Sayfalar

Gezdim Gördüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezdim Gördüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Bozcaada 2015

İlk 2011 yılında gittiğimde Bozcaada hakkında yazı yazmıştım bu nedenle yazımın başlığı Bozcaada 2015...Keşke sonraki yazılarımda 2015-1, 2015-2 falan olsa...

Mevzu şöyle başlıyor, geçen seneki kız kıza tatilciler grubuna bu sene ortaokuldan beri yakın arkadaşımın da dahil olmasıyla kız grubunu dörtledik. Eşim işi nedeniyle gelemedi ama Bozcaada'ya iki gidişimde de hissettiğim keşke sevgilim de bu güzelim yerleri görse, akşam rakımızı bu güzelim yerlerde yudumlasak, hafif ürpererek hoş sokaklarında yürüsek idi. Bu sefer de olmadı artık başka sefere...

Benim de işlerimin yoğunluğu nedeniyle, kısa bir tatil planlayabildik. Hele ki gittiğim yolu düşünecek olursak kendime cesaret ödülü veresim geliyor. Kızlar tatil planını ilk söylediklerinde, izin konusu sıkıntı olur diye en başta gelemem demiştim, sonra çok fena gaza geldim ve izin aldım, sonra o gaz nasıl bir gazsa düşünmeden otobüs biletini aldım. Tatil yaklaştıkça o yol biter mi be!!! moduna geçip, sanırım hata ettim, dinlenemeden döneceğim düşüncelerine daldım ama kızlara söz vermiştim, biletlerimi de almıştım, hatta oteli de ödemiştik, eeee artık dönmek olmazdı. Yani sırf mecburiyetten:) Gidişte Kamil Koç'tan Ankara-Geyikli İskele 80 TL'ye bileti aldım. Otobüs akşam 20:00'deydi, maşallah dolmuş gibi oluyor yazlık taraflarına giden otobüsler...Tam uyuyorum diyorum, bir anda efendim inecek yolcular hazırlansın, diğerleri oturduğu yerde otursun anonslarına bir de otobüsün ışıklarını ekleyince habire uyandım. Allahtan rahat hattı, tekli koltukta bir o yana bir bu yana dönüp uyudum:) Sabah 07:30' da Geyikli İskele'ye vardık.

Nerede Kalınır? E2 Deniz Otel

Öncekle otelimizden bahsetmek istiyorum. Otelimize internetten booking.com' daki  yorumlara bakarak karar vermiştik. E2 Deniz Otel  gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir otel. Bir kere iskeleden yürüme mesafesinde, bütün güzelim restoranlara 5 dakika uzaklıkta ama bir yandan da o restoranların içinde bulunan oteller gibi gürültü içinde de değil, odamız deniz manzaralıydı, sabah denizdeki dalga seslerini duyarak kalkıyorduk. Oteli iki kardeş işletiyor. Sabah otobüsümüz erken olunca, eşyalarımızı bırakmak için otele gittik, check in işlemi için normalde öğleni beklememiz gerekirken, sanki aileden sevdikleri gelmiş gibi bizi karşıladılar, buyurun kahvaltı ediyoruz, hemen siz de geçin dediler. 


Kahvaltısı bence on numara beş yıldızdı. Her malzeme kaliteliydi, yeterliydi. İlk sabah soframıza hemen pişi denilen hamur kızartması getirdiler, açıkçası yediklerime dikkat ettiğim dönem olmasa sofradaki bütün tabağı tek başıma ben yerdim. O kadar güzeldi ki hala tadı damağımda...Sabah kahvaltıda ince biber kızartması ve cevizli tarçınlı kek de beni mest etti. Reçel çeşitlerini bahsetmem yetmez, gidip görmeniz, tatmanız gerekir. İncir reçelinden, karpuz reçeline kadar envai çeşit reçel vardı. Karpuz reçelini ilk defa yedim, gayet güzeldi. Bence kahvaltı çok basit bir öğündür, ama her kahvaltı gönülleri mest etmez, bu otelin kahvaltısı beni fazlasıyla mest etti. Kahvaltıyı deniz manzaralı terasında yapıyorsunuz, ilk gün çok rüzgarlıydı, polarları giyip oturduk resmen. Özetle, yolum tekrar Bozcaada'ya düşerse, başka araştırma yapmama gerek yok, kalacağım ve önereceğim yer belli. Biz 4 kişi olduğumuz için, aile odasında kaldık, gecelik 400 TL ödedik.

Gelelim adaya...Adayı sanki nasıl ufak dokunuşlarla güzelleştiririz mantığıyla bu adayı donatmışlar sanki. Dükkanlar, buzdolabı mıknatısları, sokaktaki sandalyeler, evin önündeki saksılar...Hayata güzel bakan ve güzelleştiren insanlar buraya gelmiş sanki...Elinizde fotoğraf makinesi, her yerin fotoğrafını çekmek istiyorsunuz bu anılara dönüp dönüp bakmak için, hatta kafayı bozup niye biz böyle yerlerde yaşamıyoruz ki diye efkarlanıyorsunuz.

Adada Plajlar:

Adanın içinde minibüs ve araba gibi araçların kullanımına izin veriliyor. Bir kaç plajı olsa da biz halk plajı olan Ayazma plajına gittik, öğle saatlerinde şezlong bulmanız imkansız denile bilinir, o yüzden kahvaltınızı yaptıktan sonra çok oyalanmayın marş marş plaja... Yoksa deniz havlunuzu şemsiyesiz şekilde kumsala sererken bulursunuz kendinizi. 2 şezlong 1 şemsiye günlük 20 TL. Gün boyu kullanıyorsunuz, plajda sürekli su, bira, mısır bildiğin plaj mamulleri siparişi verdiğin anda masana geliyor. Bence bu plajda bir midye dolmacı eksik, girişimci arkadaşlar varsa, gitsin açsın derim. Adanın suyu buz gibi, hakikatten ayağınızı buz kovasına sokmuş gibi geliyor en başta, zaten deniz kıyısına bakınca, dizine kadar gelen insan topluluğu görüyorsunuz, en azından yarısı yok ben yapamayacağım diyerek geri dönüyor:)



