29 Ağustos 2014 Cuma

Karaköy Lokantası

Geçenlerde sevgilim ile İstanbul'daydık. İstanbul'u deli gibi özlemiş olan ben, son zamanlarda İstanbul'un gözde semtlerinden Karaköy'e gittik. Karaköy'ün tarihi dokusunu İstanbul'da yaşarken de çok severdim. Şimdi öyle trendy mekanlar açılmış ki benim de ağzım açık kaldı. Ne bileyim akşamın bir vakti tek başına yürüsen ürpereceğin bir yolda, bir bakıyorsun ayakta dahi zor yer bulunabilen hoş bir mekan karşına çıkıyor. Çok tatlı cafe ve restoranlar var. Bence İstanbul keşiflerinde uğranması gerekli.

Ben ise yeni mekanları bir kenara bırakarak, klasik bir seçim yaptım. Sevgilim ile uzun zamandır gitmek istediğim Karaköy Lokantası'nda rezervasyon yaptırdım. Gündüzleri esnaf lokantası gibi hizmet veren yer, akşam meyhaneye dönüşüyor. Gürültü, müzik vs yok, rakının yanında güzel sohbeti tercih edenlerin beğeneceği bir yer. Mavi fayans ve aynaların kullanımı ile yaratılan ambiyans Autoban Mimarlık'ın eseri. İçeri girer girmez sanki yılların meyhanesi havası var ama halbuki yaklaşık on senelik bir yer. İlk açıldığında sadece öğle yemeği hizmeti verse de; zamanla gelen ısrarlara dayanamayıp akşamları da meyhane olarak açmaya başlamış, en başlarda biraz boş kalmış, şimdi ise rezervasyonsuz yer bulmak mümkün değil.

Yemeklere gelince, meze dolabının önünde ilk karar verdiğim pancarlı enginar oldu. Enginarı bu şekli ile yememiştim, farklı bir aroması var, beğendim.





 
 
Marine levrek, enginar dolması, atom (acılı patlıcan) gibi mezeler ortalama bir tattı. Kesinlikle kötü değil ama iz bırakan da değildi. Deniz börülcesi bizim en sevdiğimiz mezelerdendir. Burada pişme derecesi ve yağı tam kıvamında olsa da, bazı kısımları tam ayıklanmamıştı. Biraz daha özenilebilinirdi. Midye dolma ise, hepsinin üstündeydi. Pilavın kıvamı, yağı muhteşemdi. Çok beğendik.
 
Karaköy Lokantası'nı bir de öğle yemeği denemek isterim. Özetle, ambiyans olarak güzel bir yer, servis hizmeti iyi, yemekler ise beklediğimin bir tık altında. Ya da ben çok beklentili gitmiş olabilirim:)
 
 

28 Ağustos 2014 Perşembe

Ankara'da En İyi Kahvaltı


Haftasonu yaklaştıkça ben de hafta sonu için en iyi kahvaltı önerileri vs diye araştırırım. Nedense Ankara'da çok içime sinen kahvaltıcı bulamamıştım. Açık büfe brunchlardan bahsetmiyorum, kahvaltı saatinde zeytinyağlı fasülye görmeyi sevmiyorum. Benim için güzel kahvaltı kaliteli kahvaltılıklardan oluşur, evdeki tarzda serpme olmasını da tercih ederim.

Şimdi sıkı durun, Ankara'daki bombastik keşfimizden bahsetmek istiyorum. Öncelikle burayı mantısever bir çift olarak keşfettik. Bolu usulü mantıyı yiyince, fazlasıyla sınıfı geçti bizden. Ankara'da en iyi mantıcı diyebilirim. Mideye oturmayan cinsten. Neyse efendim mantı başka bir yazının konusu olsun, şimdi konumuz kahvaltı:)

Balgat civarında Kardeşim Mantı'dan bahsediyorum. Sahibi Deniz Hanım daha başından sanki evine misafir gitmişiz gibi içtenlikle karşıladı. Tatlı sohbeti ve güler yüzü için bile gitmeye değer.


