Sayfalar

Yurt Dışı Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yurt Dışı Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2015 Perşembe

Cote'd Azur- Bölüm 1 Genel İzlenimler

Geçen hafta Fransa'nın güneyinde muhteşem mavisiyle, mükemmel binalarıyla, gidenin tekrar gitmek istemesiyle ün yapmış Fransız Riverası'ndaydık diğer adıyla Cote'd Azur denilen bölgedeydik. Avrupa'ya gitmesi güzel de dönmesi zor...Bu bölgeyi o kadar çok sevdim ki açıkçası bu sefer daha da zor döndüm. Her gün bu insanlar yaşıyorsa biz ne yapıyoruz diye sorguladım. Şimdi imrenme kısmını bırakıp, ileriye dönük anı olarak kalsın, gitmek isteyenler de faydalansın diyerek başlıyorum...

Öncelikle bu bölgede şehirler birbirine çok yakın, dolayısıyla bir noktayı merkez belirleyip diğer yerlere günü birlik gitmeniz daha mantıklı olabilir. Biz merkez olarak Nice'i belirledik, şimdi gidip görünce mantıklı bir karar vermişim diyorum. Gidiş tarihimiz Paskalya tarihine denk geldiği için, oteller vs kalabalıktı. Her zamanki gibi booking.com vasıtasıyla otel rezervasyonumuzu yaptım, hatta en başta merkezde olmayan bir yerde yapmıştım, ücretsiz iptal seçeneği olmasını özellikle tercih ettiğim için, daha sonra merkezde bir otel bulunca hemen diğerini bırakıp, merkezdeki otelde rezervasyon yaptım. HotelAcanthe  de kaldık, Nice'in en ünlü Massena Caddesi'ne iki dakika mesafede, açıkçası oteli tutarken bu kadar merkezi olacağını ben de tahmin etmiyordum. Meşhur Çiçek Pazarı (Cours  Saleya)'na da çok yakın. Eşimle benim yurt dışında otelden beklentim, merkezi bir noktada olsun, içinde duşu ve tuvaleti olsun, mümkünse de temizlik konuları ile ilgili booking.com da kötü bir ünü olmasın. Bu otel hepsini karşılıyordu, kaldığımız odanın küçük olması dezavantaj olsa da oteli alacak değiliz diye düşünerek önemsemiyoruz. Biz geceliği 70 Euro'ya kaldık, bizim bir sokak önümüzdeki ana caddeye bakan yerde ise 340 Euro idi. Bu otel çok iyi denk geldi, çok ucuza kaldık. Otel ayrıca havaalanı otobüslerinin kalktığı durağa da çok yakın. Sözün özü yine gitsem yine aynı yerde kalırım. Biz kahvaltıyı sadece ilk gün için aldık, beğenirsek diğer günlerde alırız dedik. Kişi başı 6 Euro. Fransa'nın her köşesinde öyle güzel pastaneler var ki 6 Euro'ya verilen bu oteldeki vasat kahvaltıyı ise tavsiye etmem. Gidin her gün farklı pastaneden kruvasanlardan, bagetlerden alın, parmaklarınızı yiyin:)

Otel hakkında bu kadar bilgiden sonra, genel olarak şunu söyleyebilirim. Adına medeniyet de; adına sahip olduklarını koruma de; ne dersen de....Adamlar korumuşlar, bozmamışlar ve o yüzden biz de gidip görmek istiyoruz. Küçücük köylerde bile müzeleri var. Kurallara uyan vatandaşları var, her iletişim kurduğunuzda teşekkür etmesi, lütfen demesi var. Var da var....