Nerede Yenmemeli? Ada'm Restoran

Adada yeme içme konusuna gelince, hafta sonu gidiyorsanız rezervasyonunuzu adaya gitmeden yaptırın, yoksa her restoranda maalesef yer yok cevabını alırsınız. Biz ilk akşam Kapı 14 adlı restorana gittik. Mezeler çok iz bırakmadı kötü değildi, orta dereceydi, porsiyonları yeterli büyüklükteydi, meze dolabındaki çeşitler de gözümüzü doyurmaya yetti. Pazar akşamı ise son gecemiz diye hem uzun uzun içmeye niyetimiz vardı hem de diyeti bir kenara koyup yemek yemeğe...İnternette yer alan muhteşem yorumlara inanarak Ada'm adlı restorana gittik. Hayatımda meze seçerken bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. 6 küçük şirin meze tabağına mezeleri koyup getirmişler, servis elemanı tek tek açıklamasını yapıyor, isterseniz 6 lı küçük meze tabağını toptan alırsınız, isterseniz içinden tek tek seçerek söyleyebilirsiniz. 6 adet mezenin olduğu tabak 40 TL idi. Biz servis elemanına önce bunda ne var bunda ne var diye ilk turda anlattırdık, boğazına düşkün dört kızız, meze tabağı bizi o kadar tatmin etmedi ki servis elemanına bir daha anlattırdık, içlerinde en iyisi olacağını tahmin ettiğimiz isli tavuk ve haydariyi sipariş verdik. İki meze sipariş verdiğimiz hayatımızda görülmemiş şey. Bir kere Bozcaada'ya gitmişiz, kabak çiçeği dolması son gece yemek istediğimiz için, servis şefinden rica ettik, başka restorandan getirtti, yani Bozcaada gibi bir yerdeki restoranda deniz börülcesi, kabak çiçeği dolması veya Ege'nin otlarından meze olmaz mı? Yok işte, bildiğin füzyon mutfak, ufak porsiyonlar, deneysel meyhane meze çalışmaları. Sen deneysel yine takıl ama temel taşları önce koy bir menüne...6'lı meze tabağında olanlardan biri de pancar turşusu idi. Pancar turşusu denizi olmayan Ankara'da bile restoranın çoğunlukla ikramı olarak verilir, yani hepi topu 6 meze varsa, içlerinden biri de pancar turşusu olmaz, olmamalı... Hadi bari roka salatası söyleyelim de yüzümüz gülsün dedik. Roka salatasını duble söyledik. Yok böyle bir salata, duble dediğin en azından 4 kişiye yetecek cinsten olmalı, bu salata bildiğin tek kişilik, bilemedin bir buçuk kişilik. Salatadan da fena çuvalladık. Hadi başlangıçlar, salata tatmin etmese de bu kadar yazıldığına göre herhalde iyidir diyerek ara sıcaklara asılırız dedik. Öncelikle enginarlı ahtapot söyledik. Hakkını vermem lazım. Enginar ve ahtapot sarımsaklı krema ile birleşince çok hoş bir aroma olmuş, tadını beğendik ama mevzu şu ki içinde ahtapotu neredeyse cımbızla seçerek bulduk, yani ahtapotu içine neredeyse koymayı unutmuş olmaları, ilk ara sıcağın son ara sıcak olmasını sağladı. Fikir vermesi açısından enginarlı ahtapot 35 TL idi. Rakımızı bari bırakmayalım diyerek resmen mezesiz içtik ve hesabı istedik. Servis elemanı övgü bekleyerek nasıl buldunuz diye sordu. Biz de resmen aç kaldığımızı, meze çeşidinin olmadığını, enginarlı ahtapotta ahtapotun olmadığını söyledik. Servis elemanı hemen restoranın işletmecisini kaş gözle masaya çağırdı, biz daha bir şey demeden, işletmecisi porsiyonları mı küçük buldunuz dedi. Biz çeşidin azlığı ve ahtapotun olmaması gibi konuları söyleyince, içinde 80 gr ahtapot, 80 gr enginar var, ben yaptığım için biliyorum diyerek, yüzünü de sinir olmuş şekilde zoraki gülümseyerek cevapladı. Açıkçası son akşam çok güzel bir gece geçirmeyi planlarken, hem aç kaldığımız hem de restoran sahibi tarafından neredeyse azarlandığımız bir gece oldu. Baktık tüm restoranlar dolu, her restoranda masalarda şen kahkahalar... Biz ise aç ve masadan kalkmış.... Hızlı karar verdik hayallerimiz gibi olmasa da gecemizi bozmamaya karar verdik ama açlık konusunu da bir an önce çözmeliydik ve lahmacuncuya gittik. Yani hayatım boyunca düşünemeyeceğim bir şeyi yaptık, Bozcaada gibi güzelim bir yerde, şirin bir sokakta meyhanede aç kalıp, lahmacuncuya gidip doyduk. Mis gibi de lahmacun yedik, çıtır çıtır oh be diyerek doyduk...Normalde biz de restoran işletmeciliği yaptık, en ufak bir kusurda eleştiren bir kişi de değilim, bu yazıyı sadece mezeleri az olsa yazmazdım ama işletme sahibinin hiç de hoş olmayan tavrıyla karşılaşınca bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Bizim gibi internette muhteşem yorumlara kanıp, adada güzel bir gün geçirme hayalini kurup, Ada'm a gitmeyi planlayanlar olabilir diye yazıyorum. Adada restoranlardaki fiyatlar ucuz değil, İstanbul'daki balıkçı restoranları kıvamında, Ada'm ın da fiyatları adadaki diğer yerlere yakındı belki bir tık üstü idi. Açıkçası memnun kalacağım bir gece olsaydı iki katını da ödesem koymazdı. Sadece servis elemanı çok düzgün ve saygılıydı. Bir tek servis elemanından memnun kaldık. Özetle, bizim gibi mutsuz bir yemek deneyimi yaşamak istemiyorsanız Ada'm a gitmeyin....

Dönmeden Yapılması Gerekenler:

Yemek deneyiminden sonra Bozcaada'ya tekrar dönecek olursak, buradan kurabiye almadan adadan ayrılmayın. Veli Dede ve Çiçek Pastanesi. İkisi de muhteşem, damak çatlatan kurabiyeler yapıyorlar. Dönüşte adanın ekmeği de meşhur diye Çiçek Pastanesi'nden ekmek de aldım.


Adaya yolu düşenler için yapılmadan dönülmeyecekler listesinde, Çınaraltı çaybahçesinde çay içmek ve Ada Cafe'de gelincik şerbeti içmek vardı. Ada Cafe'ye ilk gidişimde gitmiştim, bu sefer gidecek zamanımız olmadı. Bir de Ada Dondurmacısı'ndan muzlu bademli dondurma yemeden dönmeyin, bakın bunu yemeden dönerseniz, kendinizi adaya gelmiş saymayın.

Bozcaada hediyelik eşya yönünden çok zengin, özellikle kızlara yönelik çok güzel kolye, bileklik vs var. Ev içinde şahane seramik saksılar veya bal kabağından yapılmış aydınlatmalar...