Kahvaltı tam istediğim şekilde serpme. Kahvaltıda olmazsa olmazlarımdan birisi güzel ekmektir. Hele köy ekmeği olursa yemede yanında yat derim:) Öncelikle kahvaltıda tam kararında, tadı damağında kalan lezzetler var. Örneğin, acıka. Acıkanın aroması ananemin yaptığı gibiydi. Salçası, cevizi tam ayarındaydı. Resmen tabağı sıyırdım:) Bunun yanında reçeller, zeytinler, peynirler de kaliteliydi. Sofraya gelen kaymağı, sıcak ekmeklere süre süre doyamadık. Kaymak bir gün önce Bolu'dan gelmiş, mis gibiydi. Tereyağ da Bolu tereyağıydı. Bolu'nun tereyağı çok güzel olur, ailem özellikle Bolu'dan getirtir, hafif tuzlu, açık renkli. Her yerde sofraya gelen hazır tereyağlardan sonra, bu terayağ sayesinde cennete düştük dedik. Yumurtamız, çayımız da her şey dört dörtlüktü.

 



Milyon çeşitten oluşan bir kahvaltı değil ama kesinlikle tadı damağınızda kalan, doyurucu ve keyif veren bir kahvaltı. Kişi başı 25 TL. Bahçe içinde, güzel dekore edilmiş bir yer. Belirtmekte fayda var, bilenler geliyor, memnun kalan arkadaşlarına söylüyor, bu sefer onlar da geliyor derken, ağızdan ağıza ünlü olmuş bir yer. Hal böyle olunca, hafta sonu ayakta kalmamanız için rezervayon yaptırmanızda fayda var. Şimdi rezervasyon deyince, gözünüz korkmasın, şımşıkırdak bir mekan değil, oldukça samimi bir yer.



Böyle bir yeri Ankara'ya kazandırdığı için, Deniz Hanım'a teşekkür ederim. Biz her seferinde çok memnun ayrıldık. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.



Kardeşim Mantı
Çetin Emeç Bulvarı 1368 Sokak 4/B
Balgat/ANKARA

Tel: 0312 285 85 56

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Karadeniz'de Bir Cennet- Sinop

Ankara'ya yakın gezilecek yerler yazıma Sinop'la devam etmek istiyorum. Sinop yıllar önce Karadeniz turuna katıldığımda ortaokula giden yaşlarda olmama rağmen beğendiğimi anımsadığım bir yerdi. Geçenlerde de Ankara'ya yakın nerelere gidebiliriz diye düşünmeye başlayınca, soluğu Sinop'ta aldık. İyi ki öyle yapmışız, açıkçası bugüne kadar gitmeyi ertelediğime çok pişmanım.

Ankara'dan araba ile 5-5,5 saat uzaklıkta. Bu kadar güzel bir yere gelince,o kadar yolu kesinlikle hak ediyor diye düşünüyor insan. Açıkçası bazı yerleri / restoranları vs çok beğendiğimde bencilce bir istekle bozulmasın diye bilinmesin istiyorum. Sinop öyle bir şey işte benim için...

Yaz olması nedeniyle sokaklar cıvıl cıvıldı. Ege'deki sahil yerlerinden farkı yok. Türkiye'nin en mutlu insanlarının yaşadığı şehirmiş ya kesinlikle hakkını veriyorlar. Ben de yaşasaydım, kesin mutlu olurdum. Hatta oradayken, devlet memuru olsam kesin tayinimi Sinop'a isterdim dedim. Türkiye'nin bir çok yerine göre az bozulmuş. Lüks arayanlara hitap edecek bir yer değil, kendi halinde keyfini çıkarmasını bilenlere hitap eder.

Trafik ışıklarının olmadığı tek şehir demiş miydim? Ve inanın ki insanlar kurallara uyuyor, birbirine yol veriyor ve çok nadir korna çalıyorlar. Burası sanki bir Avrupa şehri, medeni. Kadınlar kısacık şortlarla gezebiliyor. Ramazanda bir yanda insanlar orucunu açarken, diğer yanda kişiler akşam keyfini rakı sofrasında çıkarıyor. Herhalde hoşgörü kenti dememde sakınca yok, umarım bozulmaz. Gittiğimiz hafta sonu bu küçük ilde, bir bienal, bir cross gösterisi ve  bir voleybol turnuvası vardı. Bir haftasonuna üç güzel etkinlik daha ne olsun:)