Biz ilk günün bir kısmını nasıl olsa kiralanacak araba vardır diye düşünüp gittiğimiz için, araba arayarak geçirdik. Havalimanındaki iki terminalinde, tren garında, şehir içinde hiç bir yerde kiralanacak araba kalmamıştı. Olanlar da prestij arabası dedikleri lüks kategoriydi. Bir tane kiralayabileceğimiz kulvarda olduğunu düşündüğümüz Toyota bulduk, ona da iki günü 800 Euro deyince, arkamıza bakmadan geri döndük:) Biz de belediyenin elektrikli araba kiralama sistemine üye olduk, arabamızı kiraladık. Artık Nice'e bir dahaki gidişimizde elektrikli arabayı üye olmadan kiralayabileceğiz. Bu arabaları tren garının karşısında yer alan otobüs danışma merkezinden kiralayabilirsiniz. Biz ilk gün ne olur ne olmaz diye onlu otobüs kartlarından da satın almıştık. Birkaç kere otobüse bindiğimizde kullandık. Yanlış hatırlamıyorsam elektrikli araba sistemine üye olmak için 30-40 Euro civarı ödedik, iki gün için de 90 Euro ödedik. Sayesinde doyasıya gezdik, şehrin içinde arabayı şarj etme noktaları var, bir kaç saatte full şarj oluyor, elektrikli arabanın tek sıkıntısı gidebileceği bir menzil var mesela bizimkisi biraz daha uzun yola gelir türdeydi. 150-160 km yapılabiliyordu ama her gidişin dönüşü de olduğunu unutmadan hesabınızı yapmalısınız, yoksa yolda kalabilirsiniz. Mesela biz Monako'ya gittiğimizde, risk almamak adına limon likörleri ile ünlü Menton'a gitmedik, muhtemelen gitseydik de sıkıntı yaşamazdık ama yolda kalırsak diye cesaret edemedik.

Bu bölgede de Fransızca bilen biri yanınızda varsa, hayatınız çok daha kolaylaşır. Eşimin Fransızca bilmesi sayesinde, ne araba kiralarken ne de başka bir zamanda sıkıntı yaşamadık. Bilmeseniz de bir şekilde çözersiniz ama biraz daha zorlanabilirsiniz. Mesela eşim olmadan pastaneye vs gittiğimde, kişiler yardımcı olmaya çalışsa da İngilizce konuşmadıkları için zorlandığım noktalar oldu. Müze vs gibi yerlerde de İngilizce genellikle yazmıyor, Fransızca yazınca da biraz anlamadan geçmiş oluyorsunuz. Araba navigasyon da Fransızca idi. Sözün özü, bileydim iyiydi:)

Biz Thy ile gittik, Terminal 1'de indik. Küçücük bir havalimanı, pasaport kontrolü gerçekten 5 dakikada bitiyor. Terminal 1'den şehir merkezine gitmek istediğinizde 98 no'lu otobüse binerseniz, hızlı bir şekilde merkeze varırsınız. Zaten duraklarda durduğu için, gideceğiniz yere muhakkak yakın bir durak bulup inebilirsiniz. Otobüsün içinde bilet satılıyor, nereden alacağım diye endişe etmenize gerek yok.

Uzun bir aradan sonra bu ilk yazı, Cote'd Azur yazılarının devamı gelecek. Takipte kalın....

20 Ocak 2014 Pazartesi

Masal Şehir Brugge

 
Şimdi size Hansel ile Gretel'in ülkesinde olduğumuzu hissettiren Brugge'den bahsetmek istiyorum. Özellikle bir kaç yıldır Brugge'e gitmek istiyordum, bir fırsat olmamıştı, geçen aylarda Pegasus'un kampanyası olunca hemen Brüksel'e baktım ve çok ucuza diyebileceğim bir fiyata uçak bileti buldum. Sıkı durun bir kişi gidiş dönüş 229 TL. Daha ne olsun diyor insan:) Tabi aylar öncesinden aldığımız için başka bir programın vs olması durumunda bilet yanabilir ama 229 TL'ye bilet bulunca yanmasını insan göze alıyor açıkçası...

Brüksel'de havalimanında inince, biz araba kiraladık. Türkiye-Brüksel arası uçakla 3 saat sürüyor. Araba kiralamak isterseniz havalimanında bir çok firma var, bizim tercihimiz Avis oldu. 5 günlüğünü 310 euroya kiraladık. Brugge'e trenle de gidebilirsiniz, yaklaşık  1,5 saat sürüyormuş. Havalimanında 2 alt kata inerseniz, bilet alınan yerleri görebilirsiniz.