Dolu dolu Bozcaada'da iki gün geçirdik. Pazartesi Çanakkale'den uçakla Ankara'ya döndüm. 80 TL verip otobüsle gitmiştim, 79 TL verip uçakla döndüm. En azından yol yorgunluğum biraz da olsa azaldı. Bozcaada keşke yakın olsa...Keyif yapmaya gitsek, şarabından içsek, üzümünden yesek, hele hele bademli muzlu dondurma kazanına düşüp, bütün dondurma kazanını sıyırsak:)






Baktıkça kargalara yüzünüz gülsün diye son fotoğraf olarak seçtim:) Bol gezmeli bir yıl olsun:)

4 Ağustos 2015 Salı

MSC ile Adriyatik Cruise Tatili

Uzun zaman sonra herkese merhaba, bir senedir merakla beklediğimiz cruise tatilini gerçekleştirmiş olduk. Gitmeden önce MSC Adriyatik turu diye araştırma yaptığımda çok fazla bir bilgiye ulaşamamıştım, gitmek isteyen/ merak eden olabilir diye paylaşmak istedim. Bir kere bu tatili çok hevesle bekledik, bir senenin yorgunluğu vardı. Gemimiz ramazan bayramı arifesinde 16 Temmuz'da Karaköy limanından hareket etti. Gemi 16:30'da hareket edecekti, eşimle benim her yere erken gitme huyumuz olduğu için, limana da erken gittik, saat 11:00 civarı check in işlemlerine başladılar, valizlerimizi aldılar. Gemiye binmeden önce valizlerinizi alıyorlar, odalara valizlerin bırakılması işlemi uzun sürebildiği için, size gün boyunca lazım olabilecek güneş gözlüğü, ilaç, kitap, hırka vs ne var ise yanınızda bir sırt çantasına vs almanızda fayda var.

Check in işlemi sırasında fotoğrafınız çekilerek, gemide ve tüm seyahatiniz boyunca geçerli olacak, bir gemi kartı veriliyor. Gemiye iniş/binişlerde fotoğrafınıza bakılarak geçişiniz sağlanıyor. Gemi kartınızda oda numaranız, acil durumda toplanma yeriniz ve akşam alakart restoranda yemek isterseniz yiyeceğiniz masa numarasına kadar önemli detaylar yazıyor. Biz Msc Magnifica gemisindeydik. 3000 yolcu ve 1000 civarı personel vardı. 250 kişi civarında Türk yolcu vardı. Ağırlıklı yolcu kitlesi İtalyan olmakla birlikte, Alman, Amerikalı, Uzak Doğu'lu vs gibi her milletten kişi vardı. Geminin uzunluğu 293 metre, iyi bir yürüyüş parkuru esasında. Toplam 1275 kabini var.
 

Gemide nakit para/ kredi kartı geçmiyor. Gemiye bindiğiniz gün kredi kartınızdan 250 Euro tutarında gemi kartınıza yüklüyorsunuz. Kredi kartı kullanmayanlar ise bu tutarda gemiye nakit olarak depozito bırakıyor. Seyahat sonunda diyelim ki 100 Euro harcadınız, kredi kartınızdan bu tutar çekiliyor veya nakit verdiyseniz üstü size geri veriliyor. Gemiye gelecek olursak, 16 katlı bir gemiydi. Gemilerde iç kabin, süit daire veya balkonlu daire gibi seçenekler mevcut. Bizim odamız balkonlu kabindi, denizin dalga seslerini duyarak, denizin içindeymişçesine uyanmak çok güzeldi. Gemi sarsıyor mu, korktunuz mu gibi sorularla karşılaştım, gemi hiç bir şekilde sarsmıyor, denizde olduğunuzu anlamadan gidiyorsunuz. Gideceklere kesinlikle biraz daha para verip, balkonlu kabin almalarını öneririm. Yunan adaları turunda iç kabindeydik, çok fark varmış, inanılmaz keyif aldık.



Gemide alakart ve self service restoranlar var. 13. kattaki self service restoran günde 21 saat açık. Gemi İtalyan gemisi olduğu için, çok güzel pizzalar vardı. Self servis restoran çok geniş bir alanda salatadan, et yemeklerine (balık, kırmızı et, tavuk, domuz vs), tatlılardan pizza, makarnalara kadar çeşidi olan bir yerdi. Alakart restoranda ise akşam yemekleri iki oturumdan oluşuyor. Kartınızda hangi oturumda yiyeceğiniz de yazıyor. Masanızın daha önceden belli olduğunu söylemiştim, masaların büyüklüğü değişebiliyor, dolayısıyla masada sadece sevgilimle olurum romantik romantik takılırız diye düşünmeyin, hiç tanımadığınız kişilerle bir arada oturuyorsunuz. Biz ilk iki gece alakart restoranı tercih ettik, sonrasında hep self servis restoranda yemek yedik, böylece saat konusunda da bağlayıcı olmadık, istediğimiz saatte yedik. Alakart restorana gider gitmez sizinle ilgilenecek garson geliyor, menüyü size veriyor. Menüde başlangıçlar, salatalar, ana yemek ve tatlılar seçmeli şekilde yer alıyor. Örneğin ana yemekte ördek, balık veya domuz etinden birisini seçebiliyorsunuz. Garson siparişinizi aldıktan sonra yeme hızınıza bağlı olarak servis ediyor. Alakart restoranda amaç biraz daha keyfini çıkarmak olduğu için, servisler de ona göre biraz daha yavaş oluyor. Restoranlarda yemekler ücretsiz ama menüden seçeceğiniz içecekler ise ücretli. Örneğin, bir kadeh şarap 4,5-5,5 Euro arası, bir kadeh rakı 4 Euro, kokteyller 6,5 Euro gibi. Bu restoranların haricinde uzak doğu mutfağı servisi olan bir restoran vardı, sadece bu restoran ücretli idi. Fiyatları pahalı değildi, biz tercih etmedik. Restoranlarda içki siparişi verdikten sonra, ücret ödemiyorsunuz, oda kartınızı gösterip, fişi imzalamanız yeterli. 13. katta bahsettiğim restoranda günün 24 saati çay, kahve ve su ücretsiz. Bardaklar var, doldurup içebiliyorsunuz. Bloglarda bazı kişiler şişe götürmeyi tavsiye ediyordu ama su ünitesinin önünde şişeye doldurmayınız uyarısı çok netti, doldurmamanızda fayda var. Çay ise sıcak su ve sallama çaylar var, beğendiğinizi içebiliyorsunuz. Yanımda 7 otlu çay götürmüştüm, ara sıra kendi çayımı içtim. Sabah kahvaltısında meyve suyu ünitesi var, taze sıkılmış değil, bildiğiniz normal meyve suları, isterseniz onları da tercih edebilirsiniz. Su ücretsiz diyorum ama garsona sipariş verdiğiniz içecekler ücretli. Örneğin, menüden şişe su siparişi verirseniz, ücretli su almış olursunuz.

