17 Aralık 2013 Salı

Blogger Yılbaşı Partisi

 

Bu pazar günü blogger yılbaşı partisine katıldım. Blogger buluşmalarının en güzel yanı aslında okuduğun için tanıdığın kişiler ile birebir tanışma fırsatı olması ve hiç tanımadığımız bloggerlarla da tanışmış olmak. Uzun zamandır hazırlık sürecinde olduklarını biliyordum. Yılbaşına da az bir süre kalınca, kızlar bu buluşmayı yeni yıla bir nevi hoş geldin partisi şeklinde organize etmişler. Her şey ince detaylarına kadar düşünülmüş. Masalarda yer alan yılbaşı şapkalarından, partilerde dağıtılan gözlüklere ve hatta tombalaya kadar. Bir ara herhalde dansöz de çıkacak dedik o kadar yani:)

Sibel'in hazırladığı üzerinde bloglarımızın isimleri yer alan kurabiyeler de çok hoş bir sürprizdi. Sibel ayrıca doğum günü, nişan vs için de çok güzel kurabiyeler hazırlıyor. Sipariş vermek isterseniz https://www.facebook.com/pages/Sibelin-Kurabiye-Evi/602960253089525?fref=ts adresine bakabilirsiniz.

Buluşma yeri olarak House Cafe/Çukurambar seçilmişti. Tabi bloggerlar bir araya gelince, bolca konuşma oluyor. Herkesin anlatacak çok şeyi var, bir de tanıyıp göremediğimiz arkadaşlarla özlem oluyor ve konuşma gittikçe derinleşiyor. Konuşma kısmı tabi hiç bitmese de yılbaşının hakkını şimdiden verdik diye düşünüyorum. Öncelikle yılbaşı çekilişi yaptık, bu sene şanslı mıyım ne? Bana da hediye çıktı. İnstagramdan takip edenler bilirler, cook ürünleri kazandım.

Sonrasında tombala oynadık. Çocukluktan beri oynamamıştım. Çinko bile yapamadım, paslanmışım:(

Günün sonunda partiye sponsor olan şirketler sayesinde elimiz kolumuz o kadar doldu ki zor taşıdık resmen. Sponsor olan şirketlere de teşekkür ediyorum, şimdiden ürünleri kullanmaya başladım bile.

  • Baykumaş (http://baykumas.com/)
  • Burçin’in Hayal Adası (http://burcininhayaladasi.blogspot.com)
  • Butigo (thhp://www.butigo.com)
  • Cook (http://www.cook.com.tr/tr/)
  • Daymod (http://www.daymod.com/)
  • Dore Çorap (http://www.doresocks.com/)
  • Dore Online (http://www.doreonline.com.tr/)
  • Dr. Oetker (http://www.droetker.com.tr)
  • Ecowell (https://www.ecowell.net/)
  • Ixora (http://www.ixoraparfum.com/)
  • Lipton (http://www.lipton.com.tr/)
  • Makarna Lütfen (http://www.makarnalutfen.com/)
  • Modapik (http://www.modapik.com/)
  • Orkide Hareketi (http://orkidehareketi.net/)
  • Rossmann (http://www.rossmann.com.tr/)
  • Schwarzkopf (http://www.eczacibasi-schwarzkopf.com.tr/)
  • Selen Kozmetik- Down Under Naturals Urban Care (http://selenkozmetik.com)
  • Sibel’in Kurabiye Evi (https://www.facebook.com/pages/Sibelin-Kurabiye-Evi/602960253089525?fref=ts)
  • Shining Wishes (http://www.shiningwishes.com/)
  • Subble&Cubble (https://www.facebook.com/Subble.Cubble)

 Ve bu günü organize eden esas kahramanlara da çok teşekkürler.
 
 

14 Aralık 2013 Cumartesi

Anılar Vol2: Yurtta Ayrılık Sahneleri


Şimdi yazdığım son yazının üzerinden zaman geçince, yazıyı bir daha okudum. Sonra aklıma vakit de gece yarısına ulaşması sebebi ile başka bir anı geldi. Üniversite hayatımın çoğunda yurtta kaldım, şimdi hakkını yemeyeyim, benim yurttan anladığımın baya üzerinde bir yurttu. O kadar memnun kaldım ki yıllarca eve çıkmadım. Neyse bu da esasında başka bir yazı konusu olur...

Kaldığım kızlar yurdunun yanında erkekler yurdu vardı. Sadece kantin, yemekhane bölümü kız erkek olarak kullanılabiliniyordu. Odalara çıkılan bölümde danışma vardı, oradan itibaren erkek sinek giremiyordu. Özel durumlar hariç. Ne mi bu özel durumlar? Elektrik tesisat kontrolü, damacana ile su getiren sucu vs. Tabi bu kişiler de onaya tabi. Danışmadaki görevliye önce bir bilgi veriliyor. Sonrasında bütün kata "Erkek hoca geliyor" diye anons yapılıyor. Hocam demek üniversitede çok yaygın olmakla birlikte, erkek hoca biraz komik oluyordu. Tabi duşta vs duymayan bir kız koridorda sucu ile bornozla karşılaşabiliyordu. Hoş bornoz belki dünyanın en kapalı kıyafeti olsa da adı üstünde bornoz olunca işin rengi değişiyordu. Dolayısı ile koridorda erkeğe denk gelen kişi, Şener Şen misali sekerek ya odaya ya banyoya kaçıyordu.