Ve gelelim Brugge'e... Bir sefer yetmedi, en az bir kere daha gitmek istiyorum. Daha sokaklarına girer girmez büyülendim, her gördüğüm karenin fotoğrafını çekmek istedim. Yüzyıllardır bu güzelim masal kentini nasıl korumuşlar hayret ettim. 1500-1600'lü yıllarda yapılmış binalar var. Brugge çok romantik bir yer, el ele sokaklarında yürüyebileceğiniz, yorulunca sokakta publardan birinde sevgilinle biraları tokuşturabileceğiniz bir yer...



Brugge orta çağı hala yaşayan bir yer. Sokaklarında gezerken sanki bir film seti kurulmuş da biz de içinde geziyormuşuz gibi hissettim.  Çikolata dükkanları büyüleyici, her şey o kadar zevkli ve keyif verici ki... Biralara gelince hayatımda bu kadar bira çeşidi görmemiştim, bir bira dükkanına girdik, kendimizden geçtik, meyveli biraların çeşitliliği karşısında ağzım açık kaldı desem yeridir, meyveli şaraba alışık olsam da meyveli biraları ilk defa gördüm. Meyvelilerin haricinde de çok farklı bira çeşitleri vardı. Zaten Brugge'ü gezerken her fırsatta farklı biralar denedik ve bir tanesi hariç çok beğendik. O kadar bira çeşidi gördükten sonra, Türkiye'de bu kadar az bira çeşidinin olmasına insan üzülüyor doğrusu...

Kwak





 
Brugge dantel gibi bir şehir ve dantelleri çok ünlü...Hediyelik dantel almak isterseniz, bir çok çeşidi mevcut. Ben annemin yaptırdığı dantelleri belki ileride kullanırım diye saklarken, oradan da dantel almayayım dedim:)

Brugge denilince ilk akla gelen görüntü herhalde Markt Meydanı'nda yer alan bu evler. Markt Meydanı için Brugge'ün kalbi diyebiliriz. Meydanda faytonlar var hala eski zamanda yaşadığınızı düşündürtmek için varlar sanki...Bu meydanda yine çok hoş cafeler var. Ayrıca burada Belfry Kulesi var. In Brugge filmini izleyenler özellikle bilirler, filmin bir çok sahnesi bu kulenin olduğu bölgede geçiyordu. Belfry Kulesi'ne çıkanların söylediğine göre yukarıdan şehrin görüntüsü muazzam olsa da o kadar merdiven çıkmayı göze alamadık. Sağlık problemi olanlara tavsiye etmiyorum.


 Brugge'de yapmadan kesinlikle dönmek istemediğim 3 şey vardı. Ve şanssızlık o ki üçünü de yapamadım. Siz siz olun, gidince muhakkak bu üçüne uğrayın...

1- Bira Müzesi  : Müze bir haftalık tatildeydi, o da bize denk geldi
2-Çikolata Müzesi : Müze kısa bir tatile girmişti maalesef bu da bize denk geldi kapıdan ikinci kez hüsranla döndük
3-Kanal Turu: Hava şartları nedeniyle yapılmıyordu.  Kanal turu yapılmadan yapılan Brugge gezisi yarım sayılır, bir daha gitmek yakışır:) Şaka bir yana Brugge için Belçika'nın Venedik'i diyorlar, kanal turu sayesinde muhteşem manzaralar görebiliyormuşsunuz, içimde kaldı.


Brugge'de şu alttaki çiçekçi bizim olsaydı ya da şu tatlı cafe... Kalbim Brugge'de kaldı..


 
Brugge'e gidenler için yapılmadan dönülmemesi gerekenler listesi:
 
1-Çikolata dükkanlarına girip farklı çikolataların tadına bakmak
2-Her fırsatta farklı bira içmek, özellikle meşhur Kwak adlı biranın tadına bakmadan dönmemek
3-Kanal turu yapmak
4-Çikolata ve bira müzelerini gezmek
5-Midye severseniz, beyaz şarapla soslandırılmış midyelerden yemek
6-Waffle yemek ( Bizim waffleları daha çok sevsem de buranın waffle ı meşhur tatmak lazım)
 
Bugüne kadar gezdiğim yerlerden en etkilendiğim yer Brugge oldu. Dolayısıyla herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum...
 