Biz Tepe Otel'de kaldık. Oda+ kahvaltı 150 TL. Gitmeden rezervasyon yaptırmanızda fayda var, yaz sezonu yer olmayabiliyormuş. Oda temizdi, kahvaltı güzeldi. Denizin dibi değil, 2 dakika yürüyünce denizdesiniz. Yine gitsem tercih ederim, bir de denizin dibinde Antik Otel'i de deneyebilirim. Otel haricinde, bir sürü ev kiralayan var. Gecelik fiyatını sormadım ama kalabalık gruplara veya ailelere daha ekonomik olabilir.

Gitmeden nerede ne yenir diye araştırmalarımı yapmıştım, o yüzden oyalanmadan akşam yemeği için soluğu Saray Restoran'da aldık. Atıştırmalık midye dolma ile midye tava istedik. Midye dolma resmen lokum gibiydi, uzun zamandır yediğim en iyisi. Alternatifi ancak Eski Foça'daki midyeci olabilir diyeyim, siz anlayın ne kadar iyi olduğunu. Midye dolma öncelikle sırf pirinçten oluşmuyordu, midyeye altlık olacak kadar az pirinçle yapılmıştı. Ayrıca, bazı yerlerde pirince baharatı çok koyuyorlar, midyenin tadı gelmiyor. Burada ise tam kıvamında ayarlanmıştı.
Normalde meze çok yiyip, balığa pek yer bırakmayan bir çiftiz. Ama Karadeniz'e gelmişiz bir kere, bu gece meze gecesi değil, balık gecesi olacak dedik. Sinop ve civarının mezgiti meşhur olsa da kararsız kaldık ve Karadeniz somon sipariş verdik. Diğer balık siparişimiz gelmeden zaten belliydi. Çarpan balığı (iskorpit) idi. Bu restoranda çarpan yemeden dönülmez yazıyordu okuduğum yerlerde.İskorpit normalde tercih eden biri değilim ama bu başka bir şeydi, yumuşacık mis gibi bir balıktı. İki kişi yaklaşık 100 TL civarında ödedik yanlış hatırlamıyorsam.





 

 Akşam biraz şehir merkezinde gezdik, maket tekne dükkanlarına baktık, Şen Pastaneleri'nden dondurmamızı aldık. Sonra arabadan sandalyelerimizi alarak, deniz kenarına indik. Kumsalda dalga sesleri, deniz kokusu resmen büyük şehirden arındık...




Ertesi gün otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra, Sinop Cezaevi'ni ziyaret ettik. Artık müze olarak kullanılıyor. Hapishaneye müze amaçlı da olsa daha önce gitmediğim için, biraz ürperdim. Özgürlüğünün olmaması ne kadar korkunç bir şey. Adam öldürme, hırsızlık vs gibi konularda yatanlara acımıyorum da herhalde düşüncesinden dolayı yatan kişilerin orada yatmalarına tahammül edemiyorum. Neyse bu yazı keyifli bir yazı olacak. Ciddi konulardan hemen uzaklaşıyorum. Sevdiğim şair/ yazar Sabahattin Ali de burada yatmış. Okumayanınız var ise "Kürk Mantolu Madonna" ve "Kuyucaklı Yusuf" kitaplarını gönül rahatlığıyla önerebilirim.





Cezaevi ziyaretinden sonra, mantı yemeğe "Teyzenin yeri" adlı restorana gittik. Kadınlar işletiyorlar, bildiğin bal dök yala cinsten temiz. Girerken kadınların mantı açışlarını görebiliyorsunuz, böyle bir mantı hamuru görmedim, daha girer girmez, hamurun kıvamı beni büyüledi. Sinop mantısının özelliği yoğurt yerine ceviz ile servis edilmesi ve tabi bol tereyağıyla. Biraz klasikçi olduğumdan yoğurtlu mantıyı da çok sevdiğimden, karışık olarak sipariş verdim. Tabağın yarısı yoğurtlu, yarısı cevizli idi. Yaz günü sıcakta mantı yenir mi demeyin, valla hamurunu nasıl yapmışlar bilmiyorum midemize hiç oturmadı. Dışarıda yediğim mantılar içinde, en iyisiydi diyebilirim.

