Sayfalar

24 Kasım 2010 Çarşamba

Phuket-3.Gun-Phi Phi Adasi

Phuket'de ucuncu gun. Ve bence buyuk gun. Cunkuuuuu Phuket deyince o turkuaz-yesil renkli deniz pardon okyanus sularinin gorundugu adalara gittigimiz gun. Phi Phi Adasi. Ben gitmeden Fi Fi diye soyluyordum, yani Ingilizce oyle okunuyor ya ondan. Ama gidince ogrendik ki Pi Pi diye okunuyormus.
Sabah erkenden kalktik, yat limanina gittik. Surat motorlari ile gidiliyor. Limanda biz biraz oyalanmisiz, surat motorunda sona kalan 2 yer vardi. En ondeeeee:( Tabi  ben binmem diyemiyorum ve nasil da korkuyorum. Ben sifir risk, kontrolu seven insan.Esim de maceraperest, aksiyon adami. Tabi o bu duruma cok seviniyor. Limandan cikana kadar surat motoru ne bileyim vapur tadinda takiliyor ya... Oh oh ne guzel diyorum. Limandan cikip Andaman Denizi'nde yol almaya baslayinca, kaptan basiyor da basiyor gaza. Ben tabi iki elimle tutunmusum imkani yok birakmam modundayim. Deniz dumduz hic dalga yok ama o pata pata gidisler nasil oluyor anlamiyorum. Bir de minderler sabit degil habire kayip duruyor her harekette. Tabi ben de taktik gelistiriyorum tek elle minder duzeltmece vs. Ben bu korku isini biraz abartiyorum esasinda. Esim arkaya gotureyim orasi rahat diyor. Ama ne mumkun... Yerimden kipirdayamiyorum. Keyif degil resmen eziyet. Boyle durumlarda mubarek gozume sanki bir perde iniyor. Manzarayi falan gordugum yok. Aynisi bana motosiklette de oluyor. Yani esim motosiklette dag tepe cikarken, deniz manzarali ucurum kenarlarindan gecerken, denize bak denize diyor. Ne denizi ne deniziiiiiii! Gozum korkudan hic bir sey gormuyor. Boyle aksiyonlu durumlarda aklimda yine ayni soru `Benim burada ne isim var`.
Neyse ilk durak Maya Bay. Leonardo Di Caprio'nun Kumsal filmini cektigi guzelim zumrut rengi su ve beyaz bir kumsal. Dunyada cennet varsa burasi olabilir dedirten yer. Ama tek kotu tarafi beyaz kumsal insandan gecilmiyor. Havlunuzu koyacak yeri zor buluyorsunuz. Bir de Phuket'in her yerinde oyle cok Turk vardi ki. Bayram tatili ya... Turkler her yerde dedirtecek kadar Turk vardi. Yururken o kadar cok Turkce konusmalar duyuyorsunuz ki, sanki Turkiyedeyiz diye hissediyorsunuz. Maya Bay'de kumsalda yururken `Ereeeeennnn  oglum fazla acilma` veya `Ayyyy bu kumsal cok guzallll askicim``` gibi konusmalar o gunden yadigar:)



Tabi artik akillanmisim, Maya Bay'den hareket ettigimizde ben de surat motorunun on tarafindan arka tarafina transfer oldum. Bir sonraki durak devlet tarafindan koruma altinda olan bir yer. Burada durmuyoruz, zaten ziyarete izin verilmiyor. Anladigim kadariyla orada yasayan ozel bir kusun tukurugunun toplandigi yer. Sonra bu madde-artik nasil birseyse- kucucuk bir parcasi bile cok ama cok pahaliya satiliyormus ve onemli bir gelir kaynagiymis. Cinsel gucu arttirdigi dusunuluyormus.Neyse duydugum kadariyla boyle bir sey ama ben de daha arastirma firsati bulamadim.

