4 Şubat 2017 Cumartesi

Mavi Ev Cafe

Kahvaltı benim olmazsa olmazım...Yani üç öğün kahvaltı yiyeceksin deseler, seve seve derim. Ama çoğunlukla ne zaman dışarıda kahvaltı yapsam, keşke evde yapsaydım pişmanlığı yaşarım. Sebebi de masayı doldurmak adına koyulan kalitesi düşük kahvaltılıklar olur kimi zaman, kimi zaman da açık büfede dünden kalan zeytinyağlı vs ne buldularsa koymuşlar hissini vermeleridir.

Bugün uzun zamandır methini duyduğum, Mavi Ev Cafe'ye gittim. Dışarıdan Hansel ile Gratel'in eviymiş gibi duruyor. Eminim yazın bahçesi de çok keyifli olur, özellikle çocuklu aileler için bence çok güzel bir seçenek.

Bu sabah gittiğimizde, masamız önceden hazırlanmıştı. Bir kere burası özenli bir yer, yani tabakları kendi evinizde olunca mutlu olacağınız türden. Aynı şekilde kahve fincanından, kurabiye sundukları mini sandalyeye kadar, hepsi çok ince düşünülmüş ayrıntılar.


Kahvaltı masası ise doyuru ve göze hitap edici. Benim en başta gözümün doyması lazım:) Masaya oturduktan sonra, sahibi Figen Hanım yumurtamızı nasıl istediğimizi sordu. Tabi biz kahvaltıya başlayana kadar, sıcacık mis gibi kokan Karadeniz tava böreğimiz geldi. Bunların haricinde minik poğaçamsı ekmekler de sıcacıktı, tereyağ ile anında hüplettik.

Masada genel olarak temel diyebileceğimiz peynir, zeytin, domates-salatalık ve reçeller vardı. Diğer yandan simitten, kurabiyeye kadar güzel desteklenmişti. Çayı güzeldi, çay önemli sonuçta:)

Figen Hanım eski bankacı, emekli olunca burayı açmış. Bakmayın emekli dediğime, emekli deyince insanın aklına ton ton teyzeler gelir, Figen Hanım erken emekli olanlardan ve oldukça genç gösterenlerden. Kendisi uzun yıllardır zaten butik pastacıymış, burayı da açınca bence tam nokta atışı yapmış. Çok hoş sohbet ve sıcak birisi. Zaten cafede otururken de kendimi hep bir arkadaşıma misafirliğe gitmişim gibi hissettim.

Burada doğum günü etkinlikleri ve beş çayları vs düzenlenebiliyor. Bence çocuklar için doğum günü partisi yapmak için konsept çok uygun. Tabi diğer yandan doğum günü ile çakışmamak adına da, kahvaltıya gitmeden önce rezervasyon yapmanızda fayda var. 

Çayyolu bize uzak olduğu için, gitmemiz ancak bugün oldu. Ankara'da güzel kahvaltı için önereceğim bir mekan. Giderseniz selamımı söyleyin:)

Adres ve İletişim: Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Mah. 2760 Cad. 1072 Sk. No: 3 Çayyolu Ankara
 Tel: 0312  241 51 54/ 0533 515 79 09




1 Şubat 2017 Çarşamba

Buyrun benim

Uzun zamandır yazmıyorsun sorularına topluca yanıt vereyim istedim, evet eskisi gibi yazmıyorum ama arada bir de yazıyor olsam, adresim aynı kalsın, hala takip eden var ise, arada bir yazınca onlara sürpriz olsun istiyorum. Esasında blog geçmişime bakınca uzun yıllardır yazıyorum, 2010'dan beri. Bugün takip ettiğim bloglara bakınca, Ezgi'nin sayfasına takıldım, bakınca o da 2010'dan beri yazıyor. Hala da yazmaya devam ediyor. Yazılarını görünce mutlu oldum. Uzun zamandır takip edince, sanki tanıyor gibi oluyorsun. Çok değişik bir duygu.

Yazmadığım zamanlarım nasıl geçiyor? Bence su gibi. Biliyorsunuz bebeğim oldu. Hafta sonlarım ona ayrılıyor. Gülüşü ömre bedel. Hafta içi ise, çalışmaya başladım. İşte gün nasıl bitiyor, nasıl akşam oluyor, farkında değilim. Ama iş hayatı bana her zaman iyi geliyor. Ne kadar yoğun da olsam, alışmışım o tempoya, iyi hissediyorum.