Anı yazınca, insan detaya giriyor demek ki... Neyse efendim demek istediğim, görevli erkekler dışında, erkekler sadece kantin ve yurt girişi bölümünü kullanıyordu. Yurda giriş için en son saat 00:00 idi. Bir yurda göre baya iyi. Tabi saat 23:30'dan sonra, kantinde oturan sevgililer, yavaş yavaş vedalaşma yerine, yani yurdun giriş kısmına geçerlerdi. Sanki sevdiğini savaşa yollarmış gibi bir vedalaşma sahneleri, sarılıp el salladıktan sonra, koşup tekrar sarılmalar...Bizim yurt her akşam Yeşilçam'dı. Şimdi saat 00:00'ye yaklaştıkça, aklıma geldi, merak ettim, acaba hala öyle midir oralar?
fotokaynak

2 Aralık 2013 Pazartesi

Anılar-Vol1: Tarhanalı Yumurta

Başlığı okuyunca ıyyyk dediniz mi? Şahsen ben ilk duyduğumda demiştim. Şimdi bu bir anı yazısıdır. Biraz önce dolapta tarhanayı görünce aklıma geldi.

Biz üniversitedeyken, oda arkadaşımın bir sevgilisi vardı. Daha hazırlık sınıfındayız, oda arkadaşımı da pek tanımıyorum, sevgilisini de. Neyse onlar cicim ayları sürecindeler, yurt ortamında bir kız kahvaltıya gidiyor, bir çocuk geliyor. Kızlı erkekli yurt ortamı hayal ettiniz değil mi? Bu dediğim yurdun kantin denilen kısmında geçiyor. Düşünün ki, yurt kızlar yurdu, erkekler sadece kantin denilen kısma kadar gelebiliyor, hali ile kız mutfakta dünyanın en güzel yemeğini de yapsa, mutfaktan kantine gidene kadar buz gibi oluyor.

Neyse efendim, işte onlar cicim aylarının başındayken, çocuk bir güzel sallamış, ben bir tarhanalı yumurta yaparım, parmaklarını yersin diye...Sonra bizim yanımızda da dedi, yok efendim öyle güzel, yok efendim böyle güzel... Biz en başta salak mısın oğlum tarhanalı yumurta mı olur derken, mutfağa gidince hala geyiğe devam ettik, sonra acaba güzel oluyor mu ki ya diye sormaya başladık, sonra denesek ne çıkara nasıl geçtik anlamadan, kendimizi tava önümüzde yumurtalar elimizde bulduk.

Aman efendim yeniliklere açığım, tabi ki denerim falan yalan! Tarhana ile yumurta yan yana gelmez, iki iki dört! Bu da böyle bir anıydı işte beş:)
fotokaynak

22 Kasım 2013 Cuma

Özgürlük adı altında ayrımcılık

Bu hızlı dönüşümü başım dönmüş bir şekilde anlamaya çalışıyorum, o kadar hızlı dönüşüyor ki her şey, bir süre sonra herkesin algılarının kapanması ve algılamaya devam edenlerin de deli, ayrık otu, bir kaç çatlak ses olarak muamele görmesinden korkuyorum.

Geçen gün akıllının biri kız erkek ayrı okullarda okusun diye laf attı, daha olay soğumadan Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Fikri Işık, "Özgürlük alanını genişletmeliyiz, kız ve erkek ayrı okullarda okuyabilmeli, isteyen de karma okula gönderebilmeli" dedi.

Şimdi bunun adı mı özgürlük? İmam hatip okulları dönüştürme kapsamında da mahalledeki neredeyse bütün okulları imam hatipe çevirdiler, sonra dediler ki istemeyen başka okula göndersin. Gidecek zaten okul kalmadı, diğer okullara kaydettirmek isteyen kişilere, okulumuzda öğrenci sayımız dolu vs dendi. Özel okula gönderemeyecek kişiler de mecburen çocuklarını imam hatip okuluna gönderdiler. Sanki memleket her konuda uzman insanlardan oluşuyor, gören de atomu inceledik, uzaya çıktık, genetik alanında dünyada yapılmayan araştırmaları yaptık tek eksiğimiz imam kaldı sanacak. Sorun şu bu yazıyı yazıyorum diye dinsiz veya imama karşı gibi algılayanlar çıkacaktır. Hayır efendim, değilim, ama bu kadar gözümüze gözümüze bir şeylerin dayatılmasına karşıyım. Din Allah ile benim aramda, camiye de gitmek istesem zaten var, istersem namazımı kılarım, istersem orucunu tutarım, karışan yok ki...

Aynı mevzu daha yakın zamanlarda 4+4+4 daha henüz ne olduğu anlaşılamamışken, seçmeli din derslerinde yapıldı. İstemeyen seçmesin kardeşim dendi. Seçilecek başka dersler için de öğretmen yok vs denildi. Seçmesin de ne yapsın? Çocuk okulda öğretmenleri, öğrenciler tarafından fişlensin mi?

Şimdi kız, erkek ve karma okullar gündemimizde. Malesef bu da anında uygulamaya geçecektir. Düşünsenize kız çocuğunu karma okula gönderen bir babaya yakında "Ooo, bak karma okula gönderiyor" diye imalı cümleler kurulmaya başlayacak. Daha da ileride zaten karma okullara talep de yok, halk bunu istiyor diye sadece kız ve sadece erkek olan okullar açılacak. Öncesinde insan olduğumuzu unutmayalım, biz sadece birer cinsiyetten ibaret değiliz. Son zamanlarda her şeyin cinselliğe dayatıldığı şu günlerde karanlık günler çok yakın.
fotokaynak

18 Kasım 2013 Pazartesi

Korkuyorum

Genellikle politik yazılar yazmıyorum. Burası kafa dağıtma yeri diyorum, suya sabuna dokunmayan şeyler yazıyorum. Bazen bir yerlerde kanıma çok dokunan durumlar olduğunda da yazmak kendine saklamaktan iyidir diyorum. Bugün de öyle...

Bugünlerde bir şehit annesi ile karşılaşsam nasıl yüzüne bakarım bilmiyorum. Evlatları vatan denilen toprak için, toprağın altında cansız olarak yatarken, ölen hem yaşayacağı günleri hem de sevdiklerini yarı yolda bırakmışken, annesi bir daha evladının kokusunu duyamayacakken, bebek katilinin "Sayın" olmasına, üst düzey askerlerimizin terör ile mücadele etmesine rağmen, ironik bir şekilde terör suçundan yargılanmalarına, "Sayın" denilen kişinin neredeyse bir kuş sütü eksik, beş yıldızlı otel konforunda güya ceza çekerken, diğerlerinin insani olmayan şartlarda kalmalarına dayanamıyorum.

