Sayfalar

Yurtdışı Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yurtdışı Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2014 Pazar

Delft

Delft, Belçika-Hollanda gezimizde beni en etkileyen ikinci yer. Hollanda'ya gitmişken, görmeden dönmek istemediğim bir şehirdi. Duyduğum övgüleri kesinlikle hak ediyormuş. Brugge'u andırır şekilde, bozulmamış hali ile yine başka bir yüzyılı yaşatan bir şehir.

Otel olarak booking.com'daki güzel yorumları dikkate alıp, Hotel Leeuwenbrug'de kaldık. Otel temizdi, kahvaltı menüsü güzeldi. Biz memnun kaldık.

Delft'e gelecek olursak, küçüçük şehirde birbirinden güzel cafe ve restoranlar var. Biz de tripadvisor araştırmalarımızda bir numara çıkan t' Vermeertje adlı restoranda yemek istedik. Önceden rezervasyon yaptırmadık ama bazı dönemlerde kapıdan dönen çok oluyormuş. Küçük bir restoran, yemeklerin piştiği alan ile yemek yenilen yer aynı yerde. Yemekleri seçmeli fiks menü aldık. 3 çeşit yerseniz (1 başlangıç, 1 ana yemek ve 1 tatlı) 30 Euro idi. 4 çeşit alırsanız 36 Euro idi. Mümkün olduğunca farklı şeyler denemek için ben 3 çeşitlik menüden, eşim de 4 çeşitlik menüden aldı. Yemekler oldukça lezzetli ve özenliydi. Eşim  bu restoranın yakında Michelin yıldızı alabileceğini söylüyor. Bence de neden olmasın?


Delft'de kapsamlı kilise turu vs yapmadık. Sokaklarda yürüdük, pazar alanını gezdik. Delft için biblo şehir diyebilirim. Hani Hollandalı iki çocuğun öpüştüğü mavi beyaz porselenler vardır ya oradaki mavi tonu Delft mavisidir.

Pazar yerinin orada bir peynirci dükkanı gördük. Dönüş günümüzün yaklaşmış olması sebebi ile peynirlerimizi aldık. Peynirci dükkanında birbirinden farklı çeşitlerde peynirler var, denediklerimizin hepsi bizim gözümüzü döndürdü. 11 farklı çeşit peynir aldık, dönünce o peynirlerin evde şarap eşliğinde keyfini baya sürdük.
Hollanda'nın diğer şehirlerinden özellikle Den Haag'ı beğendik. Rotterdam ise büyük bir liman şehri, bence başka bir numarası yok. Delft bence Hollanda'ya gidiyorsanız, muhakkak uğrayın, pişman olmazsınız diyeceğim bir yer. Bir sonraki yazıda gezme sıralamasına göre yapacak olursak, Brüksel ve Antwerp olması lazım ama Belçika'yı (Brugge'ü bir kenara koyarsak) hiç sevmedim, bir daha gidecek olursam sadece Brugge'de kalırım, diğer şehirlere uğramam bile. Neyse efendim genel anlamıyla çok güzel gezip, çok güzel yemekler yediğimiz, her anından keyif aldığımız bir gezi oldu. Bakalım bir sonraki gezi nereye olacak?

20 Ocak 2014 Pazartesi

Masal Şehir Brugge

 
Şimdi size Hansel ile Gretel'in ülkesinde olduğumuzu hissettiren Brugge'den bahsetmek istiyorum. Özellikle bir kaç yıldır Brugge'e gitmek istiyordum, bir fırsat olmamıştı, geçen aylarda Pegasus'un kampanyası olunca hemen Brüksel'e baktım ve çok ucuza diyebileceğim bir fiyata uçak bileti buldum. Sıkı durun bir kişi gidiş dönüş 229 TL. Daha ne olsun diyor insan:) Tabi aylar öncesinden aldığımız için başka bir programın vs olması durumunda bilet yanabilir ama 229 TL'ye bilet bulunca yanmasını insan göze alıyor açıkçası...

Brüksel'de havalimanında inince, biz araba kiraladık. Türkiye-Brüksel arası uçakla 3 saat sürüyor. Araba kiralamak isterseniz havalimanında bir çok firma var, bizim tercihimiz Avis oldu. 5 günlüğünü 310 euroya kiraladık. Brugge'e trenle de gidebilirsiniz, yaklaşık  1,5 saat sürüyormuş. Havalimanında 2 alt kata inerseniz, bilet alınan yerleri görebilirsiniz.