Cuma günleri izinliyim şimdilik. Bakıcısı kızıma bakarken, ben de arkadaşlarıma zaman ayırıyorum. Kendimi ödüllendirdiğim gün. Kız kıza sohbet, alışveriş, kızsal şeyler işte:)

Geçen aylarda ilk defa bebekle yurt dışına gittim. Benim için farklı bir deneyimdi. Öncesinde hızlı trenle bir yolculuğum var. Esasında kızımı olabildiğince, hayatımıza ortak etmeye çalışıyoruz.

Arada Ankara'da yapılan organizasyonlara katılıyorum. Yeni insanlarla tanışıyorum. Son zamanlarda özellikle çocuklu etkinliklere katıldım. Sanırım yeni roller eklendikçe, yeni insanlar da ekleniyor insanın hayatına.

Bu yazıyı neden yazdım, esasında beni yıllardır takip eden arkadaşlarım var, blog olayı onlara yabancı olduğu için, takipçiler bölümünde yoklar, ama Google'a birazhayat vs yazarak beni buluyorlar:) Onlara selam olsun istedim, öperim sizi. Arada bir şaşırtıp yazarım yine.

Tarcınlı Kurabiye

 
 
 
 

Şimdi size yine efsane bir tarif vereceğim. Esasında bir nevi bencillik. Tarif burada dursun, ben de yapacağım zaman, bu tarifi nereye yazmıştım telaşına düşmeden kolayca bulayım. Bu tarif de diğerleri gibi Sibel'den:)
 
Bu kurabiyenin en güzel yanı ağızda dağılması, tabi o kadar margarin koyunca, ağızda dağılması da normal bir yandan. Diğer yanı ise, bayatlamaması, gelen misafirinize her daim kahvenin yanına çıkarabilmeniz.
 
Malzemeler:
 
4 su bardağı un
1 paket margarin
1 vanilya
1,5 fincan pudra şekeri
 
Üzerine:
3 tatlı kaşığı tarçın, 3 yemek kaşığı pudra şekeri
 
Yapılışı:
Margarini tavada eritiyoruz, sonrasında biraz soğuması için bırakıyoruz. Unu bir leğene alıp, ortasını açıp, içine eritilmiş margarini, vanilyayı ve pudra şekerini döküyoruz. Yumuşacık olana kadar yoğuruyoruz. Küçük küçük parçalar kopararak yuvarlak şekil veriyoruz. Fırın tepsisine yağlanmaz kağıt koyup, üzerine top top yaptığımız kurabiyeleri dizip, fırına veriyoruz. Hafif pembeleşince fırından çıkarıyoruz. Ayrı bir kasede tarçın ve pudra şekerini karıştırıyoruz. Fırından çıkan kurabiyeleri bu karışıma bulayıp, borcama/ kaseye vs alıyoruz. İşte bu kadar basit:)
 
Misafiriniz geleceği zaman, bir kaç gün önceden yaparsanız, hem son gün telaşı yaşamazsınız, hem de sofrada bir çeşidiniz daha olur. Afiyet olsun, yapan olursa, yorumları alayım:)
 
 

5 Aralık 2016 Pazartesi

Yalancı Tiramisu

Ne zaman bana misafir gelecek olsa, ne tatlı yapsam diye düşünürken, canım arkadaşım Sibel'i arayıp, "Hani senin geçen yaptığın ... vardı ya, bana bir tarifini versene" derken buluyorum kendimi. Her seferinde garantili lezzet oluyor.

Sağ olsun arkadaşım whatsup üzerinden tarifi yolluyor, geçenlerde fotoğrafları silerken tarifi de silmişim, o yüzden bloğuma yazayım da silinmeden kalsın, bir de benim gibiler faydalansın dedim. Sanırım bir tarif defteri tutsam, tariflerin çoğu "Sibel'in kurabiyesi", "Sibel'in tiramisusu" vs olacak:)

Tiramisuda muz olmaz, içindeki krema labne olmaz demeyin, adı üstünde yalancı tiramisu:)

Tiramisu Malzemeler:

İçi:
1 paket sade hazır kek
1 fincan su
1 yemek kaşığı nescafe
Biraz tozşeker
Muz

Kreması:
2 yumurta
7 yemek kaşığı toz şeker
3 yemek kaşığı un
Yarım litre süt
1 paket labne peyniri
1 paket vanilya

Üstü:
Kakao

Yapılışı:

Toz şeker ve nescafeyi fincandaki suda eritin ve pasta tabanının iki tarafını bu karışımla ıslatın.