Bir sonraki durak Maymun Adasi(Monkey Island) idi. Maymunlara muz verdik. Tabi bizim gibi herkes verdigi icin maymunlar da artik doymus. Muzu goren maymunun bizim pesimizde kosmasi gerekirken, elimizde muz biz maymunun pesinden kostuk resmen. Maymunlarin muzdan daha cok ilgisini ceken baska bir sey vardi. Kola. Elimizden kapali halde aliyorlar, kendileri aciyorlar, ve likir likir iciyorlar. Kola reklami gibiydi gordugumuz manzaralar.

Maymun Adasi'ndan sonra da ogle yemegimizi yemek uzere Phi phi adalarindan birine gittik. Bu ada da tsunami sirasinda cok zarar gormus ama hemen toparlamislar.
Bu adada yemegimizi yedik. Yemekten once aciklarda bir mola verdik. Snorkelle daldik. Suyun alti o kadar guzel ki. Etrafimda rengarenk baliklar. Dalgic olmaya gerek yok gormek icin, tekneden bile gozukuyor. O an dalis yapabilmeyi cok istedim. Yani suyun neredeyse ustu denilecek bolum boyle ise suyun altinda kimbilir neler vardir. Biz de aza kanaat ettik, snorkelimizi aldik. Deniz de kesfe basladik...



Ogretmenler Gunu

Herkesin hayatinda iyi ya da kotu bir sekilde etkileyen, iz birakan ogretmenler olmustur. Kimi ogretmen zihni acar, sorgulamayi ogretir, kimi de dusunmeden bir haber birakir, ezberletir...
Benim hayatimda da iz birakan bir ogretmenim oldu. Ilkokul ogretmenim...Bugun esasinda oz diye nitelendirdigim dusuncelerimin bir cogu ilkokul ogretmenim sayesindedir. Ilkokul Ogretmenim `Guler Akkaymak`. O zamanlar fen bilgisi, matematik gibi derslerin arasinda soyledigi bir iki sozle bile esasinda kucucuk cocuk olan bizleri nasil buyutmeye calisiyormus buyuyunce anliyorum. O sozler mih gibi insanin aklina kaziniyormus da biz farkinda degilmisiz, bizi adam yerine koyuyormus biz adam olalim diye...
Bazen ortaokul ogrencilerine ozenip `Hocam` dedigimizde, hoca camide, ben ogretmenim demesi, yerlere kesinlikle cop atmamayi ogretmesi, gazete okumaya ozellikle kose yazilarini okumaya tesvik etmesi, hepimizin evinde bir kitapligin olmasi gerektigini hissettirmesi, bol bol kitap okumayi ama ozellikle anlayarak okumamiz gerektigini icimize isletmesi, baskasinin hak ve ozgurluklerine saygi duymayi, cevreyi korumayi vs Ataturk'un yolundan gitmeyi ogretti. Ogretti demek bile o kadar hafif kaliyor ki bize kattiklarinin yaninda. Evet cevre bilinci, saygi, Ataturk hepsi derslerde de gordugumuz konulardi, yani birazcik okusak o ani kurtarirdi. Ama O An`i kurtarmak yerine, hayatin butun anlarinda gecerli olacak ozu verdi. Yani ogretmedi, ozumsetti.Kucuktuk belki de anlamiyorduk, farkinda degildik o an ki sozlerin butun omrumuzce bizi biz yapacak temelleri insa ettigini...
Guler Akkaymak benim ogretmenim. Ogrencilerinin aydin zihinlere sahip bireyler olmasini saglayan, aydinlatan ogretmenim.
Ogretmenler gunun kutlu olsun.
Butun ogretmenlerin ogretmenler gunu kutlu olsun!