Gemide hayat nasıl? Günlük olarak odanıza gemi gazetesi iletiliyor. Gemi gazetesi Türk yolcular için Türkçe veriliyor. Bu gazetede gün boyunca yapılacak etkinlikleri (Örneğin, saat 16:00 'da kokteyl sunumu, 17:00'de havuz başında dans dersi vs) içeriyor. Geminin saat kaçta limana varacağı, kaçta ayrılacağı, hava durumu, geminin izleyeceği rota, günlük kara turları vs de yazıyor. Ayrıca, o gün boyunca geçerli olacak indirimler (Örneğin, masajın 70 Euro yerine 50 Euro olması gibi) veya akşam yemekte nasıl giyinilmesi gibi detaylar yazıyor. Bazı günler günlük kıyafet uygulaması olurken, gala diye belirtilen gecelerde şık giyinmeniz bekleniyor. Gala gecesinde sanki gelinin nedimesiymiş gibi abartanlar da vardı. Açıkçası düğüne gider gibi kıyafetler biraz abartı kaçsa da gala gecelerinde yine de özenli giyinmenizde fayda var. Erkekler için de kravat takmasalar bile, hoş bir ceket, gömlek giyinmeleri yerinde olur diye düşünüyorum.

Gemide hayatı öğrenmek adına, gemiye bindiğiniz ilk gün limandan kalkmadan gemiye yeni binenler için bir sunum yapılıyor. Tüm detaylar orada anlatılıyor. Sunumun sonrasında, acil durum tatbikatı yapılıyor. Bu gibi bilgilerin hepsi odanızdaki televizyonda İngilizce olarak da yazıyor. Gemiye bindiğiniz ikinci gün, kendi tur rehberleriniz gideceğiniz rotalara göre kara turlarını anlatıyor, katılmak istediğiniz kara turlarına göre kayıt işlemi yaptırabiliyorsunuz, turların ücreti ekstra ücret olduğu için, kartınıza katıldığınız turlar işliyor.


Gemide neler var? Duty free mağazalar, casino, kuaför, spa merkezi, fitness salonu vs. Eşimle biraz casinoda takıldık, gitmeden oynayacağınız limiti kendi kafanızda belirlemeniz önemli, yoksa içinizdeki Serdar Ortaç ortaya çıkabilir :) Biz biraz kazandık, sonra hepsini kaybettik, biraz daha takılıp bıraktık. Fitness salonuna ayrı değinmem gerekiyor. Böyle manzaralı fitness salonu yok, görür görmez bayıldık. Valizinizi hazırlarken şort, spor ayakkabısı gibi spor malzemelerinizi yanınıza almanızda fayda var. Yürüme bantları, ağırlık çalışmaları gibi aletler var, bazen yoğun olabilse de biz her gittiğimizde kendimize çalışacağımız alet bulduk. Spor dersleri var, bu dersler ücretli. Gitmeden spa ücretlerini öğrenip rezervasyon yaptırmayı düşünmüştüm, öncesinde yaptırmanıza gerek yok. Gidince de yaptırabilirsiniz, ücretleri biraz yüksek geldiği için yaptırmadık.

Gemideki tiyatro salonundan da bahsetmeliyim. 1250 kişilik bir tiyatro salonu var, sanırım Ankara'daki bir çok salondan kapasitesi büyüktür. Her akşam bir gösteri yapılıyor, bilet vs almanıza gerek yok, gidip izleyebilirsiniz. Akşam yemeklerinin iki oturumda yapılmasından ötürü, gösteriler de her akşam iki kere sergileniyor. Gemide 10 adet bar var, açılış kapanış saatleri değişebiliyor.


Gemide havuzlar da var ama eşimle biz temiz olmayabilir düşüncesiyle havuza girmedik, bir de havuzların olduğu bölümde gün boyu etkinlik vs olduğu için gürültülü oluyordu. Eşimle sessizliği tercih ettiğimiz için, biz genellikle geminin arka taraflarında yer alan daha sessiz bölümlerde güneşlendik. Geminin yolda geçirdiği süreyi dikkate alırsanız güneşlenmek için bolca zamanınız olacaktır, güneş kremlerinizi almayı unutmayın. Geminin içinde ise havalandırma sistemi çok iyi çalışıyor, bazı akşamlar geminin içi bana serin geldi. Yanınıza hırka gibi bir şey almanızda fayda var, akşamları güvertede otururken de açık denizde olduğunuzu düşünürsek, hafif ürpermeniz normal. Gemide kütüphane de var. Yanımda bolca kitap götürdüğüm için kütüphaneye gitmeme gerek kalmadı. Yanınızdaki kitaplar da biterse farklı dillerde kitaplar var. Türkçe kitaplar için de iki küçük raf ayrılmıştı.


Gemide yemek konusuna tekrar dönecek olursam, yemekler orta kalite diyebiliriz, açık büfe olduğu için insanın sürekli bir şeyler yiyesi geliyor. Sabah kahvaltısında çok çeşit olmasına rağmen, bizim Türk kültürü kahvaltısında olmazsa olmazlarımızdan olan beyaz peynir ve zeytin vasattı. Türk kahvaltısı diye bir bölüm vardı, bu bölümde domates, salatalık, beyaz peynirimsi kremamsı bir şey ve değişik bir zeytin vardı. Buradaki ürünler biraz daha iyi olabilirdi. Ama yanlış anlaşılmak istemem kahvaltı için bunların haricinde çeşitler gayet tatminkardı. Çırpılmış/ haşlanmış/ yağda pişmiş yumurta çeşitleri, reçeller, kaşar/ cheddar peynirleri vs vardı. Sağlıklı seçim isteyenler için müsli türleri de gayet güzeldi.

 Geminin güzergahına gelecek olursak:

1.Gün İstanbul, Türkiye --- 16:30
2.Gün Denizde Seyir --- ---
3.Gün Dubrovnik, Hırvatistan 11:30 16:30
4.Gün Venedik, İtalya 09:00 16:30
5.Gün Brindisi, İtalya 13:00 18:00
6.Gün Katakolon, Yunanistan 08:00 13:00
7.Gün İzmir, Türkiye 09:00 15:00
8.Gün İstanbul, Türkiye 07:30 ---

 Gezdiğimiz yerleri detaylı anlatmayacağım ama genel izlenimimi söyleyecek olursam, gemi turu bize göre değil. Sonuçta eşimle ben yurt dışında araba kiralayıp gezmeyi ve bu kadar sürede daha çok yer görmeyi, daha çok şehrin içinde olmayı seviyormuşuz bunu anladık. Gemi turu havuz kenarında diğer insanlarla bir arada zaman geçirmeyi sevenler için ideal. Odaya bir kere yerleştikten sonra, valizi topla vs gibi dertler yok, her gün oda mis gibi temizleniyor. Amaaaaaaa gemide geçirdiğiniz süre ile karada geçirdiğiniz süreyi düşünecek olursanız, karada zaman çok az, koştur koştur bir gezme oluyor. Zaten bu kadar kısa sürede kültür turu yapmanıza, müze gezmenize, denize girmenize vs zaman yok. Turların hepsine katılırsanız biraz maliyetiniz artacaktır. Venedik'de gemi açıkta durmuştu, gemiye yanaşan botlarla karaya ulaşımımızı sağlamak için tur satın almıştık. Venedik'in kalbi olan San Marco Meydanı'na botlarla gittik. Kişi başı 17 Euro civarında idi. Bir de madem denize giremedik, Katakolon'da en iyisi plaj turu alalım diyerek tur satın aldık. Kişi başı 25 Euro civarı idi. Venedik ve Dubrovnik'de kara turları genellikle kişi başı 50 Euro civarındaydı. Venedik ve Dubrovnik'i eşimle istediğimiz yerlerde durarak, keyifli yemek yiyerek gezdik.