Krema malzemelerini iyice karıştırıp, ocakta muhallebi kıvamına gelecek şekilde pişirin.

Kremayı pasta tabanının içine sürün, içine dilimlenmiş muzları koyun, sonra pasta tabanının tekrar üstünü koyup, üzerini krema ile kaplayın.

Pastanın üstüne tel süzgeç ile kakao serpin. Tiramisunuz hazır, afiyet olsun.

2 Aralık 2016 Cuma

Ankara'da En İyi Kuaför

Benim için saç kestirmek, yenilenmek, moral bulmak demek. Tabi kötü bir kesim, aynanın karşısında ağlamama sebep de olabilir. Yani saçımın şekli şemali modumu çok değiştirir. İyi bir kuaför bulmak, aynı iyi bir falcı bulmak gibi benim için. Denk gelene aşk olsun:)

Bir arkadaşımın tavsiyesiyle keşfettiğim Özcan Bey benim gibi pimpirikli birini kuaför koltuğuna gönül rahatlığıyla oturmamı sağladı. İki senedir saçımı sadece Özcan Bey'e kestiriyorum. Bir kereye mahsus, yeni doğum yaptığım zamanlarda evde pijamalarla vs dolaşmaktan kendimi çok kötü hissedip, bebeği de uzun soluklu bırakamayacağım için, mahalledeki kuaföre saçımı kestirmiştim. Kesim kuaför dükkanındayken gayet güzel dursa da, eve gelip yıkadıktan sonra işler değişti. Sonuçta ben saça şekil verme konusunda beceriksiz birisiyim. Saçın kesimi öyle bir olacak ki; kuruturken kendisi hoş bir şekil alacak. Saçımı yıkadıktan sonra, Özcan Bey de kestirmediğime çok pişman olmuştum ama iş işten geçmişti bir kere. Biraz uzar uzamaz tekrar eski halime döneyim diye Özcan Bey de soluğu almıştım. Yine mutlu ayrılmıştım, yenilenmiş, tazelenmiştim. Hele yeni bir anneyseniz, bakımsız halinizden sizi kurtaran her detaya fazlasıyla müteşekkirsinizdir. Artık adresim değişmez.

Bu yazıyı neden yazıyorum? Bugün yine saçımı kestirdim, yine çok mutlu kalktım koltuktan. İyi bir kuaför bulana kadar, internette sürekli araştırma yapıyordum, yorumları okuyordum, Ankara'da en iyi kuaför nerede diye. Ben beni mutlu eden kuaförü buldum. Benim gibi arayışta olanlar olabilir diye paylaşmak istedim. Giderseniz benden selam söyleyin:)

Adres: Akademik Kuaför İlker Mh. 1024. Sk. No:1/A, Dikmen, Çankaya, Ankara 0312 478 41 32
Özcan Bey Telefon: 0535 607 53 36

1 Kasım 2016 Salı

Kuzina Foça

Eski Foça benim en keyif aldığım yerlerden biridir. Ege demek benim için, kediler, deniz kokusu ve uzun keyifli sofralar demek. Eski Foça'da sevgilimle keyif alacağımız bir yer arıyorduk, internette güzel yorumlarına bakarak Kuzina'da karar kıldık.

Üç kız işletiyor, İstanbul'u arkalarında bırakıp, Foça'ya yerleşmişler ve güzelim yeri açmışlar. Böyle küçük yerlerde, yerleşiklerin sizi benimsemesi zordur, eğer onlar gibi değilseniz. Bu kızlar Foçalılar tarafından da benimsenmişler. Kahvaltısı da güzelmiş. Biz akşam yemeği için gittik.İki apartman arasında bir yerde, Foça meydanı diyebileceğim bir noktada yani merkezde hizmet veriyorlar. Manzara beklemeyin ama tatlı bir ambiyansı var.

Gelelim yemeklere...

Fiks bir tabak fiyatına (yanlış hatırlamıyorsam 22 TL idi), açık büfe sunulan zeytinyağlılardan seçim yapabiliyorsunuz.




Makarnadan,mezeye hatta çökertme kebabına kadar çeşitli seçenekler sunuyor. Biz zeytinyağlı tabağın yanı sıra, ara sıcak olarak da ciğer söyledik ve çok beğendik. Mittie köfte söyledik. O da eşimin damak zevkine göre idi. Beni benden alan ise, ev usulü, patates kızartmasının üzerine sarımsaklı yoğurt ve sostur. Resmen mest oldum.


Giderseniz pişman olmayacaksınız diye düşünüyorum. Eski Foça'da keyifli yemek isteyenlere öneririm.

