21 Aralık 2011 Çarşamba

O Genc Ama...

Şirkette yılbaşı çekilişi yaptık bu hafta. Ben de ne alsam ne alsam diye düşünerek; az olan zamanımda birazcık gezindim. Parfümlere bakarken, Yves Rocher'un parfümünü gördüm. Herhalde bir çoğunuz biliyordur ama ben parfümü olduğunu bilmiyordum, bu markayı sadece cilt bakımı ve duş jelinden ibaret sanmışım:) Neyse görür görmez, parfümü denedim, açıkçası çok da beğendim. Kaç saat geçti parfümü süreli, hala bileğimi kokluyorum:) Baya kalıcıymış. Kokusunu da çok beğenince, hediye olarak ne alsam kararsızlığımdan kurtuldum. Parfümü çok beğendim, bir tane de kendime alabilirim....

Tabi parfümden sonra, kremlere bir göz atayım dedim...Güzellik uzmanı nemlendiriciden sürdü.Açıkcası nemlendiricisinin hafifliğini ve yarattığı temizlik havasını sevdim. Tabi bir kere sürmeyle çok bir şey anlayacak olmasam da, kendi kullandığım ürüne göre çok daha fazla sevdim diyebilirim. Neyse efendim konumuz bu değil:)

Güzellik uzmanı ile konuşmaya başladık. Hangi ürünü kullansam, cilt tipleri falan filan. Sonra elime peeling uyguladı. İki elim arasında inanılmaz bir fark oluştu. Sanki elimi hiç temizlemiyormuşum da ben bugüne kadar nasıl yaşıyormuşum hissine kapıldım. Meğersem benden önceki kızın eline de sürmüş...Pazarlama stratejisi işte...Kız da hemen beğenmiş, peeling, krem, tonik ne varsa almış. Bana da bunları şunları aldı diye gösterdi. Benim de onlardan mı kullanmam gerekiyor diye saf saf sordum. Güzellik uzmanının "O daha genc ama.."şeklinde başlayan cümlesi ile yıkıldım. Onlar 25 yaş altı için...dedi.

Bunca yıl insanların minyon gösteriyorsun, yok üniversite öğrencisi gibi duruyorsun laflarına kanmışım:( Yaşımı söyleyince yok artık diyerek, en az beş yaş altını söylemelerine alışmışım...Tamam gülünce kırışıklıklarım belli oluyor, yavas yavas kırışıyorum diye üzülüyordum ama yaşımı gösterdiğimi bilmiyordum...Guya yaş kompleksim yoktu benim...Ta ki "O genc ama..." lafını duyana kadar....

Kabul ediyorum fena oturdu....

fotokaynak

16 Aralık 2011 Cuma

Durum Bilgilendirmesi

Uzun zamandır yazamıyorum, yorumlara bile cevap veremiyorum, hayatımda büyük değişiklikler oluyor şu aralar, blog yazacak zamanım bile olmuyor malesef. Hepinizi özledim, yazılarınızı da okuyamıyorum, neler yazdınız diye de çok merak ediyorum. Bir an önce buraya dönmek için sabırsızlanıyorum. Muhtemelen bir ay daha pek yazı yazamayacağım gibi duruyor. Sizleri de bilgilendirmek istedim. Herşey oturunca, bendeki değişimleri de yazacağım:)

Arayıp, soran herkese çok teşekkür ederim. Yakın zamanda görüşmek üzere...

30 Kasım 2011 Çarşamba

Lezzet Kesfi: Ali Haydar

Konu yemek olunca, neresi olursa olsun, aklima kazinir. Guzel bir yemek duydum mu illa ki denemek isterim. Blog gitgide yeme-icme bloguna donuyor ama sevdigim yerleri ben de paylasmayi seviyorum.