Artık en büyük başgan dahil olmak üzere, "Kürdistan" lafını rahatça söylüyorsa, iktidar şakşakçıcı TRT bile büyük başgana sansür koyuyorsa, devletin büyükleri Gezi'de ölenler için değil ağlamak bir başınız sağ olsun demez iken, bir türkü ile bu kadar içlenebiliyorsa diyecek bir şey bulamıyorum.

Enseyi karartmayalım eşiğini galiba geçtik, her zaman iyimser bir insan olan ben, gittikçe karamsar bir insana dönüşüyorum. Yıllar önce aydınlık bir geçmişimiz var iken, galiba önümüzde karanlık bir gelecek var. KORKUYORUM! Her şeyin bu kadar hızla değişmesinden ve bizi geriye sürükleyen bu değişimlere ülke olarak bu kadar adapte olmamızdan, içine girdiğimiz kış uykusundan ve uyandığımızda artık çok geç demekten KORKUYORUM!
fotokaynak

11 Kasım 2013 Pazartesi

Filiz Restoran

İstanbul Ankara arasında yol alırken, otobandan çıkmanıza değecek bir restoran. D-100 Ankara karayolunda yer alıyor ve yolda lezzetin dibine vurup, şık bir yerde yemek için ideal bir yer. Filiz Makarna ürünlerini bulabileceğiniz gibi, zeytinyağlısından et yemeklerine kadar geniş bir yelpazede yemek seçeneklerini sunuyor.

Mimari olarak geniş bir bahçenin ortasına taş ve ahşap karışımı çok hoş bir bina yer alıyor. Filiz Makarna fabrikasının yanında yer alıyor, bahçesi 5000 metrekare ve yemek yenilen binası 350 metrekareden oluşuyor. Bolu'nun yeşilliği burada da mevcut. Hep soğuk havalarda mola vermiş olsak da yazın bahçesinde oturarak keyifle yemek yemek isterim.

Yemek seçeneklerine gelecek olursak, buraya geldiğimizde hep ana yemek olarak makarna yiyorum. Makarna seçeneklerine bakarak da seçim yapmakta çok zorlanıyorum. Eşim buraya geldiğinde gözü dönmüş halde bir sürü şey sipariş verdiği için, bir sürü şeyin tadına bakmış olsak da porsiyonlar da dolu dolu geldiği için hepsini bitiremiyoruz.

Her geldiğimde kaymaklı ekmek kadayıflarına gözüm takılıp kesin bu sefer yiyeceğim desem de sonunda yer kalmadığı için aklımda kalarak kesin bir dahaki sefere diyerek buradan ayrılıyorum. Bir de foursquare'de yorumlardan da çikolatalı sufleyi çok merak ettim.

Gelelim yemeklere....

Başlangıç olarak; doldurulmuş mantar, peynir tabağı ve karışık zeytinyağlı tabağı söyledik.
Mantarlar biraz fazla yağ çekmişti, kötü diyemem ama bir dahaki sefere tercihlerimde yer almaz.


Zeytinyağlı tabağında ise taze fasulye ve özellikle beyaz lahana sarmasını özellikle çok sevdim. Enginarı muhtemelen konserve kullanmışlardı, tatsızdı, olmasa daha iyiydi diyebilirim. Mevsimi olmadığı için zeytinyağlı tabağından kaldırmalarında fayda var diye düşünüyorum.

Salata olarak da Filiz salatadan söyledik. Altında iceberg üzerinde erişte vardı. Mayonez ve yoğurtla karıştırılmıştı. Oldukça doyurucu bir salataydı, bu salatayı söyleyenin başka bir yemek sipariş vermesine gerek yok diyebilirim.

Makarna grubundan ise mantı ve dört peynirli makarna söyledik. Ben o kadar doymuştum ki çok beğenmeme rağmen, yarısı tabakta kaldı.

Restoranın dışarıdan ve içeriden görüntüsü de şöyle:


Fiyatlara gelecek olursak:
Salatalar:6,5 -12 TL arası
Peynir tabağı: 12,5 TL
Zeytinyağlı tabağı:12,5 TL
Dondurulmuş mantar: 9 TL
Makarnalar: 8-12,5 TL
Ana yemekler: 15-30 TL arasında değişiyor.

Adres: Filiz Restaurant
D-100 Karayolu
Bolu - Ankara 7 KM. Bolu

TEL: 0(374) 243 93 94
FAX: 0(374) 243 91 69

3 Kasım 2013 Pazar

Alkali Diyet

Şu aralar sağlıklı yaşam ve kilo verme ile ilgili bir şeyler okuyorum. Malumunuz son zamanlarda biraz kilo alınca ve o kilolar vücuda zamk gibi yapışıp kalınca panikledim. Şimdi bana akıl veren diyetisyen vs de öyle kilolu biri olursa benim inancım baştan sıfırlanır, aynı kaş almaya gittiğimde kaşımı alan kadının bir kaşı bir yere diğeri başka yere bakıyorsa, hadi geçmiş olsun:)

Bugünlerde bir şeyler okuyunca, karşıma alkali beslenme diye bir şey çıktı. Bugüne kadar kilomdan memnundum, o yüzden hiç araştırma yapma gereği duymamıştım,  İnternette araştırmalarımda karşıma Ayşegül Çoruhlu diye birisi çıktı, yaşına göre kilosu gayet iyi, akademik anlamda da gayet doyurucu bir geçmişi var. Eee kadında her şey tamam da ben de durumlar nasıl? Değişim dediğin ufaktan olmalı diyerek, ben de kendime dersler çıkardım.