 





Buraya kadar gelmişken, Hamsilos'u görmeden dönmeyin. Norveç fiyortlarının özelliğini taşıyan bir yermiş.Manzara olarak çok güzel. Ayrıca, biz Erfelek Şelalerini' de görmeden dönmeyelim dedik. Zamanımız dar olduğu için, sadece bir kaç şelaleyi görüp döndük.Özellikle ayaklarımızdaki şıpıdak parmak arası terlikler uygun değildi. Buraya trekking ayakkabısı ile gelmek lazım, suya girilen cinsten. Ayrıca, burası da çok güzel bir yer, neredeyse bir tam gün ayırmalı.

Denize girmek için de Karakum çok güzel. Sahil ışıl ışıl siyah kumlardan oluşuyor. Bizim denize girdiğimiz yer biraz taşlıktı. Suyun sıcaklığı ise Ege'deki gibiydi. Ben çok keyif aldım.




Özetle yapmadan dönme listesi:

1. Yenilecekler: 
Saray Restoran'da çarpan ve midye dolma
Teyzenin Yeri'nde Mantı
Tatlıcılar Salonu'nda Sinop'a özgü nokul
 
2. Görülecekler: 
Sinop Cezaevi
Hamsilos
Erfelek Şelalesi (Kaydırmaz ayakkabı ile gidilmesi nacizane)

Umarım işinize yarar öneriler olmuştur. Yaz bitmeden özellikle Ankara'da yaşayanlara alternatif tatil planı olsun istedim: )

25 Temmuz 2014 Cuma

Hindiba Pansiyon

 
Bazen şehirden uzaklaşayım, biraz oksijen havası alayım hatta mümkünse deniz de olsun diyor insan. Ama Ankara gibi ortada bir yerde yaşıyorsanız, haftasonu için deniz kaçamakları Amasra, Bartın bölgesi haricinde çok mümkün olmuyor. Birkaç ay önce, yine bana köy havaları lazım moduna geçtiğimde Ankara'ya yakın yerler arayışına girdim. Uzun zamandır adını duyduğum Hindiba pansiyona gitmeye karar verdik Son anda karar verdiğimiz için zaten odalar doluydu. Biz de en azından orman içinde biraz kitap okuruz, biraz yemek yeriz diye çıktık yola....

Hindiba pansiyon Mengen'e yakın bir yer. Ağaçlar arasına serpiştirilmiş evler, tahta masalar. Doğa içinde kalmak için güzel. Her yerden kedi ve köpek çıkıyor. Oranın yerleşik hayatına ayak uydurmuşlar. Yürüyüş parkurları var. Özellikle etrafta Yedigöller'i de gezmek güzel bir alternatif olabilir.

Gel gelelim yemek kısmına. Bolu civarına gittiğimizde, özellikle yol kenarında Filiz Makarna'nın restoranında yemek yeriz ve yediklerimizden çok keyif alırız. Eşim bu sefer de bildiğimiz yerde yiyelim, risk almayalım demişti. Ben de doğa içinde olsun, değişiklik olsun deyip, Hindiba'da ısrar etmiştim. Açıkçası yemeklerini sevmedik. Gelen pilav vs soğuktu, köftesi iyi değildi. Israrcı olduğuma pişman oldum, sonra yemekten keyif almayınca, kürkçü dükkanı misali adam gibi yemek yiyelim diyerek Filiz Makarna'ya gittik. Ayıla bayıla yemeğimizi yedik.

Olumsuz yorumlarım sadece yemek kısmını kapsıyor, yoksa ortam güzel, doğa içinde evler, bir odayı gördüğüm kadarıyla gayet hoş dekore edilmiş. Yemekten beklentisi olmayanlar ve doğa içinde kalayım diyenler deneyebilir diye düşünüyorum.


2 Temmuz 2014 Çarşamba

Ayvalık Yeme İçme Rehberi

Ayvalık yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Ayvalık tatilini özellikle keyif tatili diye düşünüp gittiğim için, öncesinde bloglardan nerede ne yenir diye araştırmıştım. Bu yazımda da bu araştırmaların birleştirilmesi sonucu denediğim yerleri bahsedeceğim.