Bu sefer yeni kesif: Sefakoy'de Ali Haydar Usta. Yolunuzun uzerinde degildir muhtemelen ama yolunuzu bir sekilde dusurun:)

Bu restorani arkadasim ove ove bitiremiyordu, durumunu, cig koftesini, servisini...Salas bir yer sayilir sakin luks bir yer beklemeyin diye de uyarmisti. Bir seyi bazen cok sevsek de baskalari ayni sekilde sevmeyebilir, keyif almayabilir diye, overken bile cekinebiliyoruz. Yani bana oyle oluyor. Ama yine de ovecegim:)

Restorana ilk girdiginizde, hele bir de acsaniz, yemeklerin, etlerin kokularindan, kendinizden geciyorsunuz. Soylediginiz siparis oncesinde, masaya gelen acili ezme, tereyag, tulum peyniri, lavas vs derken esasinda yavas yavas doyuyorsunuz. Cig koftesi cok guzel, icli koftesi ondan da guzel. Normal lahmacunlari buyuk oldugu icin biz findik lahmacun soyledik. Bir durum ise kesinlikle iki kisiye yeter. Durumun yapisi itibariyle, tadi guzel olsa da bana agir geliyor, cunku lavasi biraz kalin, bir de yumurtali. Dedigim gibi lezzetli ama biraz agir.
 
Ali haydar kebap ise cok basarili. Icinde hem tavuk hem kirmizi et var, ne alaka demeyin, gayet iyi yakismislar. Ben zaten karisik kebaplari da severim. Bu kebap ayri lezzetli. Durumden ziyade bu kebabi tavsiye ederim.


Aksamin bu saatlerinde boyle yeme icme postlari yazdikca ben de acikiyorum, ve Ali Haydar'i kesinlikle tavsiye ediyorum.

Gitmek isteyenler, sitelerinden inceleyebilirler. Buraya iki tik tik.

29 Kasım 2011 Salı

Ankara'daki Ege

Gecenlerde yazmistim, Ankara'da Ege adli bir restoran var, en yakin zamanda gitmek istiyorum diye. Bu haftasonu Ankara'daydik ve solugu Ege'de aldik. Sitelerinde "Ankara'daki Ege" yaziyor. Mekana girince mavi ve beyaz renklerinin hakim olmasi sebebi ile kendimizi gercekten Ege'de hissediyoruz.

Tavan bastan basa harita. Ilk oturdugumuzda tavana bakmaktan boynum agridi. Inanilmaz guzel bir tavani var.

Menusunun ici kadar, disi da guzel:)

Bu da menunun diger yuzu
Iste menunun icindekilerden bazilari...Mezeleri guzel. Roka salatasi basarili. Su kirmizi soslu mezeden almaya pek gerek yok. Agir bir sogan yogunlugu var tadinda. Diger mezeleri ise tavsiye ederim.
Ara sicaklardan kalamar ve karides guzeldi. Karides guveci patlicanli deneyelim demistik. Ben karides konusunda biraz tutucuyum. Kirmizi biberli, sadece tereyagiyla guvecte yapilmis karidesi severim. Oyle biberli, mantarli karides guvecleri pek tercih etmem. Bu sefer ilk defa patlicanli karides duydugum icin denemek istedim. Guzeldi ama yine de sadesini tercih ederim.

Guzel ve keyifli bir gece gecirmek icin Ege'yi tavsiye ederim.
Ve son olarak Ankara'nin simgelerinden.... Atakule...
Not:Ilk foto Ege Restoran'in sitesinden alinmistir.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Istanbul'da Bir Vapur Yolculugu

Gecen hafta vapura bindim. Istanbul'da olsam da cok nadir olarak vapura binebiliyorum. Esasinda insanin zihnini bosaltmasini sagliyor, dinginlik veriyor,daha sik binmeliyim desem de bir sekilde karsida isim olmuyor, firsat olmuyor derken erteliyorum. Vapura binmisken bir kac fotograf cektim, paylasayim istedim.

Ozellikle bu fotografi cok sevdim, benim icin umudu simgeliyor gibi su gunlerde...


22 Kasım 2011 Salı

Angelina Jolie Nasil Olunur?

Makyaj yapma uzerine videolari izliyordum, bu videoya denk geldim.Ve izledigimde inanamadim. Bu kara kiz nasil Angelina Jolie olmayi basardi? Kesinlikle makyaj konusunda cok basarili. Ve diyorum ki bu kizlarin yaptigina makyaj deniyorsa, benimkine ne deniyor? Bu konuda zaten kabiliyetsizim, makyaj konusunda yetenekli kisileri gorunce resmen bunalima gidiyorum. Yakin zamanda MAC magazasina gidip, kasima, gozume nasil makyaj yapilir diye ogrenmeye calisacagim:)

Ve iste donusum basliyor:)

Angelina Jolie...