23 Kasım 2010 Salı

Phuket- 2.Gun-Phuket Ada Turu

Phuket'de 2. gunun sabahi erkenden kalktik. Otelde kahvaltimizi yaptik. Ben ananas sevmem diyordum megersem ben ananas nedir bilmiyormusum ta kiiii burda boyle ananaslar yinene kadar. Her an yiyebilirim.
Phuket guya ada ya, insanin aklina ne bileyim Buyukada falan geliyor. Esasinda baya buyuk bir ada.
En basta adanin guneyinde bulunan, eskiden deniz feneri olarak kullanilan yeri gezmekle basladik. Bu adanin her yerinde kucuk Buda heykelleri var.

Simdi tatilin her gununden bahsetmek istedigim icin, biraz kisa kisa anlatabilirim cunku araya zaman girdi, ben de tatil anilari daha sicakken sizinle paylasmak istiyorum. Fotograflar da daha net gorulsun diye biraz daha buyuk olacak sekilde ekliyorum.
Buradan da fil safarisi ve kobra sova gittik. Ben hayvanlara korktugum icin cok yaklasamayan biri olmama ragmen, filleri resmen kucakladim. Mumkun olsa evimde fil beslemek istiyorum. Ne tatli ne akilli varliklar...

Aklima bir fil sarkisi geldi. Benim en sevdigim -bence en eglenceli-cocuk sarkisi:)
Ben bir bebek filim
Büyüyecek miyim
Burnum küçük bir hortum
Su bulur muyum
Birgün arı konsa küçük kuyruğuma
Kaçmak kolay değil bu kısa boyumla..

Arı benim adım bütün gün uçarım
Küçük fili bulup üstüne konarım
Fil benden korkmasa benimle oynasa
Gezer eğlenirdik bu güzel ormanda...

La la laaaaaa... Neyse efendim fil safarisi turu da bitti. Daha sonra bir Wat Chalong tapinagini ziyaret ettik.
Sonra  `kaju` fabrikasina gittik. Kajulari orada gorevliler tek tek ayikliyor. Acikcasi cok zahmetli bir is. Gitmeden rehberimiz Kemal Bey bir cok cesitte kaju var demisti de dogrusu bu kadarini tahmin dahi etmemistim. Sade, tereyagli, tuzlu, cikolatali, balli susamli, krokanli, acili, sarimsakli..... Yani hay masallah dedim:) Gittiginizde hemen ikram etmeye basliyorlar. Ogle yemegini de gezmekten yiyememistik oyle guzel geldi ki bu kajular.Mmmmm...


Phuket turumuzun son duragi da dunyanin en buyuk mucevher magazasi zinciri olan Gems Jewellery Galery idi.Pahali olan bir seyin benim ilgimi cekmemesi ve bunyemin almayacagim seye bakmama egilimi gostermesi sebebi cok kisa bir tur attik magazada. Hatta her musteriye bir mihmandar veriyorlar. Muhtemelen bizim bu kadar kisa surede tur atiyor olmamiza o da sasirmistir. Ama itiraf etmeliyim goz ucuyla baksam da cooookkkk guzel mucevherler vardi. Gidenlere duyurulur:)
Aksama da Fantasea Show'a gittik. Bu show beklentimin cok ama cok ustundeydi. Sovun yapildigi salona girmeden once Fantasea alaninda filleri sevdik, dukkanlardan alisveris yaptik, oyunlar oynadik. Bu alan tam bir gorsel solen diye dusunuyorsunuz ama iceri girince gorsel solen daha da gorkemli solene yerini birakiyor. Oyle buyuk bir sahne var ki. Bazen bir bakiyorsunuz 20 fil hepsi ayni anda sahnede. Phuket'e yolu dusenlere kesinlikle tavsiyemdir. Gidin, gorun, keyfini cikarin...