Ayvalık denilince özellikle akla damla sakızlı kurabiyeler geliyor. İmren Pastanesi ve Güler Tatlıhanesi. Zaten neredeyse yan yana sayılabilecek iki dükkan. Talatpaşa Caddesi'nde yer alıyor. ikisinin de hatrı kalmasın diye ikisine de uğradım, Ayvalık'ta sürekli bu güzel lezzetler bir daha bulunmaz diye sürekli tok olmamıza rağmen yediğimiz için, kurabiyeleri hediyelik olarak aldım. Buraya kadar gelmişken meşhur lor tatlısını yedim, yaz aylarında şerbetli tatlı bana ağır geldiği için, özellikle dondurmalı istedim, dondurmayla çok güzel oldu.


Ayvalık denilince akla tabi her şehirde artık karşımıza çıkan Ayvalık tostunu yemeden dönmek olmazdı. Özellikle internetteki yorumlarda tulum peynirli olarak denenmesi gerektiği yazıyordu. Ayvalık tostçuları çarşısında Mesut Büfe'ye oturduk, hevesli bir şekilde tulum peynirli istediğimi söyledim, tulum peyniri olmadığını söylediler. Normalde salam tarzı şeyleri yoğun bir şekilde yemeyi sevmediğimden herhalde yaz günü Ayvalık tostu ağır geldi, yarısını bıraktım. Tadı bence başka şehirlerde yediğimiz ortalama Ayvalık tostlarından farkı yoktu. Belki başka büfeler denenebilir.




Tabi Ege kıyılarına gelmişken olmazsa olmazımız rakı, balık, Ayvalık üçlemesini yapmaktı, ama o kadar çok meze yedik ki biz rakı, meze, Ayvalık üçlemesi olarak bitirdik. Ayvalık'ta yıllar önce tavsiye üzerine gidip de, tatil dönüşü sırf bir kez daha yiyebilmek adına yolumuzu değiştirip, adamların dükkanı açıp temizlik yaptığı sırada biz şurada oturup, iki meze yesek de olur diye parmaklarımızı yediğimiz yere, Ayvalık Şehir Kulübü'ne diğer adıyla Yörük Mehmet'in Yeri'ne uğramadan olmazdı. Yine mezeler güzeldi, ama önceden geldiğimde daha çok iz bırakmıştı. Buraya gelmeden rezervasyon yaptırmanızda fayda var, akşama doğru boş masa kalmayabiliyor. Denizin kenarında, uygun fiyatlı, mis gibi bir yer....

Karışık kızartma, kabak çiçeği dolması, otlu börek, güveçte sıcak ot güzeldi. Karides ise bence baya kötüydü, dondurulmuş karidesti sanırım, Ege gibi bir yerde eminim çok daha iyisi yapılabilirdi.









Vedat Milor'un deneyip beğendiği "Deniz Kestanesi" nde akşam yemeğimizi yiyelim dedik, özel bir grup varmış, rezervasyonumuz olmadığı için yiyemedik, artık başka sefere...

Cunda'nın mezeleri meşhur olsa da bu sefer değişiklik yapalım dedik ve yeni açılan ve foursquare'de iyi yorumları bulunan Uno Pizza'yı denedik. İnce hamur pizza seven birisi olarak, bu pizzayı nedense sevmedim, evde yaptığımız pizzalardan farkı yoktu. Pizzacı diye illa pizza siparişi verdim, ama menü zengindi. Bence başka şeyler denenebilir, özellikle makarnalarda aklım kaldı. Limonatası da çok güzeldi. Ayrıca, servis kısmında görevli kişileri yazlık yer olmasına rağmen, özenli davranışlarından dolayı takdir ettim.


Ayvalık'ta son tavsiyem sokak lezzetlerinden midye dolma yemeniz, burada sabahtan akşama kadar midye dolma yiyebilirim, inanılmaz lezzetliler. Şimdilik Ayvalık yeme-içme kısmı bu kadar. Bir daha gidersem, yeni yerler keşfedersem yazıların devamı gelir:)




1 Temmuz 2014 Salı

Ruh hallerim...