Kuş kadar yiyorum ama maşallah şu kilolar gitmiyor diyorsan, sebebi vücudundaki alkali-asit dengesinin şaşmış olmasından olabilir diyor. Benim notlarıma göre neler yapmalı dersen:

1. "Et yeme demiyorum, hobi olarak yine ye!" Vücudun protein açısından et yiyebilirsin ama et ne kadar yiyorsan, onun 2-3 katı çiğ sebze yemelisin diyor.

2. Sofranda kullandığın tuz yerine deniz ya da kaya tuzu kullan. Tuzluğa doldurduğumuz tuzlar işlenmiş olduğu için, faydasından çok zararı var. Deniz veya kaya tuzu vücudun ihtiyacına yönelik mineraller içerdiği için tercih edilmeli ama adı üstünde tuz yine de dikkat et diyor! Abartmamak lazım.

3. Ph'ı yüksek su için. Limon asidik olarak bilinse de suyun içine girince suyu alkali yapıyormuş. Vücudunuzdaki alkali seviyesini yükseltmek için, içtiğiniz suyun için ince bir dilim limon ve bir kaç damla limon suyu sıkın. Ayrıca, bazı sitelerde suyun içine günde bir çimdik karbonat içmenin çok faydalı olduğunu yazıyor. Özellikle eczaneden alınan olmasını öneriyorlar. Kanserden, mide rahatsızlıklarına kadar faydası varmış. Ben yakında karbonatlı suya da başlayacağım. Yüksek tansiyonu vs olanlar bu dediklerimi özellikle yapmasınlar.

4.  Su iç öğütleri klasik olsa da, en azından ölçü vermek gerekirse yaklaşık 20 kiloya 1 lt su içilmeli diyorlar. O kadar su içsem çatlarım ama yine de iş yerime sürahi alarak başladım. Günde 1 bardak zor içerken, şimdi hedef koyuyorum akşama kadar sürahi bitecek diye. Yakında o hedef öğlene kadar bitecek olacak. Suyun tokluk hissi vermesinin yanı sıra cilde de çok faydası var.

Özetle asit ve alkali dengesini korumak gerekiyor. Beğendiğim örnekle bitireyim: Eliniz yağlıyken sabunsuz temizleyemezsiniz, sabun alkalidir. Vücudunuzdaki yağlar da alkali olmadan temizlenmez.

Yani sen sen ol, yediğine içtiğine dikkat et, her güzel şeyi hüpletme! Konunun özü budur, anladın sen onu:)
fotokaynak
Alkali Diyet Yasemin Çoruhlu

29 Ekim 2013 Salı

Balıklı Rum Kilisesi

Balıklı Rum Kilisesi'ni İstanbul'da yaşadığım zamanlar ziyaret etmiştim ve yaklaşık 3 yıldır yazılmayı bekleyen konular arasında yer almaktaydı. Uzun zamandır çoğunlukla Ankara üzerine yazdığım için bu sefer de eski günler yad olsun diyerek İstanbul yazısı yazmaya karar verdim.

Balıklı Ayazması İstanbul'da Zeytinburnu ilçesinde yer almaktadır. Bölgeyi daha da daraltarak anlatmak gerekirse Merkezefendi bölgesine yakındır.

Ayazma Hristiyanlar için şifalı su anlamına gelmekteymiş.Bu ayazma İstanbul'un en bilinen ayazmalarındanmış ama burnumuzun dibinde olmasına rağmen bilmiyorduk. Eşimin yurt dışından gelip Türkiye'de yaşayan yabancı bir arkadaşı İstanbul'un gezilmesi gereken yerleri arasında burayı da sayınca, açıkçası kendi memleketimizi başka bir ülkenin vatandaşından öğrenmenin mahcubiyeti ile gidilecek yerler listemize ekleyip, ilk fırsatta da gitmiştik.

Esasında yıllar içinde depremler, savaşlar vs gibi sebeplerle bir çok kez restorasyon çalışmaları yapılmış olsa da, rivayetlere göre 5. yüzyılda yapıldığını varsayarsak kilise ve ayazma çok bakımlı diyebilirim. Gittiğimizde burayı gezmek için farklı ülkelerden turlar gelmişti. Yine de çok kalabalık sayılmadığından rahatça gezebilmiştik.


Ayazmaya neden Balıklı dendiğinin hikayesi de bana çok ilginç gelmişti. Rivayete göre, Türkler İstanbul'u fethedince, bu ayazma civarında balık kızartan bir rahip, Türklerin İstanbul'u ele geçirdiği söylenir. O da elindeki pişmiş balıkları göstererek, bu balıkların canlanıp tavadan sıçrayacaklarına ne kadar inanırsam, Türklerin de ele geçirdiğine ancak o kadar inanırım der ve o esnada balıklar canlanarak suya doğru sıçrarlar. Bu ayazmaya da bu hikayeden dolayı Balıklı Ayazma adı verilir.


Bu ayazmanın içinde bir çok mezarlık var. Fetihten sonra İstanbul'da ölen 268 patriğin 20'si burada yatmaktaymış. Bir de mezarlıkların orada yürüdüğünüz yolda yazılar Karamanca yazılıymış. İstanbul'da yaşayan çok kültürlülük yapılarından sadece bir kısmı. Fetihten sonra başkentte farklı uygarlıkların olması amacını güden politika sebebi ile getirilmişler. Karamanlılar Ortodoks mezhebine sahip, Grek alfabesi kullanan ama Türkçe konuşan kişilermiş. O yüzden de Grek harfleriyle yazılan ve Türkçe gibi yazdığı gibi okunabilen değişik bir dil ortaya çıkmış. Karaman cemaatine mensup kişiler için en büyük zorluk Kurtuluş Mücadelesi esnasında Türk-Yunan mübadelesi olurken çıkmış. Anadolu'da yaşayan Karamanlılar Ortodoks olmaları sebebi ile Rum olarak kabul edilmişler ve Yunanistan'a gönderilmişlerdir. Esasında Grek harflerini yazarken kullansalar da Türkçe konuşan bu kişiler orada da sıkıntı yaşamışlar ve bir süre sonra onların kültürüne uyarak yaşamlarını devam ettirmişler.