2. Edit/ Konaklama:
 
Havva'nın yorumuyla konakladığımız otelden de bahsetmem gerektiğini anladım. Biz Canalview Hotel Ter Reien'de kaldık. Uçak bileti aldığım zaman otellere booking.com'dan bakıyorum. Tercihim şehir merkezine yakın otel olması. O yüzden önce bölgeyi şehir merkezi seçtikten sonra, fiyata göre sıralıyorum. Çünkü özel bir kutlama vs olmadığı sürece, otel ve uçak biletine vereceğim paraları, oranın iyi restoranlarına vermeyi tercih ediyorum. Booking.com'da bütçeme göre otelleri sıraladıktan sonra, yorumlara bakıyorum. Sürekli gezen kişiler booking.com'a yapılan yorumlara önem verirler. Genellikle yüzlerce yorum olduğu için, otele gitmeden az çok fikriniz olmuş oluyor. Örneğin, şehir merkezine uzak mı, interneti var mı, kahvaltısı iyi mi, resepsiyon yok mu vs gibi konular hakkında az çok bilerek gidiyorsunuz. Brugge'deki otelin yorumları iyi olunca ve odaların fotoğraflarını da
sevdiğim için kararımı kolay verdim. Bizim için otelde olmazsa olmaz odada banyo olması. Rezervasyon yaparken aman dikkat diyeyim. Bir de ben ne olur ne olmaz program değişir vs diye hep iptal edilebilir olan otelleri tercih ediyorum.
 
Canalview Hotel Ter Reien'e tekrar dönecek olursak, oda temizdi, odada büyük bir banyomuz vardı. Odanın sıcaklığı biraz daha yüksek olsa daha iyi olabilirdi. Yeri merkezi bir noktadaydı, yürüme mesafesinde meydana ulaşabiliyorduk. Nasıl olsa yatmaya gideceğiz diyerek, kanal manzarası için ekstra ücret ödemedik. Manzarasız odayı tercih ettik. Odayı bir geceliğine 59 Euro'ya tuttuk. Aylar öncesinde rezervasyon yaptırmıştım. Otelde odada internet ekstra ücrete tabiydi. Otelin kahvaltısı ise beklentimin çok üzerinde çıktı. Özellikle yediğim kruvasanlar yediklerimin içinde en iyileri arasında diyebilirim.
 
 
 
 

30 Temmuz 2013 Salı

Yurt Dışı Gezi Planları

Bir gezi yazısının sonuna gelmişken, bir sonrakinin planlarını yaptım bile:) Balkanlar gezisinde eşime bundan sonra görmek istediğim ilk şehir Brugge deyip duruyordum. Orta Çağ'dan kalmış binaları, keşfedilmeyi bekleyen biraları ve çikolata fabrikaları olan dantel şehir Brugge hayalini kurduğum şehirdi....Galiba çok gönülden istemişim:) Pegasus'un kampanyalarını görünce, ilk işim Brüksel'e bilet bakmak oldu. Ocak ayında Brüksel için biletlerimizi aldım. Önce Brüksel'e gideceğiz, oradan Amsterdam'a hızlı trenle geçeceğiz. Bu gezi için açıkcası baya hevesliyim çünkü çok görmek istediğim yerler...Otel rezervasyonlarımızı da yaptım. Şimdi sıra hayal kurmaya kaldı:)

fotokaynak

25 Temmuz 2013 Perşembe

Karadağ-Kotor-Budva



Mostar'dan sonra ertesi gün Karadağ’a geçtik. Daha önceden bir arkadaşımız Sırbistan’a giriş damganız var ise, Karadağ’a girmekte sıkıntı yaşayabilirsiniz demişti. Hiçbir sıkıntı yaşamadık. Zaten bu ülkeler birbirine geçmiş bir halde. Karadağ’da ormanlar azalsa da burada da güzel bir deniz manzarası başlıyor. Bütün kıyıyı arabayla dolandık.