Biliyorum uzun bir yazı oldu, özetleyecek olursam, cruise gezisini deneyimlemiş olduk, cruise seyahatinin bize göre olmadığına karar verdik. Buradan yanlış anlaşılmak da istemem daha sabit bir şekilde, çok yer görmeden sınırlı gezeyim, hem karada grupla hareket edeyim hem de gemide bireysel takılayım çok da yorucu olmasın diyenler için cruise ideal. Özetle, bize göre değil:) Adriyatik'de güzel anılarımız oldu, bir tatili daha tamamladık....Şimdi sıra yeni tatil planları yapmak da... 







Not: Uzun zamandır yazmadığımı söyleyip, bu yazıyı yazmam için beni gaza getiren sevgili kardeşime de çok teşekkür ederim:)

9 Nisan 2015 Perşembe

Cote'd Azur- Bölüm 1 Genel İzlenimler

Geçen hafta Fransa'nın güneyinde muhteşem mavisiyle, mükemmel binalarıyla, gidenin tekrar gitmek istemesiyle ün yapmış Fransız Riverası'ndaydık diğer adıyla Cote'd Azur denilen bölgedeydik. Avrupa'ya gitmesi güzel de dönmesi zor...Bu bölgeyi o kadar çok sevdim ki açıkçası bu sefer daha da zor döndüm. Her gün bu insanlar yaşıyorsa biz ne yapıyoruz diye sorguladım. Şimdi imrenme kısmını bırakıp, ileriye dönük anı olarak kalsın, gitmek isteyenler de faydalansın diyerek başlıyorum...

Öncelikle bu bölgede şehirler birbirine çok yakın, dolayısıyla bir noktayı merkez belirleyip diğer yerlere günü birlik gitmeniz daha mantıklı olabilir. Biz merkez olarak Nice'i belirledik, şimdi gidip görünce mantıklı bir karar vermişim diyorum. Gidiş tarihimiz Paskalya tarihine denk geldiği için, oteller vs kalabalıktı. Her zamanki gibi booking.com vasıtasıyla otel rezervasyonumuzu yaptım, hatta en başta merkezde olmayan bir yerde yapmıştım, ücretsiz iptal seçeneği olmasını özellikle tercih ettiğim için, daha sonra merkezde bir otel bulunca hemen diğerini bırakıp, merkezdeki otelde rezervasyon yaptım. HotelAcanthe  de kaldık, Nice'in en ünlü Massena Caddesi'ne iki dakika mesafede, açıkçası oteli tutarken bu kadar merkezi olacağını ben de tahmin etmiyordum. Meşhur Çiçek Pazarı (Cours  Saleya)'na da çok yakın. Eşimle benim yurt dışında otelden beklentim, merkezi bir noktada olsun, içinde duşu ve tuvaleti olsun, mümkünse de temizlik konuları ile ilgili booking.com da kötü bir ünü olmasın. Bu otel hepsini karşılıyordu, kaldığımız odanın küçük olması dezavantaj olsa da oteli alacak değiliz diye düşünerek önemsemiyoruz. Biz geceliği 70 Euro'ya kaldık, bizim bir sokak önümüzdeki ana caddeye bakan yerde ise 340 Euro idi. Bu otel çok iyi denk geldi, çok ucuza kaldık. Otel ayrıca havaalanı otobüslerinin kalktığı durağa da çok yakın. Sözün özü yine gitsem yine aynı yerde kalırım. Biz kahvaltıyı sadece ilk gün için aldık, beğenirsek diğer günlerde alırız dedik. Kişi başı 6 Euro. Fransa'nın her köşesinde öyle güzel pastaneler var ki 6 Euro'ya verilen bu oteldeki vasat kahvaltıyı ise tavsiye etmem. Gidin her gün farklı pastaneden kruvasanlardan, bagetlerden alın, parmaklarınızı yiyin:)

Otel hakkında bu kadar bilgiden sonra, genel olarak şunu söyleyebilirim. Adına medeniyet de; adına sahip olduklarını koruma de; ne dersen de....Adamlar korumuşlar, bozmamışlar ve o yüzden biz de gidip görmek istiyoruz. Küçücük köylerde bile müzeleri var. Kurallara uyan vatandaşları var, her iletişim kurduğunuzda teşekkür etmesi, lütfen demesi var. Var da var....

Biz ilk günün bir kısmını nasıl olsa kiralanacak araba vardır diye düşünüp gittiğimiz için, araba arayarak geçirdik. Havalimanındaki iki terminalinde, tren garında, şehir içinde hiç bir yerde kiralanacak araba kalmamıştı. Olanlar da prestij arabası dedikleri lüks kategoriydi. Bir tane kiralayabileceğimiz kulvarda olduğunu düşündüğümüz Toyota bulduk, ona da iki günü 800 Euro deyince, arkamıza bakmadan geri döndük:) Biz de belediyenin elektrikli araba kiralama sistemine üye olduk, arabamızı kiraladık. Artık Nice'e bir dahaki gidişimizde elektrikli arabayı üye olmadan kiralayabileceğiz. Bu arabaları tren garının karşısında yer alan otobüs danışma merkezinden kiralayabilirsiniz. Biz ilk gün ne olur ne olmaz diye onlu otobüs kartlarından da satın almıştık. Birkaç kere otobüse bindiğimizde kullandık. Yanlış hatırlamıyorsam elektrikli araba sistemine üye olmak için 30-40 Euro civarı ödedik, iki gün için de 90 Euro ödedik. Sayesinde doyasıya gezdik, şehrin içinde arabayı şarj etme noktaları var, bir kaç saatte full şarj oluyor, elektrikli arabanın tek sıkıntısı gidebileceği bir menzil var mesela bizimkisi biraz daha uzun yola gelir türdeydi. 150-160 km yapılabiliyordu ama her gidişin dönüşü de olduğunu unutmadan hesabınızı yapmalısınız, yoksa yolda kalabilirsiniz. Mesela biz Monako'ya gittiğimizde, risk almamak adına limon likörleri ile ünlü Menton'a gitmedik, muhtemelen gitseydik de sıkıntı yaşamazdık ama yolda kalırsak diye cesaret edemedik.