Ve gelelim Brugge'e... Bir sefer yetmedi, en az bir kere daha gitmek istiyorum. Daha sokaklarına girer girmez büyülendim, her gördüğüm karenin fotoğrafını çekmek istedim. Yüzyıllardır bu güzelim masal kentini nasıl korumuşlar hayret ettim. 1500-1600'lü yıllarda yapılmış binalar var. Brugge çok romantik bir yer, el ele sokaklarında yürüyebileceğiniz, yorulunca sokakta publardan birinde sevgilinle biraları tokuşturabileceğiniz bir yer...



Brugge orta çağı hala yaşayan bir yer. Sokaklarında gezerken sanki bir film seti kurulmuş da biz de içinde geziyormuşuz gibi hissettim.  Çikolata dükkanları büyüleyici, her şey o kadar zevkli ve keyif verici ki... Biralara gelince hayatımda bu kadar bira çeşidi görmemiştim, bir bira dükkanına girdik, kendimizden geçtik, meyveli biraların çeşitliliği karşısında ağzım açık kaldı desem yeridir, meyveli şaraba alışık olsam da meyveli biraları ilk defa gördüm. Meyvelilerin haricinde de çok farklı bira çeşitleri vardı. Zaten Brugge'ü gezerken her fırsatta farklı biralar denedik ve bir tanesi hariç çok beğendik. O kadar bira çeşidi gördükten sonra, Türkiye'de bu kadar az bira çeşidinin olmasına insan üzülüyor doğrusu...

Kwak





 
Brugge dantel gibi bir şehir ve dantelleri çok ünlü...Hediyelik dantel almak isterseniz, bir çok çeşidi mevcut. Ben annemin yaptırdığı dantelleri belki ileride kullanırım diye saklarken, oradan da dantel almayayım dedim:)

Brugge denilince ilk akla gelen görüntü herhalde Markt Meydanı'nda yer alan bu evler. Markt Meydanı için Brugge'ün kalbi diyebiliriz. Meydanda faytonlar var hala eski zamanda yaşadığınızı düşündürtmek için varlar sanki...Bu meydanda yine çok hoş cafeler var. Ayrıca burada Belfry Kulesi var. In Brugge filmini izleyenler özellikle bilirler, filmin bir çok sahnesi bu kulenin olduğu bölgede geçiyordu. Belfry Kulesi'ne çıkanların söylediğine göre yukarıdan şehrin görüntüsü muazzam olsa da o kadar merdiven çıkmayı göze alamadık. Sağlık problemi olanlara tavsiye etmiyorum.


 Brugge'de yapmadan kesinlikle dönmek istemediğim 3 şey vardı. Ve şanssızlık o ki üçünü de yapamadım. Siz siz olun, gidince muhakkak bu üçüne uğrayın...

1- Bira Müzesi  : Müze bir haftalık tatildeydi, o da bize denk geldi
2-Çikolata Müzesi : Müze kısa bir tatile girmişti maalesef bu da bize denk geldi kapıdan ikinci kez hüsranla döndük
3-Kanal Turu: Hava şartları nedeniyle yapılmıyordu.  Kanal turu yapılmadan yapılan Brugge gezisi yarım sayılır, bir daha gitmek yakışır:) Şaka bir yana Brugge için Belçika'nın Venedik'i diyorlar, kanal turu sayesinde muhteşem manzaralar görebiliyormuşsunuz, içimde kaldı.


Brugge'de şu alttaki çiçekçi bizim olsaydı ya da şu tatlı cafe... Kalbim Brugge'de kaldı..


 
Brugge'e gidenler için yapılmadan dönülmemesi gerekenler listesi:
 
1-Çikolata dükkanlarına girip farklı çikolataların tadına bakmak
2-Her fırsatta farklı bira içmek, özellikle meşhur Kwak adlı biranın tadına bakmadan dönmemek
3-Kanal turu yapmak
4-Çikolata ve bira müzelerini gezmek
5-Midye severseniz, beyaz şarapla soslandırılmış midyelerden yemek
6-Waffle yemek ( Bizim waffleları daha çok sevsem de buranın waffle ı meşhur tatmak lazım)
 
Bugüne kadar gezdiğim yerlerden en etkilendiğim yer Brugge oldu. Dolayısıyla herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum...
 