Fiyatlarını ve menüsünü merak edenler için, menüyü de ekliyorum. (2016 fiyatlarıdır)






31 Ekim 2016 Pazartesi

Hamile ve Yeni Doğum Yapanlara Nacizane Öneriler

Şu aralar bir çok arkadaşım hamile...Geçen sene benim yaşadığım ikilemleri aynı şekilde onlarda görüyorum. Ne almalı? Ne almamalıyım? Paylaşacağın önerilerin var mı vs diye akıllarında deli sorular:) O yüzden aklıma gelenleri özet halinde bir yazayım istedim. Diğer yazılarımda da paylaşmış olabilirim ama bu biraz daha hap şeklinde olanı:)

1. Gecelik: Önden fermuarlı alın, çok dua edersiniz. Bitmeyen ziyaretçileri düşünecek olursak, hooop fermuarı çektiniz oldu bitti, büyük kolaylık.

2. Beşik: Biz İkea'daki standart beşik modeline benzeyen bir beşiği Mothercare outlet mağazasında İkea'dan daha ucuza bulunca hemen aldık:) Bence İkea'daki beşik de ekonomik, piyasadaki bebek odası fiyatlarını gördükten sonra. Beşiğe çok para verilmesine gerek yok, sonuçta bir sene civarı yatacak, sonra kardeş vs düşünmüyorsanız muhtemelen ihtiyacı olan birine gidecek. O yüzden güvenlik standartlarını sağlayan bir beşik yeterli bence.

3. Yatak: Biz Ankara Siteler'den bebek yatağını aldık. 150 TL civarındaydı. Ünlü markaların yataklarına da baktık, dediğim gibi bir sene civarı kullanacak nasılsa dedik, o yüzden çok para vermek istemedik. Sünsa marka aldığımız yatak da çok içimize sindi, fiyatının makullüğü de bizi mutlu etti.

4. Bebek Dolabı: Adına bebek dolabı yazsam da bence bebek dolabı almaya gerek yok, onun yerine direk yetişkin dolabı alın, bebeğin eşyaları küçük de olsa ıvır zıvırları o kadar çok ki insanın gerçekten dolaba ihtiyacı oluyor. İkea'da dolap bölümünde, sizin söylediğiniz ve seçtiğiniz ürünlere göre, dolabı tasarlıyorlar. Mesela ben bebeğin asılacak çok eşyası olmaz, onun yerine katlanacak çok eşyası olur diye düşünerek dolabın iç kısmına şifonyer gibi bir sürü çekmece yaptırdım, şimdi de sık sık kullanıyorum.

5. Bebek Puseti: Bebeğin varlığını öğrenir öğrenmez ilk işimiz bebek arabası bakmak oldu. Eşim yurt dışı forumlarını okudu, siteleri inceledi. Sonra gidip bizzat bir kaç hafta sonu da birlikte gidip denedik. Sonunda Mamas&Papas Armadillo Filip modelini aldık.  İskeletini katlamak çok kolay, diğer modellere göre hafif sayılabilir. Maxi Cosi ana kucağı ile uyumlu. Çok memnununum.


6. Ana Kucağı: Mamas&Papas'a karar verdikten sonra, sıra bu pusetle uyumlu ana kucağı seçmek idi. Maxi Cosi Pebble Plus seçtik. Daha kullandığımız ilk haftadan dedik ki bu ürün şimdiden hakkını verdi. Ana kucağının içinde diğerlerinden farklı olarak, yenidoğan aparatı vardı. Bebek doğduğunda zaten bir lokma, bu aparat sayesinde bebeğin güvende olduğunu hissettim. Yoksa koskoca anakucağında bir damla kalacaktı. Çoooook memnun kaldım, içim rahat kullandım. Bir de bu model diğerlerinden farklı olacak uçağa girebiliyor.

7. Otomobil bazası: Ana kucağınız ve ileride alacağınız oto koltuğu ile uyumlu isofix bağlantılını baza almanızı şiddetle öneririm. Ana kucağını kemerle her seferinde bağlamak ile uğraşmak yerine, bir kerede ana kucağını sabitleyebiliyorsunuz, güvenle taktığınızda sinyal veriyor ve araba kazalarında bebekler için koruyucu olması çok önemli.

8. Banyo küveti: Evet file ile bebek küvetinde yıkamak çok kolay ama bence en kolay yöntem anne veya babanın bebeği tutarak, diğerinin şampuanla vs yıkaması. Akan suyla sanki daha kolay gibi. 