Balıklı Ayazma İstanbul'da yaşadığım dönemde, çok yakınında olmama rağmen bihaber olduğum bir yerdi. Gidip ziyaret edince, iyi ki de gitmişim demiştim. İstanbul esasında böyle bir şehir, tüm keşmekeşine rağmen, her yerinden tarih fışkıran, çok kültürlülüğün izlerini görebildiğiniz ve her semtte başka şeyler keşfedebileceğiniz masalsı bir şehir. Bazen Ankara'dan sanki İstanbul'da hiç yaşamamışçasına turist olarak gezip keşfetmek istiyorum. Orada yaşayanlar kıymetini bilsin derim.

Cumhuriyet Bayramı'mız Kutlu Olsun!

"Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir." Atatürk, 1931.

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

26 Ekim 2013 Cumartesi

Biscotti Mia

Ankara'da tam anlamıyla rafine ürünler çıkaran, dekoru ile burayı zevkli insanlar işletiyor dedirten küçük ve sevimli bir yer Biscotti Mia. Biscotti'nin anlamı İtalyanca'da kurabiye demekmiş. Biscotti Mia'nın şefi Merve Gültan, diplomalı ilk Türk bayan aşçı. Lezzetlerde payı büyük.

Burası adeta kendinizi Avrupa'da hissettirecek bir mekan. 2006-2010 yılları arasında Filistin Caddesi'nde hizmet veriyorlardı. 2010'dan sonra, Gaziosmanpaşa semtindeki Uğur Mumcu Caddesi 37/6'ya taşındılar. Biz bir pazar günü gittik, kitaplarımızı aldık, rahat koltuklarına kurulduk, bir yandan evimizde gibi hissederken, bir yandan da lezzetli poğaçalar, pastalar eşliğinde misafirlikte gibi çok güzel ağırlandık. Çalan müziğin ses ayarı çok kıvamında, dolayısı ile çalışmaya da bir şeyler okumaya da izin veriyor.

Şimdi baştan söyleyeyim, bu post lezzet patlaması içerir, fotoğraflara baktıkça, soluğu Biscotti Mia'da almak isteyebilirsin. Sonra yok ben duymadım, görmedim olmasın: )


Öncelikle ürünler el yapımı, dolayısı ile gittiğinizde bol miktarda aynı üründen bulamıyorsunuz. El yapımı oldukları için de oldukça lezzetliler. Poğaçalar, paniniler, sandviçler, pastalar, tartlar gibi enfes, parmak ısırtan ürünler var. Zaten göre göre seçebiliyorsunuz, bence işin keyifli kısmı da burada, hepsinin önünde ağzının suyu aka aka beklemek ve sonunda zor da olsa seçim yapmak...Ne seçersen seç aklın diğerlerinde kalmaya devam edecek benden söylemesi.






Ayrıca gitmişken buranın ev yapımı limonatalarından içmelisiniz. O kadar lezzetliydi ki nasıl bitirdik anlamadık.

Bence Biscotti Mia Ankara için en keyifli mekanlardan biri. Bir arkadaşınız ile sohbet etmek istediğinizde veya kitap okuyup biraz kafa dinlemek istediğinizde tercih edebilirsiniz. Zaten birbirinden güzel ürünler, gününüzü daha keyifli hale getirecektir.

Biscotti Mia:
Adres: Uğur Mumcu Cad. 37/6 Gaziosmanpaşa Ankara
0312 436 51 00
http://biscottimia.com.tr/

Red Light District'den Mesaj Var!

Amsterdam'da Red Light Street'in ünü dünyayı sarmıştır. Öyle ki Hollanda'ya gidenlerin büyük bir çoğunluğu bu bölgeye meraktan da olsa bir uğrar, gözlemler, havasını koklar. Seks turizminin kalbinin attığı yerdir bir nevi. Vitrinlerde, camlarda davetkar kadınlar. Ve işte bu kadınlardan mesaj var!


Bu video esasında çok büyük bir mesaj içeriyor. Dansçı olacaksın hayallerinin, başka bir meslekte son bulması... Bu seks trafiğini durdurun diyorlar.

Bu videonun yayınlanması da çok güzel, sonuçta bu işin bir de esas kaymağını yiyen kişiler, aman ha bu videoyu yayınlarsak işler kesilir dememiş, palayı alan sokağa çıkmamış. Özgür ifade yerini bulmuş. Çok zamanınızı almaz, videoyu izlemenizi öneririm.

22 Ekim 2013 Salı

Taş Olursun Taş!

Hani çocuk masallarında vardır ya şunu yaparsan taş olursun, yok efendim bunu yaparsan taş olursun...İşte masaldan çıkmış gibi Tanzanya'da yer alan Natron Gölü'ne dokunan taş oluyormuş. Gölün ph değerinin yüksek olması sebebi ile dokunan canlıyı öldürüp, kireçleştiriyormuş.

Nick Brandt etrafta yer alan bildiğin taş kesilmiş kuşların, yarasaların fotoğraflarını çekmiş. "Across the Raveged Land" adlı kitabında bu fotoğrafları paylaşmış. Ne kadar değişik bir durum değil mi? Bana ilginç gelince, sizlerle de paylaşmak istedim.

Kaynakçalar:
http://www.greenprophet.com/2013/10/deadly-lake-natron-turns-animals-into-ghostly-statues/

http://flasflas.com/detay/3418/inanilmaz-ama-gercek-bu-gole-dokunan-tas-oluyor

21 Ekim 2013 Pazartesi

Benden Tüm Göbeklilere Gelsin!

Uzun zamandır televizyon izlemiyordum, kanalları değiştirirken, O Ses Türkiye'deki Hadise'ye denk geldim. Bu kadın da amma zayıfladı yaaa diye düşünmeye ve aynı zamanda ben de amma kilo aldım yaaa diye düşünmeye başlayınca, bir internette Hadise'ye bakayım dedim. Evet yanlış hatırlamamışım, hakikatten bu kadın bizim onu tanımaya başladığımız ilk yıllarda bildiğin balık etliydi, sonradan bir zayıfladı bildiğin sıfır beden oldu, hatta bir dönem "Hadise artık zayıflama" diye gazetelere bir deri bir kemik Somali'den ülkemize transfer olmuş Hadise haberleri basıldı. Helal olsun, şimdi on numara beş yıldız süper olmuş.