Bu bölgede de Fransızca bilen biri yanınızda varsa, hayatınız çok daha kolaylaşır. Eşimin Fransızca bilmesi sayesinde, ne araba kiralarken ne de başka bir zamanda sıkıntı yaşamadık. Bilmeseniz de bir şekilde çözersiniz ama biraz daha zorlanabilirsiniz. Mesela eşim olmadan pastaneye vs gittiğimde, kişiler yardımcı olmaya çalışsa da İngilizce konuşmadıkları için zorlandığım noktalar oldu. Müze vs gibi yerlerde de İngilizce genellikle yazmıyor, Fransızca yazınca da biraz anlamadan geçmiş oluyorsunuz. Araba navigasyon da Fransızca idi. Sözün özü, bileydim iyiydi:)

Biz Thy ile gittik, Terminal 1'de indik. Küçücük bir havalimanı, pasaport kontrolü gerçekten 5 dakikada bitiyor. Terminal 1'den şehir merkezine gitmek istediğinizde 98 no'lu otobüse binerseniz, hızlı bir şekilde merkeze varırsınız. Zaten duraklarda durduğu için, gideceğiniz yere muhakkak yakın bir durak bulup inebilirsiniz. Otobüsün içinde bilet satılıyor, nereden alacağım diye endişe etmenize gerek yok.

Uzun bir aradan sonra bu ilk yazı, Cote'd Azur yazılarının devamı gelecek. Takipte kalın....

23 Ocak 2015 Cuma

İstanbul'da Ucuz Alışveriş Yapma Rehberi

İstanbul'da yaşarken pasajlar, pazarlar benden sorulurdu. Zara'da, Topshop'da beğendiğim ürünleri bulabilirdim hem de çok daha ucuzuna...

Bu hafta sonu İstanbul'daydım. Arkadaşlarımla buluştuğum için, alışverişe çok zaman ayıramadım ama İstanbul'da yaşayıp da bu nimetleri bilmeyenler olabilir diye paylaşmak istedim. Öncelikle "bir şeyi ucuza almak benim için marifet, etiket fiyatı üzerinden herkes alır" diye bir düşüncem var. Ve ne kadar ucuza alırsam o kadar mutlu oluyorum. Tabi bu dediğim kriter kıyafetler için geçerli. Sonuçta Türkiye bir tekstil cenneti, dünya markaları dediğimiz ürünlerin bir çoğu burada üretiliyor, markanın etiketi basılıyor ve biz de avmlerden satın alıyoruz.

Bazı kişiler alışverişte her şey düzgün olsun, karman çorman iken seçemiyorum, indirim döneminde Zara'nın kıyamet gününde beklemek yerine, sezonda alayım diyebilir. Eğer bu düşüncede iseniz, bu yazım size hitap etmeyecektir. Sonuçta, pazar/ pasaj işi birazcık eşeleme, birazcık hangi tezgahta ne çıkar ne çıkmaz diye hissetme işidir.

Hadi başlayalım...

1. Beşiktaş Pazarı:  Beşiktaş Evlenme Dairesi'nin karşısındadır. Cumartesi günleri kurulur, nikahlar da genellikle cumartesi günü olduğu için bu bölgeye taksiyle veya yürüyerek gitmek mantıklıdır. Aksi takdirde park yeri, trafikte sıkışma sizi pazara gitmeden yoracaktır. Beşiktaş Pazarı'da özellikle bazı tezgahlarda Zara, Top Shop, Miss Selfridge gibi ürünleri etiketi kesilmiş bulabilirsiniz. Bazı yerlerinde küçük de olsa defolu olabilir, sonuçta burası pazar ve ihraç fazlası ürünü bu kadar ucuza almanın bazen nedeni olabilir. Bazen de hiç bir defosu olmayan ürünleri, öyle ucuza bulursunuz ki herhalde defosu var ben göremiyorum diye şüpheye düşebilirsiniz, merak etmeyin siz görmüyorsanız defosu varsa  bile başkası da görmeyecektir. Bir de pazar gezerken temel prensibiniz "Ayyy, şunu beğendim, olsun düşüneyim, gezer gezer karar verirsem sonra alırım" demeyin, döndüğünüzde "Kalmadı abla varsa tezgahta vardır" diye cevap alabilirsiniz.

Beşiktaş Pazarı'nda özellikle iç çamaşırı almanızı önerebilirim. Şöyle örnek vereyim dışarıda kaliteli iç çamaşırı mağazalarından en az 100 TL vereceğiniz sütyen ve tangaya, burada 20 TL verirsiniz ve öyle ki ihtiyacınız olmasa da bir sürü takım alırsınız. Pazarda "La Senza" nın ürünlerinden H&M'in ürünlerine kadar bir çok markanın iç çamaşırını bulabilirsiniz.

Beşiktaş Pazarı bence bir de çorap çeşitleri konusunda çok başarılı, her gittiğimde ihtiyacım olmasa da sempatik sempatik çoraplar alırım. Çorabın envai çeşidini burada çok ucuza bulabilirsiniz.

Pazar işi birazcık da şans işi eğer bir gün karar verip de giderseniz, ve pazarda hiç bir şey bulamadım deyip pes etmeyin bazen gerçekten pazarların da potansiyeli düşük olabiliyor, pes etmeyin ilk fırsatta bir daha gidin. Baktınız yine bir şey bulamıyorsunuz, bir daha gitmeyin demek ki siz pazar insanı değilsiniz :)

2 ) Terkos Pasajı: Bu pasaj İstiklal Caddesi'nden aşağıya doğru giderken, neredeyse tünele yaklaşırken, sağınızda kalacak Paşabahçe dükkanının oradaki sağa doğru dönünce bulacağınız pasaj. İki katlı, dışarıda pazar gibi tezgahlar kurulu, daha ucuzca ürünler burada oluyor. Ama dükkanların içine de kesinlikle bakmalısınız. Bu pasajda özellikle cool T-shirtler, trendy kazaklar vs oluyor. İşte mevsimine göre değişse de gidip bakmalısınız, bir çok ünlü bloggerın da uğrak adresidir. Bu pasajı yıllardır İstanbul'da yaşayıp da bilmeyenler var. Keşfettikten sonra zaten sık uğrayacağınız yerlerden olacaktır.