Esasında bu sene çok sık yazı yazmaz oldum, blogu açtığım ilk günlerde her gün bir post yazarken, her yorumu anında cevaplarken şimdi ayda yılda bir yazar oldum. Arada bir takip ettiğim kişiler neler yazmış diye bakıyorum, önceden blogları okumak çok uzun zamanımı alırdı, şimdi hızlı hızlı bakıp çıkıyorum. Galiba ilk blogu açtığım dönemlerdeki sosyal medya ile şimdikinin aynı olmamasından kaynaklanıyor. Takip ettiğim insanlardan bir şekilde haberdarım, twitterdan, facebooktan, instagramdan,foursquareden....Bla bla blaaaa...Bazen başka bloggerların da aynı ruh hali ile yazdıklarını görüyorum. Instagramdan takip edin beni, blog yazmak içimden gelmiyor diye.... Galiba ben de bu moddayım, hızlı tüketme sendromu, az yazı, güncel bilgi, göz at, kapa.. oldu işte...

Kış uykusu benimki galiba...Bugüne kadar yazmama dönemindeydim yine...Bugün farklı bir şekilde yazılarımın çok farklı kişilere ulaştığını farklı kişilerden ve tesadüfen aynı günde öğrendim. Hepimiz esasında birileri okusun, hoş bir seda kalsın diye yazıyoruz. Bazen bir yorum, geri dönüş vs olmayınca sanki yazıp, boşluğa yolluyormuşuz hissi de oluyor. Bazen de böyle takip edildiğini bilince, yazdıklarının özenle okunduğunu öğrenince insan bir acayip mutlu oluyor işte:)

Bu aralar ne yaptım biraz özetleyeyim, Mayıs ayını kendini bırakma ayı seçtim adeta, acayip gazla başladığım spora gitmedim, bol bol yedim. Verdiğim kiloları aldım hem de yağdan... O kadar yeme içme ve kilo almanın üzerine yeni mekan postları gelsin değil mi? Bari bir işe yarasın:) Film izledim, özellikle hayatımın bir numaralı filmi olan "Cinema Paradiso" yu herkese öneririm, her zaman tekrar tekrar izleyebilirim. Bu aralar izlediğim Grand Budapest Hotel adlı filmi de beğendim. Bol bol "uno" denilen oyunu oynadım. Düzenli kitap okudum. Bu iki ayın kitapları "Ayn Rand"ın kitapları. Kitapların neredeyse sekiz yüz sayfa olduğu düşünülürse iki ayda ilerleyemem normal diyorum, çünkü kitaba başladığımda her seferinde koltukta uyuya kalıyorum.

Bugün yeni başlangıçlar olsun. Uzun zaman sonra ilk defa eskisi gibi programıma sadık kalarak spor yaptım, hatta pilates dersine de girdim. Missss:)

Fotoğraf ne alaka demeyin, Bozcaada'dan çektiğim eski fotoğraflardan...Basit bir sandalyeyi bile, bir dokunuşla ne kadar güzelleştirilebileceğini gösteriyor...Hayatımızı güzelleştirmenin, güzel bakmanın bizim elimizde olduğunu anımsatıyor.

Neyse işte efendim uzatmayayım, birazcık çalışkan olayım yeni postlar yazmaya başlayayım.... Takipte kalın....

Diğer mecralarda da takip etmek isterseniz:
Facebook: www.facebook.com/lulu.lulu
Twitter: https://twitter.com/birazhayatlulu
İnstagram: http://instagram.com/birazhayatlulu

23 Mayıs 2014 Cuma

Beyaz Yalı Butik Otel

Günlük hayatın koşturmacasında bazen insanın bir durması gerekiyor. Anın farkına varması ve hatta mümkünse kendini şımartması...Mayıs ayının ortasında kendim için bir mola verdim ve huzurun, dinginliğin adresine doğru yola çıktım. Bundan sonra yazacaklarım ve paylaşacağım fotoğraflar, yaptığınız işi bırakmanıza ve hatta hatta tatil planlarınızı öne almanıza sebep olabilir...

