir anne hem de ikinci kez anne adayı, takip etmek isterseniz tık tık....

Bu etkinlikte hepimiz bolca konuştuk, hepimizin çokça söyleyecek sözü vardı, sanırım bu etkinliklerin devamı gelecek:)


18 Şubat 2016 Perşembe

Hamilelikte Yenmemesi Gerekenler

Hamilelikte ne yediğin kadar, ne yemediğin de önemli. İlk hamile kaldığımda bu konu ile ilgili bir çok yazı okudum. Benim gibi başka hamileler de ihtiyaç duyabilir diye özetlemek istedim.

Öncelikle çiğ etler yasak, çiğ köfte, içi pembe kalmış et, kanlı tavuk, somon füme. Eti zaten pişmiş severim, çiğ köfteyi duyduğumda acaba canım çeker mi demiştim ama bugüne kadar sıkıntı olmadı. Bunların haricinde, içinde çiğ ürünlerin olduğu sushi de yasaklı listesinde, ama içindekilerin tümüyle pişmiş gıdadan yapıldığı sushiden yiyebilirsiniz. Ayrıca, çiğ yumurta da yasak. Yumurtanız iyi pişmiş olmalı. Hatta çiğ yumurtadan yapılan mayonez de yasak.

Kahve de dikkat edilmesi gerekenlerden. Kimi doktorlar günde 1 fincan içebilirsin dese de, içindeki kafein oranının bebek düşüğüne neden olması sebebiyle, kahveye de itinalı yaklaşılmalı. Çok canınız çeker ise, kafeinsiz kahveler var. Kahve müptelası olduğum halde, hamile olduğumu öğrenir öğrenmez hemen kahve içmeyi bıraktım. Çay daha az zararlı, yine de günde 2 çay bardağı açık çaydan fazlasını içmiyorum. Bitki çaylarını özellikle metabolizmayı hızlandırdığı için çokça içtiğim yeşil çayı da düşük riski nedeniyle önermiyorlar.

İşlenmiş gıdalar da yasaklı. Sucuk, salam, sosis vs. Arada bir aklıma bir sosisli olsa da yesek diye gelse de, hemen bu düşünceyi kafamdan kovuyorum. Bir de hafta sonları şöyle sucuklu yumurta bazen aklıma geliyor. Allahtan sosis ve sucuğa çok düşkün değilim. Arada bir yerim, o yüzden hamilelikte de benim için sıkıntı değil.

Pastorize olmayan süt, yoğurt da yasaklı. Evde yapılan köy peynirleri, yumuşak peynirler vs. Bir de küflü peynirler yasak. Her gün rokfor yemesem de, dört peynirli pizzada ki rokforun tadını çok severim, dört peynirli pizza hakkımı hamilelik hatta emzirme sonrası günlerime saklıyorum:)

Haftada minimum 2 kere sağlık için balık yiyin deseler de, hamilelikte ağır metal içermeleri nedeniyle, dip balıkları önerilmiyor. Ben genellikle yüzey balığı olarak hamsi balığını yemeyi tercih ediyorum. Yüzey balıkları hamsi, istavrit, uskumru olarak geçiyor. Bir de midye vs gibi ağır metal içeren deniz ürünleri de yasak. Deniz ürünleri demişken söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama rakı, şarap vs gibi alkollü içeceklere de bir süreliğine elveda demek gerekiyor.

Allahtan yemek seçen bir insan değilim, o yüzden yasaklara rağmen, yiyeceğim çok şey var, o yüzden sıkıntı yok:)


Fotokaynak1
Fotokaynak2
Fotokaynak3

3 Şubat 2016 Çarşamba

Minnoş Geliyor....

Bizimkisi ilk görüşte aşktı. 2005 yılından beri beraberiz, 2010 yılında evlendik...Bu seneye kadar ikimiz de çocuk odaklı bir çift olmadık, gezelim, tozalım, sevgililik hali pek güzel dedik. Son zamanlarda, belki yaşın, belki hormonların, belki de aşkın etkisiyle, birbirimizi bu kadar severken, bizim de çocuğumuz olsun demeye başlamıştık. Sonuçta, müthiş sorumluluk isteyen bir şey ve bu sene biz artık hazırdık:)

Şuan 5 aylık hamileyim...Hamilelik jargonuyla 19+3. Yani öyle ayla değil, haftayla takip edilecek:) Hafif bir göbişim çıkmaya başladı. Dün hatta ilk defa "Yoksa hamile misin?" sorusunu, hamile olduğumu bilmeyen birisinden duydum. Öğrendiğim ilk günden itibaren, günde en az 5-6 bardak kahve içen ben, bir kerede kahve içmeyi bıraktım. Kafeinsiz kahve içebilirsin deseler de, ne bileyim içimdeki minnoşun düşüncesi bile, içmemi engelledi. Daha doğrusu bir anda sevdiğim, ihtiyaç duyduğum kahveye, ihtiyaç duymamaya başladım. Günde 1 kere çay içiyorum.