Adriana Lima:

20 Kasım 2011 Pazar

Cihangir Kesfi: White Mill Cafe

Gizli kosesinde yer almis, esasinda cok da kesfedilmek istenmeyen bir yer izlenimi ile duran kafe: White Mill. Bilenin gittigi, gidenin sevdigi, sessiz sakin, sehrin icinde ve sehrin kargasasindan uzak...Yeni kesfettim. Istanbul'un en sevdigim semtlerinden birinde...Cihangir'de...

Uc yakin kiz arkadas, coktandir gorusememisdik ve anlatacak o kadar cok sey vardi ki... Evimizde gibi hissettigimiz, koyulasmis sohbetlerimizin garsonlar tarafindan habire bolunmedigi, bir kafedeydik.  Hava yagmurlu oldugu icin disarida oturamadik. Simdi keske yazin basinda kesfetseydim diyorum. Bahcedeki uzun masa aile yemekleri ve ozel gun kutlamalari icin mukemmel olabilir.

Ben cok sevdim, sizlerle paylasmak  istedim yeni kesfimi....

Ankara Tunali Balikcisi

Gecenlerde bayram ziyareti sebebi ile Ankara'daydik. Ankara'ya gelince zamanimiz cok kisitli oluyor. Aile ziyareti, arkadaslar, yapilmasi gereken isler vs. Bu sefer kendimize biraz zaman ayirdik ve cadde uzerinde  acilan Tunali Balikcisi'na gittik.

Tok karna gittigimiz icin, mezeleri az soyledik. Boyle yerlerde esasinda meze ile doyuyorum. Baliga pek yerim kalmiyor. Ankara'da boyle balikci restoranlarin acilmasi beni mutlu ediyor. Universitede okudugum donemlerde bu kadar cok balikci yoktu.Bu sefer gittigimizde Tunali Balikcisi'na ugradik. Mezeleri fena degildi. Parmaklarimi yedim diyemem ama genel olarak ortam ile birlikte guzeldi. Ankara'ya bir dahaki gidisimde arkadaslarimin bolca ovdugu Ege Restaurant'a gidecegim. Mezeleri enfesmis:) Ankara'da daha cok kesfetmem gereken yer var:)


16 Kasım 2011 Çarşamba

Renklerle Mim

Deep'e gore kirmizi, What's Next'e gore beyazim. Nereden mi cikti? Renklerle ilgili bir mim var. Ben yine cevaplamakta gec kaldim biraz ama...
 Mim sorulari:
1) Ruhunuz ne renk?
2) Izlediginiz blogcular sizce ne renk?

Renklerin anlamlari da
Beyaz: Temizlik, saflık ve güven hissi verir. Hüzünlendirir.
Siyah: Konsantrasyonu ve özgüveni artırır. Çoğu ülkede matemi temsil eder.
Mavi: Özgürlük hissi verir ve sakinleştirir.

Yeşil: Dinlendirir ve huzur verir.

Kırmızı: Tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İştah açar.

Sarı: İnsana heyecan ve canlılık verir. Dikkat çekicidir.
Mor: Bilinçaltını olumsuz etkileyebilir.

Pembe: Neşe, güven ve rahatlık verir.

Turuncu: İştah açar, yorgunluğu giderir.

Lacivert: Düşünce gücünü arttır, ciddiyet verir.
Kahverengi: Toplum içinde rahatlık ve güven verir.

Gri: Alçakgönüllüğü ve dengeyi ifade eder.
Simdi bana gore...

Once kendimi soyleyeyim. Bence benim rengim pembe. Renkler icinde hep pembeyi  daha cok sevmisimdir:)
 Deep:Rengi gri... Yazdiklariyla bazen kafamda koselerimi ciziyor ve siyaha donuyorum, bazen de arinma hissi veren yazilarla karsimiza cikiyor, beyazlasiyorum. Konu konuyu, beyaz siyahi aciyor ve karsimiza gri Deep cikiyor:)


What's Next: Her zaman pozitif bir blogger olarak dusunuyorum Eda'yi. Sakinlik hissi uyandiriyor ben de. O yuzden mavidir rengi diye dusunuyorum.

Ezgi'nin Gunlugu:  Karakterli, yeri geldiginde koseli ve kesinlikle samimi blogger Ezgi'mizin rengi bence mor...