Şimdi kendime sesleniyorum. Şşşt göbekli Türk Kadını!

O yiyorum yiyorum kilo almıyorum dönemleri bitti, şimdi su içsem yarıyor, ne yesem löp löp yağ oluyor dönemleri başladı. Aklına başına devşir, 30 oldun da geçiyorsun! Bundan sonra güvenme nasıl olsa veririm diye boş ümitlere!

Hayatımda hiç diyetisyene gitmedim, hiç de diyet yapmadım. Ama bildiğim bir gerçek var ki bu yemelere bir son demeliyim. Gece gece ayy canım irmik helvası çekti, ne var canım bir dilim kek yesem gibi canının her çektiğini her saatte yeme lüksünü bırakmalıyım. Mümkünse akşam 19:00'dan sonra bir şey yememeliyim.

Kola, gazoz vs asitli ne varsa bayılırım. Bunlara da bir son demeliyim. Zaten almazsan içmezsin değil mi? Zeki şey seni:)

Bir bira da mı içmeyeceğiz yahu demek yerine bak Fransızlar ne güzel iki dirhem bir çekirdek diyerek içeceksem ben de şaraba daha çok yönelmeliyim.

Hareketsiz olmaz bacı! En sevmediğim cümle bak işte bu! Neymiş efendim "Yediklerinin yarısını, yaptığın hareketlerin iki katını yapsan zayıflarsın" Herıltt yani de o kadar kolay mı spor yapmak, hem de düzenli bir şekilde spor salonuna gitmek. İşte benim için en zor tarafı bu. Spora karşı önyargılıyım. Bu sebeple, öncelikle spor salonunu çok sevmeliyim, bol bol keyifle geçecek dersleri olmalı, geçenler Joya Spor Salonu'na gittim.Açıkçası çok da beğendim bilmiyorum kayıt olsam mı? O kadar para verip bir de gitmezsem, sinir stres yapar buzdolabının önünde alırım soluğu! Demedi deme!

Bir de meşhur laflar var. Kalkınca bir bardak ılık su iç. Şimdi ben gözümü zor açıyorum. O suyu kim kaynatacak kim içecek diyorum. Ama kendimi bu yazının 3. paragrafına ışınlıyorum. Aklıma başıma devşirip, yarından tezi yok o su içilecek diyorum!

Bak son olarak da elmalı sirkeli suyu geçen gün içeyim dedim, gözüm yuvalarından çıkıyordu. Herhalde ben sirkeli su içeyim desem, içebilmek için içine bir kavanoz bal koyarım da içerim haliyle amacından saptırırım. Lahana suyu da bana göre pek değil. Ama Hadise'den sonra üç çocuk anası Gülben'e göz attım, zayıflama sırlarında yazan çubuk tarçın, karanfil ve suyu kaynatıp günde 3 kez içip kilo verdiğini okuyunca, bak işte bunu yapabilirim dedim.

Şimdi sevgili okur, ben bu satırları zayıflama çayı altında satılan mate çayını içerek yazıyorum, yatmadan iki mekik falan çekerim, hatta sağlıklı yaşam vs diye kafayı bu işlere yormaya başlamışken, iki salatalık doğrar Ayşen Gruda misali yüzüme yapıştırır, size iyi geceler dilerim:)

20 Ekim 2013 Pazar

Üstünel Köftecisi

Üstünel Köftecisi'ni son iki yılda farklı insanlardan bir çok kez duymuştum. Masaya gelen yeşilliklerin övgüsü beni de baya meraklandırmıştır.Ve nihayet Üstünel Köftecisi'ne geçenlerde "Yiyiciler" arkadaş grubu olarak gittik.

Üstünel Köftecisi'nin methine sebep olan taze yeşillikler masaya hızlı bir şekilde geldi. Taze soğan, roka, marul, nane, küçük turplar vs...Salaş  bir sunum, masaya açılan bir muşambanın üzerine, en başta bu yeşillikleri koyuyorlar. Sonra köfteler geliyor. Bir de folyo ile sarılmış köz sarımsaklar geliyor, resmen ağızda eriyor. Burada yiyebileceğiniz tek şey köfte dolayısı ile iş sadece porsiyonuna karar vermenize kalıyor. Yarım, bir buçuk vs...

Köfteler içeride bir ızgarada pişiriliyor, yanında da rengarenk kendi küçük manavları var.




Köftelerin lezzeti bende iz bırakmadı, daha iyi köfteler yemiştim dersem herhalde yanlış olmaz. Yine de görsel açıdan değişik bir şekilde masaya yeşillikleri koyduklarından bir kez de olsa denene bilinir. Fiyatına gelecek olursak yarım ekmek köfte, ayran vs galiba kişi başı 17.5 TL ödemiştik.  Bence köftesi iyi olmamasına rağmen, bu fiyat da fazla. Anladığım kadarıyla burası eskiden iyiymiş, zamanla eski güzelliği kalmamış. Ama masaya koydukları yeşilliklerle adından bahsettirmeye devam ediyor.


Adres: Tunç Caddesi No :86 İskitler Ankara
Tel: 0312 324 26 24


19 Ekim 2013 Cumartesi

Saç Dökülmesine Son!


Şu sıralar o kadar çok saçım dökülüyor ki neredeyse kel kalacağım diye endişe etmeden kendimi alamıyorum. En başlarda mevsim değişiklikleri, stres vs geçer desem de esasında sebebi değil sonucu önemli. Dökülüyor mu dökülüyor işte!