Öyle deli gibi mide bulantılarım olmadı. İlk 3 ay sadece öğürme kısmıyla tamamladım. Çok şükür diyebilirim. Burada tahtaya vuruyoruz. Öyle kokuya falan da hassasiyetim olmadı. Kendi yemeğimizi, kendim yapmaya devam ettim. İlla sağlıklı besleneyim, her gün et/balık yiyeyim durumum da yok, evde ne pişiyorsa, işte ne çıkıyorsa o. İlk haftalarda her gün yumurta ve süt diye kasmıştım, acayip bir tiksinme gelmişti. 4. ay civarında tiksinti bitti de ben de rahatladım:)

Hala devam eden erken uyuma durumum var, herkes doğduktan sonra nasıl olsa uyuyamayacaksın, hazır uykun varken uyu diyordu, ben de hakkını fazlasıyla veriyordum. Akşam yemeğimi yer yemez, yatakta uyuya kalıyordum. Bu dediğim saatler 19 :30-20:00 civarı. Şimdi 22:30'u görünce vay beee diyorum:)

Meyve yemeğe ağırlık verdim, ilk zamanlar özellikle mandalinayı çok yiyordum. İlk aylarda canım deli gibi nişastalı, karbonhidratlı şeyler çekiyordu. Bir ara pide, lahmacun beni en mutlu eden yemekti.  Duyan "kesin kız olacak" diyordu. Ben de içimden hadi inşallah diyordum:) Doktorumuz 13. haftada kız olduğunu söyledi. İçimdeki his hep kız diyordu ama acaba kız olmasını istediğim için mi bilemiyordum, doktor da kız deyince mutlu oldum. Eminim erkek de dese aynı şekilde mutlu olacaktım.

İlk 3 ay kilo almadım, ama 4. ay bitimi ve 5. ayda nedense 4 kilo aldım. 49,5 ile hamile kalmıştım, şimdi 53,5 civarındayım. Geçen sene güzel yediğim dönemlerde bu kilonun üzerinde olduğum zamanlar olmuştu. Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri diyetisyene gitmekti. Kilo verdiğim için, şimdi aldığım kiloları da pek önemsemiyorum. Yani kilo alayım, umrumda değil diye bir durum yok ama alırsam da veririm, önemli olan minik iyi olsun diyorum. Tabi bir yanım da içten içe hamileyim ben, canım isterse yiyeceğim demeden de kendimi alamıyorum. Bu ay bir anda 4 kilo civarı alınca, içten içe de acaba çok mu alıyorum diye de düşünmedim değil. Nedir bunun doğrusu bilemiyorum, sanırım ikilemdeyim:)

Hamile olmadan önce de hayatta mucize diye düşününce, hep aklıma bir insanın doğuşu gelirdi. İki hücrenin, ruhu, karakteri olan bir bireye dönüşmesi. İlk ultrasonda çekirdek halini görünce duygulanmıştım, ilk kalp atışını duyduğumda gözlerim dolmuştu, en son ultrason muayenesinde ise, ellerini, ayaklarını oynattığını görünce, içten içe benim bebeğim, canım benim moduna geçtim.

Bir haftadır içimde pıt pıt diye bir şey oluyor, ilk günler acaba mı dedim, bana öyle geliyor dedim. Sonrasında internetten araştırdım, gerçekten benim pıt pıt bebeğimin oynamasıymış. Özellikle sabahları ve akşamları hissediyorum, belli belirsiz daha. Orada mısın ufaklık diyorum, yüzümde ister istemez şapşal bir gülümseme oluyor.

Yazı uzun oldu, dahası da gelecektir. Bebek bloguna dönüştürmeye niyetim yok, ama blogumun adı biraz hayat. Dolayısıyla, yine gezme-tozma- günlük yaşam vs olacak ama benim hayatımın minnoşu da bundan sonra burada yer alacak. 5 ay geçiyor, zaman hızlı akıyor, açıkçası elime alıp, sevmek için sabırsızlanıyorum:)
fotokaynak