Mia: Renklerin anlamlari bolumunde yazilmamis olsa da eglenceli yanlari, enerjik yazilari ile, bence Mia'nin rengi koyu nar cicegi.


Lalis: Bence rengi lacivert, bazen ici huzunlu olsa da pozitife donmeyi bilerek, laciverde burunerek, bence olumlu bakmasini biliyor hayata. Bu sebepledir ki bence lacivert:)


Trendydolap: Bence Nilufer krem rengi, uyumlu ve sanki oturup konustukca sakinlik verebilecek bir kisilige sahip

Giz'li Teras  Bence turuncu. Tanimayan insanlar icin, disaridan soguk bir kisilige sahip izlenimi verebilir, ama tanidikca esasinda cok icten oldugunu ve ihtiyacin olsa yaninda bulacagin kisilerdendir diye dusunuyorum.


Zeynep'in Evi: Bence Zeynep'in rengi gokyuzu mavisi. Dingin ve huzurlu. 

Goksu Illustrasyonlari: Goksu'nun rengi bence icinde pembe tonlarinin oldugu bir suru rengin karisimi. Cizimleri, az ve oz cumleleri ile insanin yuzunu gulumsetiyor. 



Bu aralar yine az yaziyorum farkindayim, zaman nasil geciyor anlamiyorum...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Quick China / Suschi Co?

Bu aralar Cin ve Japon mutfaklarina takmis durumdayiz. Bir de genellikle acken gitmis oluyoruz, menuleri gordukce gozumuz iyice donuyor.Susiler, eristeler...Amanin amannn....

Ilk duragimiz Istanbul Atakoy Plus'daki Sushi Co. Gittigimizde o kadar actik ki bence dort kisinin rahatlikla doyacagi susi tabagindan siparis verdik, iki kisi olmamiza ragmen. Tabi susiler olana kadar eristemizi soyledik:) Gozumuz artik ne kadar acsa, siz dusunun artik:) Eristesi bence guzeldi,begendim. Susi tabagini bu kadar buyuk istemek bence mantikli degil. Kaldi ki bitiremedik. Bir de boyle buyuk tabaklarin sikintisi icinde her cesitten var. Farkli lezzetleri tatnak icin guzel olsa da hepsi ayni keyfi vermiyor, bence favoriler secilip, ona gore siparis verilmeli. Ama ben uzun sure susi yemek isteyecegimi sanmiyorum:)

Bu da eriste...

Bayramin iki gunu Ankara'daydik. Bilkent'deki Quick China'ya gittik. Oncelikle tadimlik verilen susinin tadi tek kelime ile muhtesemdi. Acili eksili corbanin kivami ve aromasi gercekten guzeldi. Asagida sadece corba faslina iliskin fotograf var. Ana yemekler gelince ben yine kendimi kaybettim. Fotograf cekmeyi unuttum. Istanbul'da sadece Nisantasi'nda varmis. Ankara'da ise daha cok yerde var.Iyi ki bir ayagimiz Ankara'da, artik bol bol gideriz:)

Bence bu tarz uzak dogu mutfagina uzaksaniz veya deneme konusunda kararsizsaniz, ilk yediginiz yer cok onemli. Cunku kotu yapilan bir yemek, hele bizim yemek kulturumuzle genel olarak alakasiz oldugu dusunuluyorsa, o yemege ikinci sansi verme ihtimalini sifira indiriyor. O yuzden iyi bir baslangic yapmak icin Quick China'yi oneririm. Ben cok sevdim:)

11 Kasım 2011 Cuma

Izmir'de Yemek Uzerine

Uzun suredir dogru duzgun post yazamiyorum. Bayram oncesinde is icin Izmir'deydim. Bu sefer Izmir'in tadini cikaramadim. Istanbul'da calismaktan hic bir farki yoktu. Sabah ise git, aksam yorgun argin gel, ancak yemege git ve otele gel, yorgunluktan uyuya kal. Dolayisi ile Izmir postu sadece aksam yemekleri uzerine:)

Oncelikle otelden bahsetmeliyim, herhalde en guzel yani oydu. Hilton'un 23. katinda deniz manzarali bir oda. Yorgun argin gelince denize bakarak cay icme kismi keyifliydi. Otelin manzarasi...
Gece manzarasi, otele geldigimde hava coktan kararmis oldugu icin, ben hep gece manzarasini gordum.
Sabah kalktigimda da fotografini cekmeyi ihmal etmedim:)
Fotograflarini cekemesem de otelin kahvaltisi bence baya basarili. Galiba kilo aldim:( Az ye Lulu!
Bu yeme-icme postuydu di mi:)