Uzun zamandır yapmayı ertelediğim saç bakım maskesini tekrar yapmaya karar verdim. Tekrar derken, en son çocukken annemin yaptığını söylemeliyim. Saçım o kadar seyrekti ki annem de biraz gürleşsin diye bu maskeyi uygulamış açıkçası baya işe yaramış. Şöyle söyleyeyim, rahmetli babaannem hastalıklarından dolayı çok sık ilaç kullanırdı ve ilacın yan etkilerinden dolayı bir dönem saçı olduğu gibi dökülmüştü. Bu maske sayesinde, saçları tekrar ve gür çıktı. Bir örnek daha vermeden geçemeyeceğim eski iş arkadaşımın (erkek) saçı baya baya dökülmeye başlamıştı. İnternette araştırmalar yapıyor, saç ektirsem mi diye düşünüyor ve konu baya canını sıkıyordu. Ben de belki denemez ama yine de söyleyeyim diyerek bu tarifi verdim. Haftada iki kere uyguladı ve bir süre sonra hakikatten kafasında yeni saçlar çıkmaya başladı. Kendisi de hayret etti ve tarifi verdiğim için bin kere teşekkür etti.

Evet denenmiş örnekleri bir kenara bırakırsak, tarife geçiyorum. Bugün ben de eczaneye gidip, gerekli malzemeleri aldım, ben de uygulamaya başlayacağım.

Malzemeler:

  • Badem yağı
  • Zeytinyağı
  • Bepanthen kapsül
  • Evigen kapsül
  • Bemiks kapsül
  • Yumurtanın sarısı
Bu malzemeleri bir kapta karıştırın, sonra saçınıza masaj yaparak iyice yedirin. Ve daha önce ısıtılmış bir havluyla başınızı iyice sarın, 1 saat kadar bekledikten sonra, saçınızı yıkayın. Şimdi Bioplas'ın saç dökülmesine karşı şampuanından aldım, iki türlü destekliyorum yani.

Yukarıda fotoğraftaki malzemeleri 17.5 TL ye aldım. Saç dökülmesine karşı aldığımız ürünlere verdiğimiz paralara kıyasla oldukça ekonomik. Deneyin farkı göreceksiniz. Deneyenlerden yorumları bekliyorum.

18 Ekim 2013 Cuma

Trilye


Yıllık izninizi kullandınız veya daha iyi bir tatil planı için ileriye dönük biriksin diyorsunuz. Ama bir yandan da iş stresi, şehrin karmaşası derken kendinize bir mola verip, soluklanmak, kafanızı boşaltmak; üstelik bu dediklerim hem iki günlük hafta sonu tatilimde olsun, hem de çok param gitmesin diyorsunuz. Bu ikilemleri esasında hepimiz dönem dönem yaşıyoruz ve internete girerek "acaba haftasonu için nerelere gidebilirim", "İstanbul’a yakın sakin yerler nereleri" gibi anahtar kelimelerle aramaya başlıyoruz. Bir başkasının tecrübesi bizim hayallerimiz olabiliyor… Trilye benim için tam da böyle bir yerdi, gidenlerin memnuniyetinden etkilenmiştim ve  en kısa zamanda ben de Trilye’ye gitmeliyim diyordum. Gidince benden önce gidenlerin ne demek istediğini anladım.

Öncelikle Trilye’ye gelmenin kilit noktası Mudanya’ya ulaşmak. İstanbul’dan gelenler için deniz otobüsü veya hızlı ferbiot en hızlı ve rahat yol olsa gerek. Bursa Büyükşehir Belediyesi Deniz Otobüsü (BUDO) seferleri ve İstanbul Deniz Otobüsü (İDO) hızlı feribot seferleri ile Yenikapı ve Kabataş'tan Mudanya’ya gelmeniz, iskeleni önünden yarım saatte bir geçen minibüslerle de Trilye’ye ulaşmanız mümkün. Mudanya-Trilye arası 20 dakika kadar sürüyor


Trilye’nin ismi ile ilgili de değişik rivayetler mevcut. Birincisi, Hristiyan din adamları İznik’te toplanmış ve İznik Konsili adı verilen olayda başpiskoposla, üç rahip ters düşünce, bu üç rahip aforoz edilmiş ve Trilye’ye gelmişler. Bu üç papazdan sonra (Tri, üç demek ve ilya da papaz demekmiş), bu yörenin adı Trilya olmuş. Diğer bir rivayet ise, Trilye Latince’de "barbun balığı" demekmiş. Bu bölgede de barbun balığının çok çıkması üzerine, bu yörenin adı Trilye olmuş. Bir çok yerde bölgenin adı Trilye olarak geçse de, 1963 yılında Zeytinbağı olarak değişmiş



Trilye’de uzun yıllar Rumların yaşamasından ötürü Rum mimarisi hakim ve bu sebeple Trilye Yunan kasabalarını anımsatıyor. Aya Todori Kilisesi’ne bir kubbe eklenerek camiye çevrilmiş ve adı Fatih Cami olmuş. Şu an cami olarak hizmet vermeye devam ediyor. Bu kilisenin haricinde Trilye’de Kemerli Kilise, diğer bir adıyla Resimli Kilise var. Bu kilise tarihte duvarlarına resim yapılan ilk kilise olması özelliğiyle büyük bir önem taşısa da bakımsızlığı karşısında insan hayrete düşüyor. Duvarları yıkılmış, içeri girmenin mümkün olmadığı harabe halinde bir kilise. Keşke tarihi açıdan bu kadar önemli olan kilise korunsaymış. Trilye’nin en görkemli yapısı ise Taş Mektep. Sultan Abdulmecit zamanında Batılılaşmayı hedefleyen reformlar sürecinde modernleşme adına ülkenin bir çok yerine okullar yapılmış. Bu okullardan birisi de burası. Bu görkemli bina da maalesef kullanılamaz durumda. Avrupa’da olsa çok güzel bir şekilde restore edilip, turizm amacıyla kullanılabilinirdi. 