9. Kayısı kompostosu: Doğum yapacağınız gün hastaneye hazırladığınız kayısı kompostosunu götürmenizi öneririm. Doğum sonrası sizde oluşabilecek gaz sancılarını azaltıp, kolay tuvalete çıkmanızı sağlar. Malum dikişlerden sonra zor bir iş:)

10. Sling: Çok da elzem bir şey değil. Hemen lazım olacak gibi sanki doğumdan önce almıştım. Öncelikle yaz ayında doğum yapınca, o sıcakta çok pratik olmadı. Bir kaç kez yakın çevrede bakkala, eczaneye vs giderken kullandım. Bebek de ben de ter içinde kaldık. Sonbahar ve ilkbaharda doğum yapanlar için daha pratik bence. İkincisi kumaş o kadar büyük ki bebek yol ortasında krize girince, slingden bebeği çıkarmak kolay da; slingi çıkarmak zor. Sling upuzun bir kumaş, yere değmesin, kirlenmesin vs derken bir elimde bebek, vücudumda slingle gezerim daha iyi diyorsun.

11. Kundak: Aldım ama pratik gelmedi, eski anam babam usulü kundak yapmak daha kolayıma geldi. Tabi burada battaniyenin ince ve esnek olması önemli. Kalça çıkığı riski yaratmamak adına da, sadece kollarını iyice kundaklayın, bacakları muhakkak gevşek olsun. Bazı bebekler ödüllü kundakları çok sevebilir, bebeğin mizacına göre değişebilir, benimki sevmedi.

12. Battaniye: İnce Carters' battaniyeler çok kullanışlı, bana arkadaşım önermişti, o kadar çok kullandım ki herkese öneriyorum.

13. Müslin Bez: Bu bezin adını ilk arkadaşlarımdan duyduğumda, "O ne be!" demiştim. Meğersem çok kullanışlı bir şeymiş. Bildiğin eski beyaz tülbentler gibi, incecik, hava geçiriyor, emiciliği yüksek. İster banyodan sonra havluya sarmadan ilk kurulama bezi yap, ister emzirme örtüsü, ister bebek battaniyesi... Çeşirli boyları var. Lc. Waikiki'den orta boyları almıştım. Sıcak havalarda ana kucağında güneşlik gibi kullandım. Ayrıca, yazın bebeğimin her altını değiştirdiğimde su ile yıkıyordum, sonrasında Lc. Waikiki'den aldığım diğerini kurulama bezi olarak kullandım. Bir de Mothercare'den battaniye boyu aldım. Özellikle plajda havlusunun üzerine serdim. Banyo sonrası kurulama bezi olarak kullandım. Lc. Waikiki'nin fiyatı makuldü. Mothercare ise standart fiyat. Bence battaniye boyu olanları instagram satıcılarından alabilirsininiz, çok şirin desenleri varmış, ben sonradan keşfettim.
14. Emzik: Emzik hayatta vermem diye düşünenlerdenseniz, bu kısmı atlayın. Ben gerekirse veririmcilerdendim:) Amerika'da hastanelerde yenidoğanlara verilen, avent soothie emziklerden sipariş vermiştim. Hala kullanıyorum. Bizimki emziğe çok düşkün değil ama yolculukta veya restoranlarda bazen susturucu olarak iş görüyor.

15. Süt sağma makinesi: Ben lansinoh çift taraflı pompalardan aldım. Sağımı iyi, çift yönlü zamandan kazanmak adına almıştım ama ikisini aynı anda hiç yapmadım. Birini biberon olarak kullanıyorum, diğerine süt sağıyorum. Fiyatı eğer sizin için çok değil ise çift taraflı almanızı öneririm.

16. Bebek bezi:Prima premium care benim de hamilelik döneminde okuduklarımdan en çok önerilen bebek bezi idi. Ben de kullandıkça iyi ki bunu tercih etmişim dedim. Bir kere yeni anne olduğunuzda bebeğiniz işedi mi işemedi mi anlamak zor. Bu beze bebek işeyince, yeşil bir çizgi oluşuyor, anlamanız kolaylaşıyor. Emiciliği çok iyi. Hala bu markayı kullanıyorum. Bir kere deneme için verilen molfix markayı kullanmıştım. Cildini tahriş edince hemen bıraktım. Bebek bezini baştan stoklamayın. Çünkü her bebeğin cildi hassas, bir markadan stoklarsınız sonra bebeğiniz o beze alerji gösterir, haydi hepsi çöpe...Bir de ultrasonlar ne kadar gerçeğe yakın sonuç verse de, bebeğinizin kilosu ancak doğunca netleşiyor. O yüzden uzun süre yenidoğan boyutunu kullanabileceğiniz gibi, kısa sürede 2 numaraya da geçebilirsiniz. Ben genelde bebek marketlerinden alıyorum ama markafoni vs gibi yerlerde çok daha uygun fiyata bulunabiliniyor. Bilginiz olsun