Aksam yemekleri icin ilk rotamiz Kordon'da yer alan Balik Pisirici Veli Usta...Hurriyet'in Ege balik lokantalari arasinda ilk onda. Hafta ici olmasina ragmen oldukca kalabalikti. Izmir tam bir keyif sehri. Isten cikinca insanlar ne guzel balik yiyelim, keyif yapalim...Ozendim valla. Baligini, salatani yiyorsun ve keyfini cikariyorsun:) Peynirli salatasi gercekten cok guzel.
Baligini cok ovseler de; bizim yedigimiz gune denk gelmis olabilir, barbun yedik, begenmedik, resmen balik kokuyordu.Bence kalamari da guzel degildi. Esas yenilmesi gereken dil baligiymis, belki yanlis balik secimi yaptik diyecegim ama biraz once arastirma yaptim, Vedat Milor'e de oyle denk gelmis. Okumak isterseniz buraya.


2. duragimiz Corbaci Ismet Usta...Corbaci dedigime bakmayin, corbadan sis kebaba her sey var. Kendi halinde bir yer. Yine Hurriyet'in en iyi on corbaci listesinde yer aliyor. Beni mutlu eden kismi neredeyse her duvarinda Ataturk'un fotograflari vardi:) Lezzetler muhtesemdi diyemeyecegim. Corba isterseniz sunu soyleyebilirim yarim corba bile insana fazlasiyla yetiyor. Corba porsiyonu baya buyuk:) Ana yemekte de sis kebaptan yana kullandim secimimi. Ortalama lezzet diyebilirim. Kotu degil ama daha iyi olabilirdi.

Ve son duragimiz Sipari adli balik restorani. Iste burasini tavsiye ederim. Bence yedigim en guzel ahtapotlardan biriydi. Muhtesem lezzetli izgara ahtapot yerken beni benden aldi. Yemekten fotograf cekmeyi unutmusum:( Bir de mezelerden baliga hic yer kalmamisti, resmen tokluktan gozlerim dolmaya baslamisti ama barbunun tadina bakayim deyince, iki gun once yedigim kotu baligi unutturdu ve nasil yedim anlamadim. Buradaki favorilerim balik ve ahtapot. Tabi digerlerinin de hakkini vermek lazim... Mezeler de ortalama guzel. Yogurtlu patlican ve kuru aci biber ile yapilmis meze ise diger mezelerin ustunde, tadi tam kivaminda, degisik bir denge var icinde.
Ve gece gece fotografini koyarken yine canim istedi. Bol limonlu midye dolma. Onceden ben midye yiyemezdim, simdi ise masallah lop lop yutuyorum:)

Ve Izmir'e gidip de Reyhan Pastanesi'ne gidememis olmak icimde kalmistir. Herkes ove ove bitiremiyor. Bir dahaki sefere kaldi artik...
 
Bir sehre gitmeden once nerede ne yenir diye arastirma yaparak, farkli lezzetleri denemeyi seviyorum, Izmir'e gidecek olanlarin isine yarasin diye paylasmak istedim. Eger bir dahaki gidisinde sunu yemeden gelme diye onereceginiz bir sey var ise, onerilere acigim, bir dahaki gidisimde seve seve denerim:)

9 Kasım 2011 Çarşamba

Blogumun Bir Yili Geride Kaldi

Yazilarimi okuyan olur mu, severler mi diye bilmeden biraz umut ederek biraz da dusuncelerim, yasadiklarim bir yerlerde kendi kelimelerimle kalsin diye isteyerek bu blogu acmistim. Ve simdi iyi ki de acmisim diyorum.