Kotor’ a gelmeden, Löplöpçüler’in önerdiği Stari MiliniRestoranı’nda durduk. Deniz ürünleri burada on numara, zaten Karadağ’ı gezdikçe farklı yerlerde bu restoranın billboardlarda reklamlarını gördük. Restoran ağaçlar altına kurulmuş masalardan oluşuyor. Yanınızda şırıl şırıl sular akıyor, mis gibi ağaç kokuları ve şahane yemekler. Menüyü görünce eşimin gözü döndüğü için, galiba biraz abarttık.


En başta gelen fesleğenli zeytinyağı on numaraydı.




Başlangıç olarak tuna söyledik, sonrasında ahtapot salatası yedik. Ahtapot tam kıvamında pişmişti.




 Midye siparişi verdik, koskoca bir tabak içinde midyeler…Deniz suyu, beyaz şarap ve maydanoz ile kısa bir süre kaynatıyorlarmış. Suyunu çorba gibi içemesem de midyeler güzeldi. İki kişi için bence çok fazlaydı. Başka yemekler söylediyseniz, bu midyeler dört kişiye yetebilir.



Bunun haricinde bir de bir de kalamarlı siyah risotto söyledik. Yanında mısır unuyla pişirilmiş ahtapot geldi. Mısır unu bence ahtapota yakışmamış. Ama risotto çok güzeldi. Resmen o kadar yedik ki saatlerce kalkmadan oturabilirdim. Burada hesap biraz pahalı geldi. 134 Euro tuttu. Otel için ödediğimiz paralara kıyasla, iyi ödemişiz:) Her zaman bu kadar para vermeyiz ama bazen bazı anlar özel olmalı… Bu yemek de öyleydi işte…

Yemeği yedikten sonra, tekrar yola çıktık, Kotor’a gittik. Feribota binmek yerine tüm kıyı şeridini göre göre gezmek istedik. İyi ki de öyle yapmışız. Evler güzel, deniz güzel, manzara güzel… Gerçekten çok güzeldi.


Kıyı şeridi boyunca evler aşağıdaki gibiydi, biz de bu tarz evlerin birinde kaldık. Önümüzde süper bir deniz manzarası...



 Motosikletli bir çok insan gördük. Eşim çıldırdı, seneye motosikletle 10 günlük bir tatil yapalım diyor şimdiden...Allahım şimdiden strese mi girmeliyim acaba?


 
Kotor Kalesi aşağıda dağın eteklerinden tepesine kadar süzülüyor. Biz gündüz gezmedik, akşam gezdik. 

 Gece kalenin içinden bir fotoğraf...



Eğer Pegasus’da Karadağ vs ucuz bilet bulursanız gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. Kotor’u özellikle çok sevdik. Kotor sonrasında Budva’ya gittik. Budva o kadar anlatıldı ki çok severim zannediyordum aksine sevmedim, sadece beton bina. Kötü değil, bizim Kuşadası’na benziyor hatta. Herhalde hayal ettiğim Budva bu değildi, biraz fazla beklentili gitmiş olabilirim. Buradan Sveti Stefan’ı görmeye gittik.

 Sveti Stefan'ı görmek için aşağıdaki gibi ağaçlıklı, mis gibi doğa kokularının olduğu bir yoldan geçtik. Bana Datça'yı anımsattı...

Adayı otel zinciri aldığı için, adaya giremedik. Sadece uzaktan birkaç fotoğraf çektik. Fotoğraf çekmek için 2 dakika kadar durduk, polisin biri ehliyet ruhsat diye geldi. Durmak yasakmış, ceza keseceğini vs söyledi. Muhabbetle iş tatlıya bağlandı. Arabayı uzakta bırakıp aşağıdaki plajda denizi girenler vardı. Biz tekrar sahil kıyısından Kotor yönüne doğru dönmeye karar verdik. Güzel bir evde kaldık. Balkanlar’da “Sobe” , “Zimmer” adıyla bir sürü kişi evinin odasını kiralıyor. Biz de denizin içinde uyunabileceğimizi hissettiğimiz bir apartmanda kaldık. Üç katlı, kahvaltı yok, sadece oda fiyatı 35 Euro. Hem oda fiyatı uygun hem de oda deniz manzaralı, daha ne olsun. Park yeri de vardı. Otelin direk önünde denize girebileceğimiz bir iskele vardı. Şezlonglar da otele aitti. İlk ve son defa denize burada girdik. Dağ ve deniz manzarası eşliğinde, şezlonga uzanıp,  kitap okuduk, güneşi batırdık. Romantik bir yer burası. Akşam Kotor’a kaleye gittik. Kale gerçekten çok büyük, içinde bir sürü restoran, cafe tarzında yer var. Akşam biraz Kotor’da takıldık. Kotor bölgesini eşim de ben de çok sevdik. Esasında bir gün daha kalabilirdik, bu şekilde düşünmüştük ama yollarda geçirdiğimiz zaman çok olunca, arada sınır vs de geçince ne olur ne olmaz 2 gün Saraybosna’ya ayırsak daha iyi olur dedik ve ertesi gün yola çıktık.