17. Islak mendil: Unibaby yine en çok önerilenler arasında idi. Memnunum.

18. Pişik kremi: Desitin ve Mustela almıştım. Hatta hastanede bebeğin doğduğu ilk gün aman pişik olmasın diye sürüp, poposunu bembeyaz etmiştim. İlk gün sürülmesine gerek yokmuş, hemşire öyle söyledi. Bence bebek bezini sık sık değiştirince de pişik riski en aza iniyor. Benim bu konuda nacizane önerim saf zeytinyağı. Ben her bez değiştirdiğimde kullanıyorum, bugüne kadar -aman dilinizi ısırın- hiç pişik problemi yaşamadım. Dışarıda vs kullanmak için de, gratis den aldığım seyahat boyu sprey şişeye zeytinyağı doldurdum, çok pratik oldu.

19. Göğüs kalkanı: Doğurmadan önce okuduğum bloglarda olmazsa olmaz gibi algılayıp almıştım. Bence gerek yokmuş. Yani bebek en baştan düzgün kavrar ve emer ise, yara olmuyormuş. O yüzden bence bir doğurun, eğer yara olma eğilimi var ise alın, yoksa boşu boşuna almış olursunuz, gerek yok.

20. Emzirme yastığı: Doğurduğum ilk haftalar ben bu yastığı niye aldım, evdeki herhangi bir yastık benim işimi hayli hayli görürmüş dedim. Hatta ilk haftalarda emzirme yastığında hiç rahat edemedim, o yüzden bu yastık yerine, bebeğimin boyutunda İkea dikdörtgen yastık kullandım. Bebeğim büyüyünce, emzirme yastığının çok önemli olduğunu anladım, her emzirmede kullandım.


21. Yan yatış yastığı: Elzem gibi düşünüp almıştım, bence hiç gerek yokmuş. Tabi ihtiyaca göre değişebilir.

22. Deniz süngeri: Bebeği yıkamak için bir çok marka mevcut, ama gerçek deniz süngeri alın. Elinize alınca çok sert olsa da, suya değince yumuşacık oluyor, bebeği mis gibi çizmeden, acıtmadan yıkıyorsunuz. Tabi yumuşacık iplerden örülmüş lifler de bence aynı işi görür. Sadece deniz süngeri görünümlü normal süngerlerden almayın.
Veee son önerim 23. Chicco Polly Swing Up Salıncak: Şimdi buna verilen para gereksiz gibi algılanabilir ama işin aslı çok gerekli. Bana bir arkadaşım verdi. Yoksa ben ev tipi ana kucağı alacaktım. Bu salıncağı verince, almaktan vazgeçtim. Yeni doğan bir kişinin en çok ihtiyaç duyduğu şey bebeğinin uyuması.Bu salıncağın masaj gibi titreşim özelliği var, bir kere bebek bir ileri bir geri derken, bir de titreşim eklenince mest olup uyuyor. Geceleri salıncakta uyutmadım, ama uykusunun gelmesi için salıncağı kullandım, uykuya dalınca da alıp yatağına yatırdım. Gündüzleri salıncağı mutfağa taşıyıp, bebeğimi görerek yemek yaptım. Müziğini ve sallanma ayarını kumanda ile yapabiliyorsunuz. Tek dezavantajı biraz yer kaplıyor, sonuçta salıncak:) Ben o kadar memnun kaldım ki, benden sonra doğum yapan kardeşime aldırdım. O da memnun. Şimdi etrafımdaki tüm hamile arkadaşlarıma bu salıncağı almalarını öneriyorum. Bence bir ay bile kullanılmış olsa, sağladığı konfor ile parasını çıkarmış sayılır benim gözümde. Bu arada ben hala kullanıyorum. 4.5 aylık oldu bebeğim.
Umarım işinize yarar bu öneriler. Sizin de "Aldım çok memnun kaldım" veya "Tüh ya! Aldık hiç kullanamadık" diye paylaşmak istediğiniz önerileriniz olur ise, aşağıya yorum olarak yazın, herkes faydalansın:)