Trilye’de yapılabilecek şeyler arasında, bu şirin eski Rum köyünde bol bol fotoğraf çekmek, sahilde yer alan balık restoranlarından gözünüze kestirdiğiniz yerde rakı-balık keyfi yapmak, deniz manzaralı bol esintili banklarda oturup manzara izlemek ve kitap okumak ve son olarak tepede yer alan Çamlı Kahve’de günün yorgunluğunu atmak için bir kahve içmek sayılabilinir. Çamlı Kahve’de otururken, yaz olmasına rağmen, tepede yer aldığı için püfür püfür esen rüzgarında, denizin kokusunu içinize çekip huzur bulacaksınız. Dönüşte ise Trilye hatırası olarak zeytin ve zeytinyağı alabilirsiniz. Trilye’ye kadar gelmişken, zamanınız kalırsa Türkiye Cumhuriyeti tarihi bakımdan önemli olan Mudanya’yı da ziyaret edebilirsiniz.
Not: Bu yazım Sırt Çantalılar sayfasında yayınlanmıştır.

17 Ekim 2013 Perşembe

Kısa Kaçamak Amasra

Bayram tatilinde eşimin 1 gün izni olunca tabi duramadım ve hemen plan yaptım. Maalesef Ankara konum itibari ile günü birlik şehir dışı geziler için çok uygun bir yer değil. Biz de diğer Ankaralılar gibi yaz-kış demeden çokça tercih edilen Amasra'da aldık soluğumuzu...Amasra hem deniz kıyısında olması hem de Ankara'ya 3.5 saat uzaklıkta olması sebebi ile Ankaralılar tarafından tercih ediliyor.

Benim en çok özlemini çektiğim şey deniz...Deniz kenarında hiç bir şey yapmadan oturmak veya ince belli bir çay eşliğinde kitap okumak....İşte Ankara'da bunları çok özlüyorum. O yüzden Amasra'da az zaman geçirsek de denize nazır bir masada rakı balıkla keyiflenmek iyi geldi. Amasra'ya gideceklere öncelikle tavsiyem mümkünse bayram gibi yoğun sezonda gitmeyin, adım başı insan, gürültü. Kafa dinlemeye gittim derken, bu ne gürültü diyebilirsiniz. Amasra'yı tercihen sonbahar veya ilkbahar gibi ara mevsimlerde gidin. Çünkü yazın da yazlık bir semte dönüşüyor. Önceden bu kadar popüler değildi. Gönderilmemiş Mektuplar filmi çekildikten sonra ve internet ve dergilerde Ankara'lılar için hafta sonu gidilecek yerler şeklinde yazılar yazıldıkça Amasra'ya rağbet arttı.

Amasra denilince, ilk yapılması gereken Canlı Balık (Mustafa Amca'nın Yeri) Restoran'ına uğramaktır. Amasra'nın bildiğiniz üzere salatası çok meşhur. İçine özellikle pancar turşusu koyarak, ekşiliğini sağlıyorlar. Masaya gelen güzel ekmekle, salataya bana bana yiyorsunuz. Bence Canlı Balık'ın salatası başka hiç bir yerde yok, o kadar güzel yaparlar. Ama bu sefer herhalde bayram nedeni ile aynı güzellikte yapılmamıştı. Bir kere eskiye nazaran porsiyonları küçülmüştü ve salatanın en büyük özelliği olan içindeki malzemenin çeşitliliğinde azalma vardı. Tabi yine de bir çok yere kıyasla çok güzel olmasına rağmen, eski halini bildiğimiz için ister istemez kıyasladık. Bence bayram yoğunluğunda olur o kadar diyebilirim. Şunu da söylemeden edemeyeceğim, Canlı Balık'ta yemek yemek istiyorsanız, en azından yarım saat sıra beklemeyi göze almalısınız. Önceden rezervasyon almıyorlar, gidince isminizi yazdırıyorsunuz. Biz de bekledik ama açıkçası değdi, deniz kenarında en güzel manzaralı masalardan birine oturduk.

Canlı Balık'ta biraz meze biraz balık söyledik. Esasında buraya her gelişimizde barbun yesek de bu sefer mezgitte karar kıldık, çok lezzetliydi. Meze olarak haydari, kalamar, güveçte karides, köz biber, beyaz peynir( o kadar güzeldi ki iki kere söyledik), patlıcan ve enginar söyledik. Tatlı olarak da ballı, cevizli yoğurt söyledik. 2 kişilik mezgit, 2 tek rakı ve 1 adet 50 lik Efes bira için hesap 133 TL geldi. (Bundan sonra gitmek isteyenlere fikir vermesi açısından hesap olarak gelen tutarı da yazacağım. )







Konaklamaya gelince, Amasra'da daha çok pansiyon tarzında yerler var. Bayram nedeni ile bütün odalar dolmuş ve bizim gibi önceden oda ayarlamayanlar için, camı olmayan izbe gibi odalar o odaya göre istenmeyecek fiyatlara kalmış. Biz de haliyle Amasra'da kalmadık. İnternetten daha önce araştırmasını yaptığım Bartın'da Fatma Hanım Konağı'nda kaldık. Amasra'ya 20 km uzaklıkta. Konağa gelince doğru bir tercih yapmışız dedik. Ahşap eski bir konağı restore etmişler. Odalar zevkle döşenmiş ve oldukça temiz. Bartın'da deniz vs yok ama gezip tozduktan sonra iyi bir yerde uyuyayım derseniz, Fatma Hanım'ın Konağı'nı tercih edebilirsiniz. Biz gecelik 150 TL'ye kaldık, kahvaltı dahil.


Bizim için keyifli bir gün oldu. Ve yine Ankara'dayız...

Gitmek isteyenler için adresler:

Fatma Hanım'ın Konağı:
Orta Mah. Karakaş Cad. No:37 Bartın
Tel: 0378 228 81 00
http://www.fatmahanimkonagi.com/

Mustafa Amca'nın Yeri Canlı Balık
Küçük Liman Cad. No: 8
Tel: 0378 315 26 06
http://www.amasracanlibalik.com/