Blog sayesinde huznu, keyfi, sevinci,guzellikleri, begendiklerimi /begenmediklerimi...yani hayata dair yasadiklarimi paylasma firsati buldum. Blogu acarken de ozellikle bir konuda yazmayacagim icin biraz oradan biraz buradan birseyler diye dusunerek adresimi birazhayat olarak almistim. Bloguma koydugum isimler bazen ruh hallerime gore degisti ve hala da degisebilir. Dedigim gibi "Icim bir curcuna, artik ortaya ne cikarsa" :)

Ilk izleyicimin oldugu gun nasil sevinmistim. Ilk yorumda havalara ucmustum. Ve her  yorumda, her izleyicide ayni sevinci yasiyorum. Bir senedir nasil gidiyor diye soran insanlara iyi ki blogu acmisim, blogumla cok mutluyum diyorum. Veeee bir yilim geride kaldi, sizlerle cok guzel gecti, ve iyi ki burdayim diyorum. Mutluyum:)
fotokaynak

7 Kasım 2011 Pazartesi

Durum Bilgilendirmesi

Uzun zamandir post yazamiyorum.gecen hafta is icin izmirdeydim.simdi Ankara'dayim.Bu postu telefondan yaziyorum.Yakinda yeni postlarla karsinizdayim.Herkese iyi bayramlar diliyorum

30 Ekim 2011 Pazar

Kizsal Filmler

Bu haftasonu kardesim geldi ve kiz kiza takilalim dedik ve romantik komedi tadinda sabun kopugu filmlerden aldik. Ara sira boyle filmlerden de izlemek lazim. Kafa dagitiyor.

Ilki butun metro duraklarinda, billboardlarda reklamini gordugum bir filmdi. Etrafimdaki insanlarin esasinda kotu film degil, gayet de eglendim yorumlarina guvenerek aldim. "Arkadastan Ote". Izlerken keyif aldim. Is nedeni ile tanisan ve arkadas olan iki kisinin dogru durust sevgili bulamamalari, iliskilerinin bitmeleri vs gibi sebeplerden neden isin icine duygular giriyor ki, sadece seks olmaz mi diye soru sormalari ile arkadas iliskilerinin boyut degistirmesini anlatiyor. Her filmde oldugu gibi tabi bunda da sonu gercek aski bulmalari ile bitiyor:) Ben gayet keyif aldim, bu filmler kategorisinde iyi bir film denilebilinir. Ayrica, Justin Timberlake'in yatak odasinda jump jump diyerek sarki soylemesi bence komik sahnelerden biriydi.

Ikinci izledigim film ise, "Basimiza Gelenler": Evli bir cift ve gelin ile damadin cok yakin iki arkadasini anlatiyor. Yani bu evli cift yakin arkadaslarini birbirlerine yakistirip copcatanlik yapmaya calisiyorlar ama birbirine hayatta uymayacak karakterde olduklari icin daha ilk randevuda olmayacagini anliyorlar. Evli ciftin cocuklari oluyor ve bir cok zamanda bir araya gelmek zorunda kaliyorlar. Evli cift bir kazada vefat ediyor ve yazdiklari vasiyette cocuklarina bu iki arkadasin bakmasini istiyorlar. Film de flort asamasinda bir araya gelemeyen ciftin, mecburen cocuk bakicisi olarak bir arada yasamaya baslamalari ve baslarindan gecenleri anlatiyor. Ve sonunda tabi ki de surpriz degil bu cift de asik oluyor:)

Iste kizsal filmler ve mutlu sonlar:)
fotokaynak1
fotokaynak2

29 Ekim 2011 Cumartesi

Cumhuriyet Bayramimiz Kutlu Olsun!

Ne olursa olsun, su vatanda tek bir kisi bile kalsak, bizim sahip oldugumuz ne varsa bize kavusturan, Cumhuriyet Bayramimizi kutlamamiza hic bir sey engel olamaz. Sehit haberlerinden sonra indirmedigim Turk Bayraklari evimizin pencerelerinde asili...
Bizim icin bugune kadar olenlere ihanet degil mi, bayraga kirmizi rengini kanlariyla veren insanlara...Sevincimizde ve uzuntumuzde"bir" olmak degil mi? Van'da deprem oldu, hepimiz uzulduk, hepimiz elinden geldigince yardim ettik, ulke birlik oldu, acilarina bir parca da olsa merhem olmak icin. Hayat devam ediyor, uzulsek de, aglasak da, bir sekilde devam ediyor ve etmek zorunda. O zaman uzuluyoruz diye ise gitmeyecek miyiz? Veya haftaya kurban bayrami, o zaman yas ilan edip, ulke genelinde kurban kesilmesi yasaklanacak mi?
Bu kadar buruk bir Cumhuriyet Bayrami gecirmemistik ulke olarak. Tarihte ilk! Ben Cumhuriyet kiziyim, damarlarimdaki kanla gurur duyuyorum, herkesin Cumhuriyet Bayrami'ni kutluyorum.
fotokaynak