3) Beyoğlu Pasajı: İstiklal'in aşağısına doğru, Midpoint ile Yves Rocher dükkanının arasındaki pasaj. Veya Terkos Pasajı'nın karşı çaprazında yer alıyor desek yanlış olmaz, Terkos'a uğrayınca bir de Beyoğlu Pasajına uğramanızda fayda var. Pasaj geziyorsanız alışveriş günündesiniz demek ki uğrayın bir şey kaybetmezsiniz. Terkos ile Beyoğlu pasajında bazen aynı ürünler olabiliyor. Zaten bir ürünü her dükkanda Kızılay dağıtmış gibi görüyorsanız moda olsa bile almayın, çünkü bir sürü kişi ile pişti olma ihtimaline karşılık giymeyeceksiniz. Bu durum İstanbul'da geçerli tabi, bu pasajdaki ürünlerden alıp Ankara'da pişti olma ihtimaliniz oldukça düşük, beğendiyseniz alın gitsin. Bu pasajda ürünlerin fiyatları bazen Terkos'tan bir tık fazla olabiliyor, aynı ürün olmasına rağmen. Bu pasajda bazı tezgahtarlarda çok ürün alırsanız pazarlık da yapılabiliniyor. Beyoğlu pasajı sadece kızlara değil erkeklere de hitap ediyor. Bu pasajda özellikle her model kot pantolonu rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Yazın da quiksilverdan aldığımız modellerde yanları cepli şortlardan bolca görme ihtimaliniz var. Aynı şekilde gömlek, hırka veya elbise gibi mevsime göre değişen hoş parçalar da bulabiliyorsunuz.

4) Atlas Pasajı: Bu pasaj herhalde en çok bilinen pasaj. Kendine özgü bir atmosferi var. Bu pasaj biraz daha derli toplu olduğundan, daha kolay geziliyor veya dikkatinizi çeken parça daha kolay bulunabiliyor. Bu pasajda özellikle erkekler için sevimli tshirtlerden bulabilirsiniz. Hoş kolyeler, küpeler ve çantalar bulabilirsiniz. Bu parçalar için ucuz diyemeyeceğim ama verdiğiniz paraya göre kalitesini gösteren cinsten diyebilirim. Alışveriş için gitmesem bile muhakkak Atlas'a bir uğruyorum, atmosferini seviyorum. 

5) Bakırköy Pazarı: Bakırköy tarafında yaşayanlar için güzel bir pazardır, büyüktür, özellikle ev için dekoratif parçalar veya tabak/ çanak tarzı ürünler çıkabilir. Bir de kıyafetlerini kendileri dikenler için pazarın bir bölümünde kumaş, fermuar vs satılmaktadır. Her gittiğimde dikiş bilmememe rağmen, sırf kumaşları beğendiğim için bir sürü kumaş aldım, şimdi hepsi duruyor. Belki bir gün dizimi kırıp, dikiş dikmeyi de öğrenirim ama o zamana kadar kumaşlar dolabın bir köşesinde Bakırköy pazar hatırası modunda takılmaya devam edecekler. Sözün özü, Bakırköy pazarı kılık kıyafet açısından da boldur ama neticede bir Beşiktaş Pazarı değildir:)

6) Yeşilköy Pazarı: Biraz daha seçmece ürünler çıkabilir, sonuçta yılların meşhur Yeşilköy Pazarı'dır ama hem fiyatları ucuz değil hem de o kadar yolu gittiğine değecek çeşit yok. Tercih ettiğim bir pazar değil. 

7) Çilek Sokak:  Anadolu yakasında yaşayıp da Kadıköy'e uğrayanlar buraya sık gider. Bence bir numarası yoktur, bu sokakta zaman kaybetmeyin, Kadıköy'den atlayın Beşiktaş vapuruna, hem vapur keyfi yaparsınız hem de çok daha kaliteli ve çeşitli ürünleri bulursunuz.

Ey okuyucu bak kıymetimi bil, sana hap şeklinde mesleki deneyimlerimi anlatır gibi anlattım. Gidip ucuza güzel şeyler aldıkça beni an e mi:) Sizlerin de var mıdır böyle keşifleri? Ankara, İstanbul, İzmir veya diğer illerde bildiğiniz yerler var ise, yazın ki okuyanlar faydalansın.

Yakın zamanda bir uçak bileti alıp, sırf alışverişi bu saydığım yerlerden yapmak için İstanbul'a gitmeyi düşünüyorum, ona göre anlayın nasıl değerli yerler buralar. İstanbul'da yaşıyorsan bak anlattığım yerleri kutsal bil, ekmek gibi öp başının üstüne koy, kafamı kızdırma olan var olamayan var:)


fotokaynak

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Güle Güle Balkanlar

Balkanlar gezisi ile ilgili yazılarımın sonuna gelmişken, gidecek olanlar için hap gibi bir özet geçip bu yazıyı sonlandırayım dedim.

1. Balkanlar'ın doğası muhteşem, özellikle Sırbistan ve Bosna Hersek'in kuzey doğu bölümleri oldukça yeşil ve dağların arasından geçen ırmaklar da tablo gibi insanı büyülüyor.

2. Balkanlarda yollar genellikle virajlı, motosiklet sevenler için ideal, asfalt kalitesi de iyi. Hız sınırı düşük olduğu için Türkiye'de otobandan gidersem 2 saatte varırım mantığını Balkanlar geziniz sırasında 2 ile çarparak düşünmenizde fayda var.

3. Balkanlarda Hristiyan mezarlıkları çok güzel, bu kadar iç açıcı rengarenk mezarlıklar görmedim. Fransa'da Montparnesse'daki mezarlıktan çok etkilenmiştim büyüklüğünden yeşilliğinden, resmen park gibi huzurlu oluşundan burada ise  her mezara bırakılmış rengarenk yapma çiçekleri görünce, siyah mezar taşlarının insanı korkutmayan huzurlu halini sevdim.

4. Belgrad'ın kızına erkeğine fazlasıyla torpil geçilmiş. Yok böyle güzellik diyebilirim. Bence Ruslara, Ukraynalılara güzel diyenler Belgrad'a gitmeden konuşmalılar.

5. Balkanlar'da yol kenarlarında çiçekli mezar taşları gibi şeyler görmeniz mümkün. İlk gittiğimde şaşırmıştım, yolda o noktada kaza yapıp ölenler anısına yapılıyormuş.

6. Kotor'a gidenler Stari Milini'de deniz ürünleri ziyafeti çekmeliler fiyatları çok ucuz değil ama ambiyans ve yemek kalitesi anlamında bence değer.

9. Kotor'da feribotu görüp gaza gelmemeli, Kotor''dan Budva'ya kadar olan yolu deniz kenarında ince çizgi ile gösterilmiş yoldan giderek gezilmeli, evlerin güzelliğine hayran kalmalı ve buraların hala turist akınına uğramamış olmasına şükredilmeli.

10. Saraybosna'da börekten ve cevabi denilen köftelerden yenmeli, yanında yoğurt denilen ayranımsı şeyden içmeli

11. Balkanlar gezisini arabayla yapacak olanlar bence otel rezervasyonu yaptırmamalı, gezdikçe aaa burası çok güzelmiş dediği yerde kalmalı, interneti olan cep telefonunuz varsa zaten booking.com sayesinde ucuz ve uygun otelleri bulabilirsiniz.

12. Ülkeler birbirine geçmiş gibi, bir ülkeden diğerine geçme de sıkıntı yok, eğer Schengen vizeniz varsa buralara kadar gelmişken bir de Dubrovnik'i görmeli. Biz geçemedik içimizde kaldı.