Karadağ İle İlgili -meli -malı listesi

1. Hazır vize istemiyorken ve turistik gezi anlamında henüz keşfedilmemiş ve dım tıs dım tıs beachler açılmamışken bu güzel kıyı şeridi muhakkak görülmeli

2. Stari Milini Restoran'ındaki deniz ürünlerini tadıp parmakları yemeli

3. Sevgilinizle deniz kıyısında yer alan bir oda tutup, romantizmi hissetmeli...

21 Temmuz 2013 Pazar

Mostar



Saraybosna’dan sonra, Mostar'a gittik. Mostar bu bölgede görülmesi gereken yerlerden. Mostar köprüsünün sağında solunda kafeler var. Zamanınız varsa bence keyif yapmak için güzel yerler. Karnımız tok ve zamanımız az olduğu için biz sadece dondurma yedik. Esnaf çat pat Türkçe konuşuyor. Normalde köprünün üzerinden turistlerden para almak için suya atlayanlar oluyormuş, biz gittiğimizde yoktu. Mostar’da Türk Evi tabelasını görünce hemen görmeye gittik. Bildiğin Türk Mimarisi…Mostar’da sokaklarda biraz gezindikten sonra, yolumuz uzun diye yola çıktık….








Hatırlatmakta fayda var, yollarda 60 km vs hız sınırı var. Yolları bilmediğiniz ve dağlık virajların olduğu düşününce burada 1 saatte aldığınız yolu orada rahat 2 saatte aldığınızı söylemem gerekli. Bir de araba kullanacaklara önemli bilgi: Saraybosna’da araba kullanırken kesinlikle farlarınız açık olmalı, aksi takdirde ceza kesilmesi çok büyük ihtimal. Emniyet kemerini esasında söylemeye bile gerek olmamalı ama maalesef hala emniyet kemeri takmayan kişiler var. Burada da takılması gerekli. Balkanlarda genel izlenimim kurallara çok güzel uyuyorlar ve korna çalmıyorlar…Beklenmedik yerlerde polis çevirmesi olabiliyor. Biz denk gelmedik ama başka yerlerde okuduğum kadarıyla, ceza kestikleri zaman aman paramı ödeyeyim devam edeyim olmuyormuş. Bir devlet binasına gidip işlem yapmak gerekiyormuş. Bu tatilde gereksiz yere harcayacağınız zaman demek. O yüzden aman diyeyim kurallara uyun:)

Yola çıkmadan önce, gece hava kararınca her ne kadar araba kullanmayalım diye düşünsek de ister istemez gece geç saatlerde yol aldık. Buradan eşime de teşekkür ederim. Dünya kadar yol yaptı ve ben yanında mümkün olduğunca harita okuyup, levha takip ettim. Tabi bazı levhaları kaçırınca kriz yaşamadık değil:)

Gece neredeyse saat 23:00’e yakın bir saatte Trebinje’ye vardık. Büyük bir şehir, insanlar sokaklarda, çok güzel binalar var. Akşam internetten Motel Acimovic'i bulduk. Merkeze biraz uzak olsa da odamız çok büyüktü ve çok temizdi. Otel sahibi de sabah kahvaltıyı servis eden kişi de çok güler yüzlüydü. Kahvaltı tatmin edici idi. Hatta yaptıkları omlet enfesti. Oda başına ödediğimiz ücrette çok düşüktü. Buradan memnun bir şekilde ayrıldık. Sırada Karadağ'a var...