Bu oteli kardeşim buldu. Ayvalık'a yıllardır gitmeme rağmen, bu otelden haberim yoktu. Zaten bir senedir otel olarak hizmet veriyorlarmış. Bu kadar kısa sürede, böyle güzel hizmet görünce insanın şapka çıkarası geliyor. Hikayenin başına dönecek olursak, Ayvalık'a gittiğimizde bizi yağmur karşıladı. Otel şehrin merkezinde olduğu için kolayca otelimizi bulduk, tabi check in saatinden önce gittiğimiz için sıkıntı olur mu diye de düşündük. Otelin kapısını çaldığımızda (tam tabir kapı çalmak çünkü bu bina/ yalı eskiden ev olarak kullanılıyormuş, dolayısıyla sanki otele değil de eve girer gibi girdik) bizi güler yüzlü Tuğba Hanım ve Murat Bey karşıladı. Sanki yıllardır görmediğimiz ama çok sevdiğimiz akrabamızı ziyarete gelmişiz gibi içten gülümsemeleri ile...Kapıdan içeri girmez güler yüzün haricinde otelin içinden de büyülendik, denizi görünce hele mest olduk. Odamız bizim için hazırlandı, karnımızın aç olup olmadığı soruldu. Biz de bütün gece seyahat ettiğimiz için kurt gibi acıkmıştık ve nerede kahvaltı yapsak diye düşünüyorduk. O yüzden sizlere kahvaltı hazırlayayım önerisini hemen kabul ettik. Sonuçta bulunduğumuz mekanın güzelliği ve önümüzdeki manzaranın güzelliği karşısında başka bir yere gitmeye gerek yoktu. Kahvaltı olarak gelenleri de görünce, iyice mest olduk. Tatilimiz böylece güzel başlamış oldu.

Bu tatildeki amacım esasında hiç bir şey yapmamaktı. Ankara'da yaşadığım için denizi çok özlüyorum, o yüzden boş boş oturup denizi izlemek, kitap okumak, güneşte hafif mayışarak uyuya kalmak en büyük hedefimdi. Fazlasıyla yerine getirdiğim bir tatil oldu. Ara ara otelden çıkıp dışarıda yürümeye gittik, antikacıları gezdik ama otelin verdiği huzuru o kadar çok sevince koşa koşa otele döndük.




Otel oda kahvaltı olarak hizmet veriyor. Her sabah kahvaltıda Tuğba Hanım'ın hazırladığı börekler, pankekler...Herşey çok özenli. Herşey dahil otel konseptlerindeki gibi herşeyin milyon çeşidi yok, öz ve rafine...Yediğiniz şeyler hem göze hem mideye hitap ediyor. Kahvaltı tabi güzel olunca bir de muhteşem deniz manzarası eklenince (manzara deyince uzak zannetmeyin denizin dibinde kahvaltı yapıyorsunuz, mis gibi deniz kokusunu içinize çeke çeke) çay keyfi de uzun sürüyor.  İki gün boyunca kahvaltıdan sonra, otelin iskelesinde güneşlenerek keyfini çıkardık. Bazen içkimizi yudumladık, bazen keyfimizi içtik. Her halde bu tatili en iyi "Anı Yaşa" cümlesi özetler :)

Otele gelecek olursak, odalar standart oda boyutunda. Otelin ortak kullanım alanları çok zevkli döşenmiş. Tuğba Hanım seramik kökenli olduğu için otelde çok tatlı seramik heykeller var. Mayıs ayı olduğu için akşamları biraz serindi. Hatta döneceğimiz akşam şömineyi yaktık. Karşısındaki kanepede kitap okuduk. Bu sefer de sanki kış evindeymişiz gibi hissettim. Gün boyunca ayaklarımı denize soktuğum için midemi üşüttüm. Otel sahipleri öğrenince hemen nane limon yaptılar, kendimizi iyi hissetmemiz için ne gerekiyorsa yaptılar desem daha doğru olur sanırım. Şöminede odunlar yandıkça çıkan çıtır çıtır seslerin yanında, evi mis gibi bir odun kokusu sardı. 


Beyaz Yalı Butik Otel'den çok ama çok memnun kaldım. Kafa dinlemek, kendini şımartmak isteyen herkese gönül rahatlığıyla öneririm. Bu otelin tadı damağımda kaldı.