Phuket Yolculugumuzun Ilk Gunu

Evime dondum. Evim evim guzel evim diyecegim ama diyemiyorum. Tatil gibisi var mi yaaaa.....
Yok tabi yok yok yok. Her tatil donusu ben boyle olmak zorunda miyim? Her seferinde hayatin anlamini sorgulamaya, ben ne yapiyorum burada demeye, her sabah kalktigimda Orhan Gencebay veya Ferdi Tayfur modunda arabesk takilmaya...Aklimi basima alip kendime gelmem lazim. Biri beni tokatlasin bu ruyadan uyandirsin:)
Tatilin kotusu olmaz zaten, ammaaa velakin cumbur cematiiinnnnn benim bu bayram tatili kacamagim tam anlamiyla kizgin kumlardan serin sulara, bunalimlardan huzurlara ermelere, yeme de yaninda yatmalara kadar uzanan bir tatildi iste.
Farkindaysaniz aklim biraz daginik, hala konuya bile giremiyorum, benim aklim Phuket'de kaldi. Daha da sacmaladan baslayayim ilk gunumden:)
Ilk gun ucagimizin saati 14:20'de olmasina ve evimizin havaalanina 5 dakika mesafede olmasina ragmen, erkencikten havaalanina gittik. Yani garantici kisiligiz ya...Aman efendim sira olursa, zaten yurt disi cikis harc pulu da almamisiz, bir de ustune bayram...Wayyy efendim ucak bizi beklemez, en iyisi biz gidip orada bekleyelim dedik ve atladik gittik havaalanina. Herhalde cogunluk Cuma'dan cikmis yola. Pazartesi havaalani o kadar da kalabalik degildi. Yurt disi harc pulumuzu aldik. Sonra gazetemizi de alarak, havaalaninda dis hat gidiste yer alan Restro'ya gittik. Cayimizi, tostumuzu aldik, gazetemizi okuyarak keyif yaptik. 12:00'de kontuar onunde bulusma vardi. Biz de hemen check in islemlerimizi yaptirdik. Garanti Zone Lounge'a gectik. Lounge'larin en guzel yani, sadece kredi kartinizi pos cihazindan gecirerek, ucus saatinize kadar keyif yapabileceginiz bir ortam olmasi. Hem de hic ucret odemeden. (Bazi kartlar icin ucretli, detayli bilgi icin tiklayiniz) Taze sikilmis portakal sulari, salata bar, meyve, internet bla bla blaaaaaa...Keyifli yani.Neyse efendim birazcik da ATU Duty Free Magazasi'nda gezindik. Sonra ucus saatimiz gelince. Ucagimiza bindik. Ve ver elini Bahreyn.Bahreyn'de ucretsiz internet hizmeti veren yerler vardi. Ben de oradan hemen bloguma girdim :)
Bahreyn gumruksuz tarafta blackberry telefonlar cok ucuz. Duydugumuza gore orada yasaklanacakmis, o yuzden elden cikarmaya calisiyorlarmis. Giderseniz aklinizda bulunsun.
Bahreyn'de cok zamanimiz yoktu hemen Bangkok ucagina bindik.Uzuuuun bir yolculuk yaptik.Ben misil misil uyudum. Zzzzzzzzz. Bangkok'tan da valizlerimizi aldik ve bu sefer de Phuket'e uctuk. Phuket'e indigimizde rehberimiz Kemal Bey bizi karsiladi. Havaalaninda disari cikar cikmaz gordugum hava karsisinda neredeyse aglayacaktim. Yagmurlu, gri, kapali...Akliniza en sevmediginiz havalari getirin bu kombinasyonda oyle iste.
Otobusle otelimize gittik. Woraburi Phuket Spa& Resort Otel'e yerlestik. Tayland'a gitmisiz, o kadar yol gelmisiz, daha otobusdeyken masaj rezervasyonumuzu yaptirdik. Otele valizi koyar koymaz, otelden ciktik. Ilk gun gittigimiz masaj salonu biraz pahaliymis daha sonraki gunlerde anladik. Pahali diyorum ama Phuket'e gore... Belki baskalari da gider vs diye fikir vermesi acisindan, fiyatlari yaziyorum.sakin Turkiye'deki fiyatlari dusunup bunalima girmeyin. Bir kisi 2 saati 900 baht (20 baht yaklasik 1 TL). Bu durumda bizim masajin 2 saati 45 TL'ye gelmis oldu. Oyle guzel masaj yapiyorlar ki hem de 2 saat. Biz esimle birlikte yaptirdik. Masaj esnasinda bebek gibi uyumusuz. Yol yorgunluguna birebir geldi. Masajdan ciktik, gevsemisiz, bambaska yerleri kesfediyoruz, agzimizda bir sapsal gulumseme. Bir mutlu bir mutluyuz ki....Sonra da Phuket'in en guzel deniz urunleri restoranlarindan Savoy'a gittik. Tayland'da bir cok yerde deniz urunleri restoranlari var. Disarida acik bir tezgah,istakozlar, yengecler, kalamarlarlar, koca koca jumbo karidesler.... Simdi yazarken bile gozumun onunden tek tek geciyorlar. Mmmmmm....Bizim gozumuz donmus, acayip zengin bir menu. Biz basladik o da olsun bu da olsun...Himm bu guzele benziyor sunu da alalim.
En sonunda garson mudahale etti. Allahtan oyle yapti. Yani siz iki kisisiniz bu kadarini imkansiz yiyemezsiniz. Biz de soz dinledik bazilarini iptal ettik. Zaten yemegin son lokmalarinda tokluktan aglayacaktim. Yani hem kalmasin diyorsunuz iciniz gidiyor bir yandan da taaaa burama kadar doydum modundasiniz. Yemegimiz bitti atladik tuktuk taksiye. Mars mars otele... Ertesi sabah phuket ada turu vardi, yorgunduk, biz de yastiga basimizi koyar koymaz uyuduk.Zzzzzzz....