2. Edit/ Konaklama:
 
Havva'nın yorumuyla konakladığımız otelden de bahsetmem gerektiğini anladım. Biz Canalview Hotel Ter Reien'de kaldık. Uçak bileti aldığım zaman otellere booking.com'dan bakıyorum. Tercihim şehir merkezine yakın otel olması. O yüzden önce bölgeyi şehir merkezi seçtikten sonra, fiyata göre sıralıyorum. Çünkü özel bir kutlama vs olmadığı sürece, otel ve uçak biletine vereceğim paraları, oranın iyi restoranlarına vermeyi tercih ediyorum. Booking.com'da bütçeme göre otelleri sıraladıktan sonra, yorumlara bakıyorum. Sürekli gezen kişiler booking.com'a yapılan yorumlara önem verirler. Genellikle yüzlerce yorum olduğu için, otele gitmeden az çok fikriniz olmuş oluyor. Örneğin, şehir merkezine uzak mı, interneti var mı, kahvaltısı iyi mi, resepsiyon yok mu vs gibi konular hakkında az çok bilerek gidiyorsunuz. Brugge'deki otelin yorumları iyi olunca ve odaların fotoğraflarını da
sevdiğim için kararımı kolay verdim. Bizim için otelde olmazsa olmaz odada banyo olması. Rezervasyon yaparken aman dikkat diyeyim. Bir de ben ne olur ne olmaz program değişir vs diye hep iptal edilebilir olan otelleri tercih ediyorum.
 
Canalview Hotel Ter Reien'e tekrar dönecek olursak, oda temizdi, odada büyük bir banyomuz vardı. Odanın sıcaklığı biraz daha yüksek olsa daha iyi olabilirdi. Yeri merkezi bir noktadaydı, yürüme mesafesinde meydana ulaşabiliyorduk. Nasıl olsa yatmaya gideceğiz diyerek, kanal manzarası için ekstra ücret ödemedik. Manzarasız odayı tercih ettik. Odayı bir geceliğine 59 Euro'ya tuttuk. Aylar öncesinde rezervasyon yaptırmıştım. Otelde odada internet ekstra ücrete tabiydi. Otelin kahvaltısı ise beklentimin çok üzerinde çıktı. Özellikle yediğim kruvasanlar yediklerimin içinde en iyileri arasında diyebilirim.
 
 
 
 

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Balkanlar Başlasın....

Geçen aylarda Pegasus'da kampanya olduğunu görünce, hemen nerelere gitsek ne yapsak diye ülke ülke biletlere bakmaya başlamıştım. Saraybosna'ya ucuz bilet olunca, hem görmek istediğimiz yer olması hem de vize istememesi sebebi ile anında biletlerimizi aldım.

Normalde plan yapan, gitmeden araştıran, otel rezervasyonları çok önceden yaptıran biriyim. Bu sefer bu özelliğimi bir kenara bırakıp, kervan yolda düzülür biraz da macera olsun diyerek, çıktık yola. Ne araba kiraladık ne de otel rezervasyonu yaptık. Ve iyi ki de öyle yapmışsız. Farklı ülkelere girip çıkınca, yolun ne kadar süreceğini bilemiyorsun o yüzden geçerken aaa burası ne hoş bir yermiş dediğin yerde kalmak daha güzeli...

Hadi başa dönelim...Geçen pazartesi günü Saraybosna'da inince, havaalanında yer alan araba kiralama şirketlerine gittik. Hertz'den kiraladık. Farklı ülkeleri gezmek istiyorsanız, yeşil bir belgesi olması gerekiyor aracın, araba kiralayacaksanız muhakkak sorgulayın. Pazartesi'den Pazar' a kadar 700 KM'ye yani TL cinsinden 900 TL civarı ödedik. Bu ücrete ek olarak, Garmin navigasyon cihazı aldık. Bir de araç sigortası yaptırdık. Arabamızı alır almaz, havalimanının yakınındaki bir benzinlikçiden detaylı bir yol haritası aldık. Ve sonra ver elini Belgrad olsun dedik.... Ama o kadar kolay olmadı malesef...Garmin'in haritası galiba güncel değilmiş, bizi ana yol yerine bir noktada ormanlık alakasız bir yola soktu. Yeni yerler görmek açısından muhteşem de oldu, öyle güzel yerlerden geçtik ki... Bosna Hersek'den Belgrad'a gidene kadar, çok güzel köyler gördük, doğasına bayıldık, yemyeşil kocaman dağlar, sanki bizim Dogu Karadeniz gibi...Bir de sürekli dağların arasından akan ırmaklar var...Manzara o kadar güzel ki...Gördüğüm görüntüleri beynimde dondurmak istedim.



En başta bütün geziyi tek bir yazıda yazmaya karar vermiştim baktım çok uzun olacak, bölmeye karar verdim. Sırada Belgrad var...