27 Ekim 2011 Perşembe

Televizyon

Onceden televizyonda izledigim bir suru dizim olurdu. Neredeyse son iki senedir televizyonda takip ettigim bir sey yok. Sadece gunde 1 saat, 2 bolum Friends. Bugun televizyonda ne var diye bakayim dedim. Oncelikle Esra Erol'la evlilik programini izledim. Oraya katilan insanlar, evlenme umudu ile gelenler, sacma sapan mikrofonu eline kapip yorum yapanlar...Garip garip muhabbetler. En basta kac para aliyorsun diye soruyorlar, hepsi de direk maasini soyluyor. Yani inanamadim. Daha sonra Bugun Ne Giysem adli programa denk geldim. Sadece bir yarismaciyi izledim, o kadar dayanabildim. 50 yasini gecince bazi kadinlarin icine cocuk kacmiscasina sesler cikararak konusmasini anlayamiyorum. Yorumlar ayri bir terane. Sonra kanallara baktim, Akasya Duragi diye bir dizinin hala yayinlandigini gordum. Boyle iste, bugun izledigim programlar bana bir sene yeter:)
fotokaynak

26 Ekim 2011 Çarşamba

Evrenden Torpilim Var

Bu kitabin basligini gorur gormez ayni tarzda milyon tane kitaptan biri diye dusunmustum. Kendince yaratici bir kitap ismi bulmuslar,muhtemelen icerigi de diger kisisel kitap iceriklerinin benzeridir seklinde dusunce gecmisti aklimdan. Uzun sure de ayni onyargiyi tasidim. Daha sonra kitabi merak edip, okumaya basladigimda onyargimin cok otesinde bir kitap oldugunu gordum. Oyle ki suan kitap bitmesin diye az sayfam kalmasina ragmen kitabi bitirmiyorum. Hammallik yapiyorum biliyorum ama cantamda iki kitap tasiyorum, biri suan okudugum, digeri ise bitmesin diye yanimda tasidigim bu kitap. Arada sirada moralim bozulmaya basladiginda bu kitabin sayfalarindan birini acip okumaya basliyorum, metroda, evde, otobuste...Tekrar silkelenip kendime geliyorum.

Kitabin yazim dili oldukca basit ve anlatilmak istenenler hayattan orneklerle gayet net..Hayatinda sorguladigin seylerin, sordugun sorularin bu kitapta da yer aldigini gordugunde bazen kitabin kapagini kapatip dusunuyorsun. Herkes benimle ayni keyfi almayabilir belki, ama benim tam da ihtiyacim olan bir doneme denk geldi. Kitabin ozu "Yasadiklarimiz yarattiklarimizdir".

Hayatinizda bir seylerin degismesini istediginiz ve nereden baslayacaginizi, nasil yapacaginizi bilemediginiz bir donemdeyseniz bu kitabi okuyun derim. Sonucta bilmediginiz seyler soylemiyor ama okudukca bir kenara ittigimiz dusunceleri su yuzune cikartiyor. Ben sevdim, tavsiye ederim.
fotokaynak

24 Ekim 2011 Pazartesi

Deprem

Izmit Depremi'ni yasayanlardanim. O sarsintida korkudan nasil ciktigimizi bilemeden apartmandan cikmistik, annem babam kardesim sagdi, yanimdaydi ya; o an baska bir sey istemezdim. Olayin sokuyla kendimizi disari atmistik, cep telefonlari kilitlenmisti. Kimseden haber alamiyorduk ve kimseye sag oldugumuzu soyleyemiyorduk. Evimizde hasar olmamasina ragmen aylarca evimize giremedik, cadirda kaldik, kis gelince de barakada ve ne kadar sukretsem azdir yakinlarim sagdi. Deprem psikolojisini, yikilan binalari ve olen insanlarin kokularini unutmak gercekten zor. Araya zaman giriyor, normal hayatimiza devam ediyoruz ve malesef ki toplum olarak bilinclenmiyoruz. Saglam bina yapmak cok mu zor? Cok mu kiymetli iki tugla, enkaz altinda kalmis insandan?