14 Kasım 2010 Pazar

Ben ne okudugumu biliyor muyum?

Bu ara elimde farkli zamanlarda basladigim dort kitap var. Birincisi Cavdar Tarlasinda Cocuklar-Jerome David Salinger. Kafasi karisik bir cocugun belirli bir zamanini anlatir. Bu kitap bazi okullarda okunmasi zorunlu kitaplar listelerinde yer almaktadir. Bu sebeple bir seyin zorunlu olmasiyla keyfin sifira indigi noktada muhalif karakterli ogrenciler bu kitabi genellikle okumayi reddeder veya hedoo bodooo seklinde okurlar. Bu kitap, icindeki bir kac cumle ve hatta karakter icin hayatimin kitabi diyen insan sayisi da az degildir. Ben de bu kitabi yillardir gorurdum,kitabin ismi degisik gelir cezbederdi, hani Tuna Kiremitci misali, git kendini cok sevdirmeden vs... Yani sirf kitabin adi icin kitabi alirsin ya, bir nevi oyle iste. Ben de bir ara Taksim'e gittigimde Yapi Kredi Yayinlari'ndan aldim, basucuma koydum, baya da okudum. Ama sonra ne oldu. Hanefi Avci kitabini(Halic'te Yasayan Simonlar) cikardi. Kacar mi tabi kacmaz.Zaten dort gozle beklemisim kitabin cikmasini.Yok yasaklancak yok basilmadan toplatilacak...Ben de Migros raflarinda gorur gormez hemen aldim.