13. Hangi ülkeye gidilirse ilk iş o ülkenin haritası alınmalı ve gezilecek yerlerden seçme yaparak gezilmeli....

Şimdilik aklımda kalanlar bunlar. Balkanlar gezimiz çok güzeldi. Hazır vize istemiyorken, bu güzel ülkeleri keşfetmek lazım... Bol gezili günler ve güle güle Balkanlar....

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Saraybosna

Ertesi gün Saraybosna’yı keşfe çıkma zamanıydı. 2. Gün kısmi olsa da keşfetmiştik, o yüzden şehir hakkında biraz fikrimiz vardı. Öncelikle 2. Gün gezdiğimiz Umut Tüneli’nden bahsetmeliyim. Umut Tüneli bir evin altından kazılan bir tünel. Savaş süresince insanlara yemek, su vs gibi şeylerin taşınmasında kullanılmış ve bir sürü kişinin hayatta kalmasını sağlamış. Şimdi müze olarak kullanılıyor. 5 Euro karşılığında girebiliyorsunuz, girişte fotoğraflar var savaşa dair, savaş yıllarında yapılmış haberler ve röportajlar…Bazıları Türkçe. Tünel zaten zamanla kapanmış, evin altında bir yerden girip diğer bir yerden çıkıyorsunuz. Havalimanına yakın bir yer, şehir merkezinden uzakta o yüzden taksi tutup gelebilirsiniz. Bazı tur şirketleri de buraya gezi düzenliyor, bence bireysel gezilebilecek bir yer.





Saraybosna’ya varır varmaz buradan Osmanlı geçmiş diyebilirsiniz özellikle Başçarşı denilen yerde. Başçarşı merkezde özellikle gezilmesi gereken bir yer. Biraz Eminönü biraz Sultanahmet… Dükkanlarda çarık, şal, fes, kahve fincanı ve cezve gibi hediyelik eşyalar satılıyor.


Saraybosna Sebili...Caddenin göbeğinde bir nevi buluşma noktası....

Saraybosna savaşın üzerinden o kadar zaman geçmesine rağmen, savaşın izlerini görebileceğiniz bir şehir. Hala binalarda kurşun izleri var. İnsanı sarsıyor. Her seferinde eşimle aynı soruyu sorduk. Bunca yıl geçmiş, acaba bu kurşun izleri insanların psikolojisini bozmuyor mu? Yani ne bileyim insanın içinde açtığı yaralar,  savaşı yaşayan insanlar için muhtemelen ömür boyu geçmeyecek olsa da, yetişen yeni nesil için binaları boyanamaz mı? Belki de savaşın ayıbını unutmamak için unutturmamak için boyamıyorlardır. Kimbilir? Konu savaş olunca, sohbet ettiğin kişilere soramıyorsun. Bilemiyorsun ki bir yakınını mı kaybetti, neler yaşadı???


Sönmeyen Ateş Anıtı...Gece gündüz yanıyor. 2. Dünya Savaşı'nı simgeleyen bir anıtmış.
Pazar yeri... Sırplar buraya havan topu fırlatmış ve pazarını yapan bir çok masum insan bu pazar yerinde ölmüş. Pazarın içinde bombanın düştüğü yer cam ile kapatılmış.


Saraybosna'da gezinirken yolda satranç oynayan bir yaşlı amca ile bir gence denk geliyoruz. Saatlerce gezindikten sonra tekrar satranç oynanan yere gittiğimizde çocuk aynı çocuktu ama oynadığı kişi değişmişti. Etrafta da her ülkede olacağı gibi senin yerinde olsam şu taşı oynarım diyen kalabalık...

 
Saraybosna'da Ne Yemeli ?

 Başçarşı’nın güzel yanı her yerden güzel yemek kokuları geliyor, otelde kahvaltı yapmamıza rağmen, kokular bizi bizden alıyor. Küçük bir araştırma yapıyoruz, Başçarşı’da köfte Zeljo’da yenir diye öğreniyoruz ve hemen gidiyoruz. Köftenin adı cevapi diye geçiyor, bizim Tekirdağ köftemize benziyor, yanında bazlama gibi bir ekmek getiriyorlar. Ekmek köftenin yağına bastırılmış, metal tabak içinde köfte, ekmek ve küçük küçük doğranmış soğanlarla servis ediyorlar. Köfte kadar ekmek de çok güzel. Köfte kişisel tercihe göre 5, 10 ve 15 li olarak satılıyor. Bir de hamburger köftesi büyüklüğünde pijeskavica meşhur.Pijeskavica'yı Galatasaray'da yedik. Zeljo'da cevabi ile kırmızı et yedik. Pijeskavica ile cevabinin esasında içerikleri aynı olmakla birlikte pişirme metodundan dolayı içi biraz daha sulu. Ben pek farkını anlamadım. Köftenin yanında ayran içmeli. Ayran dediğime bakmayın, yoğurt gibi içinde su yok, sadece biraz karıştırılınca kıvamlanmış gibi. Köftenin yanında güzel gitti.



Galatasaraylı eski futbolcu Tarık Hodzic'in açtığı köfteci dükkanına da ertesi gün gittik. Ambians olarak Türkiye'deymiş gibi hissettiriyor insanı, köfteler yine lezzetli. Burada servis yapan kişi biraz daha güler yüzlü olsa daha iyi olurdu.



Gezinirken sürekli ne yesek ne yesek diye modunda olduğumuz için Galatasaray'da köfteleri yedikten sonra, Boşnak yemeklerinin de tadına bakalım dedik. Esasında tok olduğumuz için pek bir şey söyleyemedik. Ben çorba içtim, eşim de et ile sarma yedi. Restoranın adını hatırlamıyorum. İki katlı bir restorandı.



Döneceğimiz akşam yine karnımız çok tok olsa da buraya kadar gelmişim boşnak böreği yemeden dönmem dedim. Saat akşam 22:00 civarı börekçilerin bir çoğu kapanmış, benimse inadım tuttu, illa ki açık börekçi bulacağım karnım tok olsa da bir çatal da olsa tadına bakacağım diye. Herhalde hamile olsaydım bu kadar tuttururdum:) Artık umudum tükenmek üzereyken, Başçarşı'nın girişinde açık bir börekçi bulduk. Meğerse meşhur bir börekçiymiş, hatta Richard Gere de burada yemiş. İyi ki de inat etmişim, börek çok güzeldi, bayıldık karnımız tok olsa da bir porsiyon daha söyledik. Fotoğraf çekmek için izin isteyince, blog yazdığımı öğrendi. Reklamın azı çoğu olmaz diye börekçi tabaklara börekleri tekrar koydu bir tabaktan diğer tabağa hoplatıp zıblatmalar şeklinde hareketlere başladı. Sonra arkasındaki Richard Gere'in fotolarını da göstererek, O da burada yedi dedi. Hey yavrum hey Richard Gere ile aynı yerde börek yiyoruz efendim:)