Van'da deprem oldu. Suan sicak evimde oturuyorum ve vicdanim rahatsiz. Evet benim de sogukta olmam gerekmiyor ama depremi yasamis bir insan olarak o zamanki psikolojimi dusunuyorum. O zaman ne eviniz ne arabaniz ne universite hayalleriniz...Hicbirinin onemi kalmiyor. O an sanki baska bir gerceklik yasiyorsunuz, baska sehirlerde hayatin normal bir sekilde devam ettigini akliniz almiyor. Cunku sizin hayatiniz en belirsiz haliyle degisiyor ve ne olacagini, ne kadar suregini hic bilmiyorsunuz. Yasadiginiza sukrediyorsunuz. Depremin uzerinden 3-4 ay gectikten sonra, biraz hava degisimi olsun diye halamlarin yanina baska bir sehre gitmistik. Esasinda ne annem,ne kardesim ne de ben istemistim gitmeyi...Cunku babamizi birakmayi aylar gecse bile istemiyorduk. Bir sey olacaksa biraradayken olsun, hicbirimiz kalmayalim, olmayacaksa da hicbirimize  hicbirsey olmasin istiyorduk. Babam bir hafta da olsa gitmemiz icin bizi ikna etti, halamlara gittigimizde moralimiz duzelsin diye bizi disari cay icmeye goturuyorlardi. O zaman caybahcesinde oturan insanlar bana o kadar garip geliyordu ki..Tabi ki hayat devam ediyordu ama sadece bizim orada enkazlar hala kaldirilmamisken, oradaki bir suru insan icin hayat degismisken, baska sehirlerde hayatin normal bir sekilde devam etmesi sadece garip geliyordu. Normali de buydu ama depremi yasayinca orada oturup bir cay icmek bile, geride biraktigim depremi yasamis insanlari dusundugumde vicdanimi rahatsiz ediyordu.
Onca yil gecti, yine bir deprem haberi. Haberleri gordukce,gazeteyi okudukca gozlerim doluyor. Bu sogukta onlar ne yapar, ne eder diye dusunmeden kendimi alamiyorum. Sehit ailelerine o kadar icim yandi ki, kirmizi bayraga sarili tabutlari gordukce icim aciyor. Uzerine de bu deprem haberi...Birbirinden uzucu olaylar. Hepimizin basina gelebilirdi. Sokakta yanan bir atesin onunde biraz daha isinmak icin atese yanasan ve bir battaniye bekleyen biz de olabilirdik. Bunu unutmayalim ve yardimsiz birakmayalim.

ENKAZ ALTINDA
baba bak!
o görünen annemin eli
senin aldığın yüzükten belli

kardeşlerimi düşünme
onlar şu anda parktadır belki
oyuncak helikopter
alamamıştın ya hani
alma artık istemem
bak! onlarca helikopter
hem hepsi de sahici

kıpırdat gözlerini
konuş benimle baba
´elle gelen düğün bayram´
derdin ya hep
bu nasıl düğün,
bu nasıl bayram
neden yerde yatıyor
teyzen, halam, dayım , amcam?

ne olur bir şeyler söyle
konuş benimle

hadi benim aslan babam.
istemezsen bu sene
okula da gitmem
eğer gidersem
geçen seneki idare eder,
yeni önlük de istemem
bir kerecik ´oğlum´ de yeter.

bacaklarında kan var
kırıldı mı yoksa?!
hemen alçıya alsınlar
duyuyor musun
geliyor ambulanslar.
sen iyileşinceye kadar
ben su satar, simit satar
size bakarım;

annemin çamaşır ipleri
yine kopmuş
sen üzülme ben takarım!
daha dün senin
kocaman adamındım;

berbere götürecektin hani,
uzadığı için saçlarım.

´Yavrum´ de okşa saçlarımı,
öp yanaklarımı
babacığım ne olursun!
hadi kalk

sen de bağır, sen de çağır
her taraf yanıyor cayır cayır
´ Erkekler ağlamaz´ dersin
ama
ağlamak istiyorsan ağla
vallahi kimseye söylemem baba gözlerine toz dolmuş
silsene baba!

baba!!!
baba! baba!

yoksa baba!.
BABAAAAAAAAAAAAAAA!!!

(Şair Yavuz Nufel, 17-08-1999)
fotokaynak