Eee ne oldu, dayanamadim hemen okumaya basladim, diger kitap yarim okunmus kaldi.Hanefi Avci'nin kitabini da isten gelince, ev islerini de yapinca yani kendime ayiracak zamanim kalinca okumaya calistim, kitap zaten baya kalin. Tam sonlarina yaklastim dedim. Tunus gezisi geldi catti. Eee bu kadar kalin kitap tasinir mi bir de fazla valiz parasi mi verecegim. Neyse dedim, bu kitabi da basucuma koydum, yarim kalanlar kosesine...Tunus'a giderken hazirlik yapacak cok zaman bulamadim. Yine Migros'a gittim, soyle avuc ici kitaplari var ya, onlardan aramaya basladim, yani hem surukleyici olsun, is cikislarinda okuyabileyim hem de hafif olsun, cantamda rahat rahat tasiyabileyim. Ben de tam kitap bolumunde gezinirken, kitabin kapak resmi ilgimi cekti, iki tane uzanmis ayak goruyorsunuz. Sonra kitabi elime aldim. `Kadavra- Mary Roach`. Tabi bir de aldigi odulleri gorunce zaten almaya niyetlenmistim ama eve gider gitmez bir an once baslayabileyim diye, hemen kasada siraya girdim. Kitabin aldigi odullere/yorumlara gelince...
Amazon.com sitesi tarafından "Editörün Seçimi" ilan edildi.
NPR-Science Friday tarafından "2003'ün En İyi Kitabı" seçildi.
San Francisco Chronicle tarafından "2003'ün En İyi Kitabı" seçildi.
Entertaintment Weekly tarafından "2003'ün En İyi Kitabı" seçildi.
Las Vegas Mercury tarafından "2003'ün En İyi Kitabı" seçildi.
Seattle Times tarafından "2003'ün En İyi Kitabı" seçildi.
San Jose Mercury tarafından "2003'ün En İyi 50 Kitabından Biri" seçildi.
"Okumak büyük keyif... Harika bir kitap."-Tim Redmond - San Francisco Bay Guardian
"Roach, ölümün anlamını daha iyi kavramamıza, en azından kendi ölümümüzü anlamlı kılabilmemize yardımcı oluyor."-Steve Fiffer - Chicago Tribune
Kitapta kadavralarin araba testlerinde kullanimindan, bas nakline,ucaklarin dususunde sebeplerin sorgulanmasina kadar bir cok noktada kullanildigini ayrintili!!! ogrenme firsati buluyoruz. Hakkatten ayrintili:)Hassas biriyseniz, kitabi tavsiye etmem, ben biraz soguk kanliyim galiba, kitabi okudukca etrafimdakilere anlatiyordum,herkesin tepkisi `Yasemin sen neler okuyorsun boyle?` oluyordu.Neyse bu kitap da Tunus'dan geldim, blog mlog  dedim. Bu kitap da yarim kaldi, diger basucunda yarim bekleyen kitaplar arasina...
Simdi yarin Phuket'e gidiyorum.Eee kac saat ucak yolculugu, yarim kitapla gidilmez. Yeni bir kitap lazim. Ben de aldim. `Oteki Kralice-Philippa Gregory`. Bu kitabi da cok merak ediyorum. Offf off biri benim ruh halimi ozetlesin... Cavdar Tarlasinda Cocuklar, Halic'te Yasayan Simonlar, Kadavra ve ta daaa Oteki Prenses. Anlayan varsa beri gelsin:)


Kasaba-Sehirden Uzak Bir Yer


Kasaba`ya Ulasim

Bu sabah kahvalti yapmaya `Kasaba`ya gittik.Esasinda bir aile dostumuz ile gorusup biraz sohbet edecektik, kahvalti bahaneydi. Tabi `Kasaba` deyince, burasi neresi bir semt mi yoksa bir restoran mi diye sorular geliyor hemen insanin aklina. Esasinda ikisi de denilebilir. Kasaba belirli bir bolgenin adi. Biraz Kemercountry tadinda. Bence daha az bilineninden. Iceri girerken kimlik vermeniz gerekli. Sehirden baya bir uzakta. Nasil ulasirim diyenlere haritanin linkli fotografini koyuyorum. Belki bir pazar sabahi sizinde yolunuz duser...

Biz biraz erken bir saatte gittik. Tabi kimsecikler yoktu. Bir tek `Mirmir` kedi haric. Biz de kedi ile oyunlar oynadik bombos bir parkta. Ben tabi hemen aldim elime fotograf makinemi, basladim kediyi cekmeye.
Kedicik insanlara baya aliskindi hatta oyle ki resmen `sabahleyin benimle o kadar oynadiniz, eee kahvalti masaniza da davet edersiniz herhalde` tarzinda davranislari ile her firsatta masamizda yer edinmeye calisti.
Sabahleyin kedi ile oynadigimiz park bombostu, esasinda daha sabahti, kimsecikler yoktu. Ama sanki o cocuk sesleri olmaliydi ne bileyim esasinda oyle cocuk seslerini seven biri degilimdir esasinda. Ama kuruyan yapraklarin arasinda bos salincaklari gormek galiba beni biraz huzunlendirdi. Herhalde birazcik da ortamdan, oyle kahverengi yerlere dokulmus kurumus yapraklar, terkedilmis goruntusu ile bombos park...Neyse biraz daha bu konuda yazarsam bunalim takilacagim. Bosverin siz bunlari, gelelim guzel konulara...
Kasaba'da kahvalti yapilan restoranin yaninda, bir de atli spor kulubu var. Burada oyle guzel atlar var ki...Doga icinde bir atli spor kulubu. Burada binicilerin ata binislerini izlemek, atin hazirlanisini gormek, tuylerinin tarandigi ana bizzat sahit olmak insani sehir hayatindan uzaklastiriyor ve bambaska bir keyif veriyor.Tabi valiz hazirlamam gerekli, sorumluluklarimi yerime getirmeliyim gibi hayati mevzularla hayatin gercegine donuyoruz, bu guzel yeri arkamizda birakirken...
fotokaynak

11 Kasım 2010 Perşembe

Bir Pfanner Herseyi Halleder


Onun adi Pfanner.Oyle alalade bir meyve suyu degil bir kere...Bundan 3 yil once migrosta alisveris yaparken bir deneyeyim diye almistim. Alis o alis:) Ben takildim pfannere. Ozellikle de kan portakal olanina.Kesinlikle bagimlilik yapiyor...Bir de oyle heryerde bulunmuyor.Uc sene once ilk almaya basladigim zamanlarda, markete her gidisimde aliyordum. Sonra reyonlarda bir azalma gordum, markette raflarda yerini degistirdiler. Sonra bulamaz oldum. Pfanner bir Avusturya markasi. En basta insanin gozunu doyuran buyuklukte kocaman sari bir kutusu var. Icinde de kan kirmizisi meyve suyu. Benim favorim kan kirmizisi olani ama digerleri de kesinlikle on numara. Pfanner raflardan kaldirildiktan sonra, markete, bakkala her girdigimde sorar oldum pfanner var mi diye. Iki sene once de bir bakkalda buldum, artik dura dura kutulari tozlanmis halde. Bulmusken birkac tane alacaktim, baya bir heveslenmistim. Ta ki bakkalin "Abla onlar dura dura tarihi gecti, bi daha da getirmeyecegiz" diye...Off yine basladigim yere donmustum. Pfannerim yoktu:(
Bu sene tekrar bilmegimiz bir seyler oldu ve Migros raflarinda yine yerini buldu. Tabi bizim evde de:) Herhalde plasebo etkisi yapiyor bende, sanki dogal portakal suyu icmisim gibi bir enerji geliyor. Neyse gelmese bile gelmis gibi yapmasi bile yeter. Bir de beni bir mutlu ediyor bir mutlu ediyor:) Yazarken bile agzimda garip bir gulumseme oluyor.

Simdi ben esime kizdim ya...Hani peyniri yedi yaaaa... Bir pfanner bence her seyi halleder:)
`Bi cinnet herseyi halleder`-Dondurmam Gaymak'in hafizalara kazinmis repligi...Evet evet biliyorum bence de bir pfanner her seyi halleder...